"Deniz Gök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Gök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Gök

Bizde Olsa!

Mayıs ayının ilk haftasıydı. Artık gerçekten yaz geldi diye sevindiğimiz, şu ana göre nispeten daha fazla ısındığımız günlerden biriydi. Ben hayatımda ilk defa yaz aylarına yaklaştıkça havaların daha da soğuduğuna şahit oluyorum. Acaba hiçbirimize haber vermeden bizi güney yarım küreye mi taşıyorlar diye düşünmeden edemiyorum. Neysesine gelirsek ben mini eteğimi giymişim, tabi o zamanlar hava sıcak böyle değil, layla layla laylaa diye şirkete gidiyorum adeta bir telatabi neşesindeyim. İçimde sanki yakın zamanda bir iş seyahati varmışçasına bir mutluluk var ne yalan söyleyeyim…

Ofise bir girdim ki patroşkam o altın kaplama, o UNESCO tarafından koruma altına alınmış, o etrafına kırmızı şeritler çekip Japon turistlerin fotoğraf çekmesine izin verdiğimiz, o yetişkine tam öğrencilere yüzde elli indirimli olarak ziyarete açtığımız, şaka şaka kedi oturmasın diye ters çevirdiğimiz koltuğunda oturmuş beni bekliyor. Çok neşeli olduğunu söyleyemeceğim tabii ki, bu aralar benden önce işe gelme rekorunu elinde bulunduruyor. Onun bu somurtuk halini hiç umursamadan yanına gittim ve son derece sevindirik bir şekilde “günaydın hocam” dedim. Patroşka bu durur mu misliyle karşılık verdi tabi  “sensin günaydın”. Yılmadım, “ çok sevinçli bir haberim var” diye devam ettim. O da somurtma konusunda and içmiş olmalı ki “ne” diye bile sormadı. “ 1 kg 100 gram vermişim” dedim “ bunun neresi sevinçli anlamadım, zaten mutlaka geri alırsın” dedi. Ay Allah’ım bu adam resmen negatif olmak için yemin etmişti, kendimi şuan trenle Hogwarts Büyücülük okuluna giderken ruh emicilerin öpücüğüne yakalanan Harry Potter gibi hissediyordum.

Şimdi sakin ol ve o negatifliği yere bırak dostum demek isterdim ama her ay maaşımı tıkır tıkır hesabıma yatırdığı için diyemedim beybisiler. Derken caaağnım patroşkam, ki beni mutlu edecek bir şeyler söylediğinde ben ona hep “caaağnım” derdim, o sihirli iki cümleyi kurdu. “ Yakın zamanda iki tane iş seyahatimiz var birine sen de geleceksin”.  O sırada neden ikisine birden gitmiyorum yıa diye bir çirkeflik yapmak istemedim ama içimden bir sorgulamadım değil. Neysesine gelirsek tabii ki yurt dışı olan seyahete gitmek için damarlarımdaki asil kanı ve muhtaç olduğum kudretimi de yanıma alıp, kanımın son damlasına kadar mücadele ettim, cebren ve hileyle birkaç gün sonra kendimi Münih uçağında buldum!

Denizz Aşırı Münih için çok heyecanlıydım. Yine @denizzgok Instagram hesabımın yedi sülalesini ağlatacak kadar paylaşım yapacaktım, telefonumun hafızası adeta bir haneye tecavüz yaşayacaktı. Bir fotoğrafları gönder bana börekler açayım sana seyahatine daha hoş geldiniz derken, bu #denizzasiri seyahetten başka bir tespitle döndüm. Ekipte, uçaktan indiğimiz andan beri, tüm cümlelerine “bizde olsa” diye başlayan Avrupa aşığı bir abimiz vardı. Tamam biz de Avrupayı aşırı seviyoruz ama bu kadar da değildi.

Bizi havaalanından otelimize götürmek için gelen transfer aracımıza bindik, ve yolculuk sırasında gerçekten muhteşem yeşil alanlar gördük. Avrupa aşığı abimiz tüm seyahat boyunca kuracağı “bizde olsa” cümlelerinin ilkini işte tam bu sırada söyledi. “ Şu çimenlerin, şu yeşilliğin güzelliğine bakın bizde olsa böyle mi olur. Çer çöp pislik içinde olur.” Ya abi yapma etme tamam kabul ediyorum millet olarak aşırı temiz olduğumuz söylenemez ama bizdeki yeşillik, bizdeki doğa dünyanın neresinde var Allah aşkına. Altı üstü çimenlik bir alan abartmayalım. Doğaysa doğa, yeşillikse yeşillik bizde de var yani. Ayrıca üstünde mangal yakamıyorsam neyleyim yeşillik alanı diye de ekledim J İçimdeki milliyetçi ruhun dışarı çıktığı dakikalardaydık, Sezarın hakkı Sezara ama çimenlik bir alan için de ülkemizi gömdüremezdik.

Otele vardık asansöre binip odalarımıza çıkacaktık. Bu sırada asansöre bir Alman bindi ve bize gülümseyerek “günaydın” dedi. Abimiz yine “ bak insanlar ne güzel gülümseyerek günaydın diyorlar, bizde olsa hiçbir şey söylemeden binerdi” Abicim tamam kibar insanlar, asansöre binerken günaydın diyip gülümsüyorlar ama odanda azıcık gürültü yap bakalım, seni birkez bile uyarmadan resepsiyonu dayamıyorlar mı kapına? Bizde olsa, gelip “ kardeşim bu ne gürültü çocuk uyuyor ama yanda ayıp oluyor” derler en azından. Bunlar asansörde günaydın derler ama, park halindeki araban azıcık sınırı aşıp onun evinin önüne gelsin, bak bakalım polis hemen gelip ceza yazmıyor mu sana? Bizde olsa o park yerine taş koyulur ama yine de komşu polise şikayet edilmez. Bizde en azından bir erken uyarı sistemi var.

Neyse odalarımıza yerleşip kahvaltı yapabileceğimiz bir yere gittik. Siparişler verildi ve kısa bir süre sonra da mamalarımıza kavuştuk. Avrupa aşığı abi bu durur mu yapıştırdı tabi. “ şu hizmetin güzelliğine bakın bizde olsa on kere hatırlatmıştık nerede benim omletim diye” Abi yapma gözünü seveyim bizdeki hizmet başka nerede var. Bizim garsonlarımız, sırf masa fotoğrafı, doğumgünü fotoğrafı çekebilmek için dört yıl fotoğrafçılık okuyorlar. E bana da geldiler, Deniz bu durur mu ben de yapıştırdım tabi. Sen şimdi burada içtiğin her çaya para ödeyeceksin ama “bizde olsa” hesaptan sonraki çaylar müesseden olurdu!     

Kahvaltımızı bitirip şehri şöyle bir turlayalım dedik. Önümüzde gerçekten aşırı güzel, mini etekli manken gibi kızlar yürüyordu. Sıradaki “bizde olsa” cümlesi, Avrupa aşığı abimiz için 500.000 TL’lik soru değerindeydi. Var Mısın Yok Musun’daki Hamdi bey arayıp iki mislini teklif etse kabul etmezdi. “ Şu kızlara bak ne kadar özgür ve rahatlar, bizde olsa böyle rahat rahat mini etekle dolaşabilirler mi?” dedi ve demesiyle birlikte bir Alman genç grubunun kızlara laf atması bir oldu. Aşk da Deniz de tesadüfleri severdi çünkü sokakta milyorlarca laf yemesine rağmen inatla mini etekle dolaşmaya devam eden biri olarak elimde abimizin bu tezini çürütebilecek hiçbir argüman yoktu. Çünkü kadın olmak dünyanın her yerinde çok zordu. Önemli olan hiç kimsenin istediği kalıba girmeden, insanların dediklerini umursamadan, özgürce giyinip sokakta dolaşabilmekti. Laf atan dingiller dünyanın her yerindeydi, yeter ki onları susturabilen yaptırımlar olabilsindi. Sonuç olarak bu hikayenin amacı, biz mini etek giymeye devam edeceğiz, onlar susmayı öğrenecek!

Şaka şaka aslında amaç bu değildi hikaye başka yere gitti. Ama olsun bence güzel bir yere gitti. Demem o ki, evet başka ülkeleri görmek, bam başka kültürleri, insanları tanımak çok güzel. Bunu Denizz Aşırı gezmeyi çok seven biri olarak söylüyorum ama her #denizzasiri nın en güzel tarafı Türkiye’ye, sevdiklerimin yanına dönmek oluyor. Gezmeyi çok sevin, her fırsatta başka ülkeleri, başka şehirleri, başka insanları tanımaya çalışın ama bunu yaparken “bizde olsa” şöyle olurdu, böyle olurdu gibi eleştiriler yapacağınıza, o anın tadını çıkarın. Yaşadığınız yeri sevin ve başka ülkelerdeki yeşil çimlik alanları övüp, buraya gelip sokaklara çöp atmayın. Yurt dışında kırmızı ışıkta duran insanları övüp, burada aynı kırmızı ışıkta kendinizi yola atmayın. Avrupadaki trafik kurallarına uyma prensiplerini övüp, burada sinyal vermeden kimseyi sollamayın. Unutmayın ülkeleri ülke yapan, içinde yaşayan insanlardır. Biz değişirsek, her şey değişir. Bize bugün  okulda ülkesini sevmeyi öğrettiler,  örtmen geldi byee!

X