Korkunç Bir Film 7: Saklama Alanım Doldu!

Hissedilen sıcaklığın eksi bin beş yüz, gerçek sıçaklığın -2 olduğu bir Kapadokya sabahıydı.

Haberin Devamı

Güneş bulutların üstünden kendini göstermeye başlıyor, etraf yavaşça aydınlanıyordu. Büyük bir sessizlik hakimdi… Fonda hiçbir müzik çalmıyor, sadece nefes alış veriş sesleri duyuluyordu. Yerden yaklaşık 5 Ağaoğlu apartmanı kadar yüksekteydik. Kapadokya’ya “gelmişken” balona binmeden olmaz demiş yetmemiş bir de üzerine bir araba parası bayılmıştık. Şaka şaka araba olmasa da bir full depo benzin parası diyelim. Neyse en azından manzara çok güzeldi, tam içimden hava ve zemin evlenme teklifi etmek için çok müsait diye geçiriyordum kii, saniyede altı yüz altmış sekiz fotoğraf çeken Çin’li turistin yanındaki tontik çocuk sevgilisine evlenme teklif etti! Deniz durur mu, hemen bu anları kayıt altına alması gerekiyordu. Isınmak için ceplerime soktuğum ellerimi sakince dışarı çıkardım. Telefonumun kilidini saatte 35 km hızda açtım, kamerayı ayarladıııım, kayıt tuşuna bastııım… Derken fonda, “Bana Kaderimin Bir Oyunu Mu Bu?” adlı nadide eser çalmaya başladı. Çünkü, saklama alanım dolmuştu!!

Haberin Devamı

Korkunç Bir Film 7: Saklama Alanım Doldu

Bir Denizz Aşırı gezmesinde başa gelebilecek en kötü şeylerin başında “ Saklama alanının dolması” yer alıyordu. Prensip olarak asla yağmurlu havayı tutturamayıp şapka takmadığım gibi, asla ders de almıyor fotoğrafları aktarmıyor veya inatla hafıza kartı satın almıyordum. Tüm Denizz Aşırı gezilerimin bir kısmı galerideki saçmik fotoğrafları silmekle geçiyordu. İlk silinenlerde bayrak her zaman, whatsapp sohbetlerinin ekran resimlerindeydi. Gıybet yapıyorsun, başkasının yazdıklarını ekran resmi alıp bir başkasına atıyorsun bari delil bırakma dimi… Whatsapp sohbetlerinin ekran resimlerini sildikten sonra, sıra kıyafet ve gelinlik modellerine geliyordu. Hepsini silmeme rağmen telefonun hafızasında hala yer açılmadıysa yemek fotoğraflarını, şişko çıktığım fotoğrafları ve aynısından on tane olan fotoğrafın dokuzunu sildiğimde gerekli yer kesin açılmış oluyordu. Saklama alanı boşaltma işlemlerini genelde tuvalete, otel odasına bıraksam da bazen olur olmadık yerlerde de aynı silme işlemlerini yapmak zorunda kalıyordum. Mesela yukarıda da bahsettiğim gibi balonda ve bir evlenme teklifinin ortasında! Daha da kötüsü çiftimiz de heyecandan fotoğraf çekemediği için şuanda evlilik teklifi temalı paylaşacak tek bir tane fotoğrafları yok. Allah düşmanımın başına vermesin! Bana bir umut “ siz çekebildiniz mi?” diye sorduklarında utancımdan yer yarılsın da içine gireyim demek isterdim ama havadaydık onu bile diyemedim. İçime içime ağladım, başımı öne eğdim ve sessizce “saklama alanım dolmuş, çekemedim” dedim. Evlenme teklifi alan kız o kadar üzüldü ki, ciğerim parçalandı. Onun yerinde olmak hiç istemezdim, keşke onu mutlu edebilseydim…Derken balon da inmişti. Hüzünlü bir şekilde çiftimizi tebrik edip yanlarından ayrıldım. Bu sırada süpersonik bir fikirle aniden bir aydınlanma yaşadım!

 

Haberin Devamı

Şuanda bizim tek umudumuz saniyede altı yüz altmış sekiz fotoğraf çeken Çinli turisti. Muhtaç olduğumuz kudret onun galerisinde mevcuttu! O Çinli buraya gelecek, bize o evlenme teklifi fotoğraflarını verecekti! Çiftimiz bu fikirle müthiş bir sevinç yaşadı, havai fişekler patlattı. Derken fotoğraf çekme hızı, yürüme hızına eş değer olan Çinli ortalardan kaybolmuştu. Onu ülkesine dönmeden bulmak zorundaydık! Gencecik yüreklerin mutluluğu için hiçbir masraftan kaçınmadık ve kaldığı oteli bulamadığımız Çinli turistin, fotoğraf çekme ihtimali olan her yere tek tek gittik. Kapadokya kazan biz kepçeydik!

1-   Göreme Açık Hava Müzesi

İlk olarak Göreme açık hava müzesine gittik. Her hangi bir turistin Kapadokya’ya geldikten sonra yapacağı ilk şey balona binmekse ikinci şey de açık hava müzesine gitmek olur her halde diye düşündük. Çünkü burası 1985 tarihinden bu yana doğal ve kültürel varlık olarak UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyordu. Kaya blokların içine oyulmuş yemekhaneler, kiliseler ve yaşam alanlarından oluşan kocaman bir kaya yerleşim alanıydı. Çinli turist kesin buradadır ve şimdiye fotoğraf sayısını kesin bin beş yüze yaklaştırmıştır diye düşünürken, insanlar M.S. IV. yüz yılda bu kayaları oyup nasıl kendilerine bir yaşam alanı yapmışlar, kocaman kayaları oyup nasıl da kilise yapmışlar diye hayretler içerisinde dolaştık. Bir yandan galerimdeki saçmik fotoğrafları silmeye devam ediyor, bir yandan bu muhteşem yerde yeni fotoğraflar çekiyor bir yandan da gözlerim Çinli turisti arıyordu. Çok işim vardı çok! Göreme açık hava müzesinin her yerini yaklaşık bir saatte dolaştık ama Çinli turisti bulamadık. Pes edecek halimiz yoktu, ikinci durağımız Uçhisar Kalesiydi!

Haberin Devamı

 Korkunç Bir Film 7: Saklama Alanım Doldu

2-   Uçhisar Kalesi

Uçhisar Kalesi Kapadokya'nın zirvesinde, en güzel manzaraya sahip noktasıdıydı, bu yüzden Çinli turist kesin buradadır diye düşündük. İnsanlar, bin yıldan fazla süre boyunca hatta 1950'li yıllara kadar kale içine oyulmuş odalarda yaşamış. Uçhisar kalesi Kapadokya’nın en şükela bölgesinde yer aldığından en bombastik fotoğraflar da tabii ki burada çekiliyordu. Bölgedeki birçok vadinin yanısıra Peribacaları'nın oluşmasında büyük öneme sahip Hasan ve Erciyes dağlarının heybetli manzarasının izlenebildiği bir yer olması nedeniyle de ziyaretçi akınına uğramıştı. Bütün uzak doğu and biz Uçhisar Kalesindeydik ama bizim Çinli turist yoktu! Neyse biraz soluklanalımdı ve bu manzaranın tadını çıkaralımdı! Saklama alanımızı da boşalttığımıza göre bir de fotoğraf çekinirsek tadından yenmezdi…

Haberin Devamı

Korkunç Bir Film 7: Saklama Alanım Doldu

3-    Paşabağ ve Zelve

Avanos-Göreme yolundan Zelve istikametine gidelim dedik. Bu sefer seni bulacağuz oğlum diye de içimizden geçirdik. Zelve’ye gelmeden yaklaşık bir km kala Paşabağ diye bir vadide durduk. Bu vadide eşi benzeri olmayan mantar formundaki Peri Bacaları vardı. Bu turist kafa, Kapadokya’ya gelip Peri Bacalarını görmeden dönmezdi her halde diye düşündük. Ayrıca Peri Bacalarının aralarında yürüyüş yolları da bulunduğundan burada yürümek çok zevkliydi. Hayretler içerisinde Peri Bacalarını seyrettik. Adeta hepsi kafasında şapka olan, huni olan insanlara benziyorlardı. Bu şekiller zamanla aşına aşına nasıl ortaya çıktı diye kara kara düşünürken coğrafya hocalarımızı mezarında bir ters iki düz döndürdük, içimizden biri “bu bir mucizee yeaa deyince” de konuyu hızlıca kapattık. Zaten Çinli turisti de yine bulamamıştık. Bari buraya yakın olan Zelve’ye de geçelim dedik. Zelve, Kapadokya bölgesinin en eski ve en uzun süre kullanılmış yerleşim alanıydı. İçinde manastırlar, kiliseler, kaya evler vardı. Çok tırmanmalı, zıplamalı atlamalı bir yer olduğundan spor ayakkabılı olduğumuz için grup olarak bir dakikalık saygı duruşunun ardından, bir tur da şükür duası ettik.

Haberin Devamı

Korkunç Bir Film 7: Saklama Alanım Doldu

 

Korkunç Bir Film 7: Saklama Alanım Doldu

4-    Ihlara Vadisi

Ahan da şimdi bittiğimizin resmidir. Aşırı geziyoruz dedik ama biz de insanız arada yorulabiliyoruz. Sebastian bana bir adet patatesli gözleme bir de teleferik getir annem hadi. Buraya inmek var geri çıkmak yok. Ihlara vadisi büyülü bir yer. Hasandağı volkanından püskürtülen lavların akarsu aşındırması sonucunda oluşan bir vadiymiş. Ayrıca dünyanın en büyük kanyonlarından biri olarak Kapadokya’nın doğal zenginliklerinden biri. Vadinin içinde birçok kilise var, yılanlı kilise, sümbüllü kilise gibi. Ama biz Melendiz Çayının dibinde oturup ayaklarımızı som soğuk suya şapıdık diye sokmayı ve ördekleri izlemeyi böylece biraz soluklanmayı tercih ettik. Melendiz çayı boyunca yürüme alanı var. Azıcık yürüyünce çardakların, tuvaletin, ve ördeklerin olduğu şeker bir işletme gördük. Orada da oturduk, Çinli turisti arayacağız diye bu günün double Türk kahvesini de içememiştim, bu iyi olmuştu. Kahvemi içtim, saklama alanım yeteri kadar boşaldığı için bir de güzel fotoğraf patlattım! Ohh keyfime diyecek yok… Gün bitmek üzereydi. Çinli turisti bulabileceğimiz tek bir yer kalmıştı…

Korkunç Bir Film 7: Saklama Alanım Doldu

5-Kızılçukur Vadisi

Saat 18.00’a geliyordu. Bize 18.10’da güneş batmaya başlar ve güneşin batışı da en güzel Kızılçukur’da izlenir demişlerdi. Hızlıca Kızılçukur’a gittik. Bölgede nadir bulunan kızıl-tüf-kaya oluşumlarının çoğu buradaydı ve vadi güneşin batışıyla iyice kızıla bürünüyordu. Gün batımını seyretmek isteyen yerli ve yabancı turistlerin kalabalıklarca ziyaret ettiği bir yerdi. Herkes ellerine sıcak şarabını almış güneşin batmasını bekliyordu. O da ne! Bizim Çinli turist de oradaydı. Kamerasını çıkarmış hazır ve nazırdı. Yanına koştuk. Durumu ingilizce anlattık. Canım turist bizi yanıltmamış, evlilik teklifini en ufacık ayrıntısına kadar çekmişti. Çiftimiz fotoğrafları ve videoları aldı. Ortam bir şenlik havasına dönüştü. Güneş de batmak üzereydi, turuncudan kırmızıya müthiş bir renk cümbüşü oluştu. Mutlu sondu, şarap sıcaktı, güneş batmıştı, iyi ki de Kapadokya’ya gelmiştik. Burası bir harikaydı! Bir sonraki Denizz Aşırı hikayesine kadar öpüldünüz.  Örtmen geldi bye…

 Korkunç Bir Film 7: Saklama Alanım Doldu

 

Yazarın Tüm Yazıları