"Deniz Gök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Gök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Gök

Ay seni çıtır çıtır yemeli!

Güneşin parlak ötesi olduğu, hatta yatak odamın içine hunharca girdiği bir de yetmezmiş gibi acımadan gözlerimi deldiği bir sabaha uyanmıştım.

Normalde hava aşırı güneşli olunca, mus mutlu uyanmam gerekirdi ama ben bu sabah nedense içimde kötü bir hisle uyanmıştım. İçimdeki ses, sağolsun beni hiçbir zaman yanıltmaz diye ilk iş telefonumu elime aldım. Her halde son paylaştığım fotoğraf elli beğeninin altında kaldı diye düşündüm. Yooo, fotoğrafım aslanlar gibi de yüz beğeniyi geçmişti. E o zaman son yüklediğim instastory hiç izlenmemiş olmalı ki ben böyle içime bir patates çuvalı oturmuş gibi uyandım dedim. Baktım o da yürümüş gitmiş. Haaa şimdi anlaşıldı, o zaman bizim kızlar beni whatsapp grubundan attı her halde dedim. Çünkü en son yatmadan önce yürek yemiş gibi, dürüstlük rekoru kırıp en alınganına çok kilo aldığını söylemiştim. Napıyım huyum kurusun içimde tutamıyorum. Gerçekten çok kilo aldı, böyle giderse aya roketsiz giden ilk Türk olacak. Neyse beybisiler, sonuç olarak whatsapp grubundan da atılmamıştım, ama bir önceki cümlem yüzünden artık gönül rahatlığıyla atılabilirim diye düşünüyorum.

Ay bu içimdeki sıkıntının sebebi ne o zaman lanet gitsin diye düşünürken, beklenen mail kutuma düşmüştü. Ve bilin bakalım kimdendi? Tabii ki bu şeref, hem her mutluş günün hem de en dram ötesi günün tek mimarı Patroşkama aitti. Sadece yetişkin bir Patroşka tek lafıyla tüm gününüzün bombastik veya yerlerde geçmesini sağlayabilirdi.  Bir tek “ Neredesin?”  yazan maille uzun süre bakıştık. Ben sevgilimle bu kadar bakışsam şimdiye ikinci çocuğuma bebek odası takımı bakıyor olurdum diye düşündüm. Şimdi evdeyim desem ayıp olacak, yataktayım desem daha da ayıp olacak. En iyisi “ yoldayım, 5 dakika sonra ofisteyim” diyim dedim. Sonra Allahım sen bana akıl verdin ama keşke kullanma kılavuzunu da göndereydin diye ağladım. 5 dakikada nasıl ofiste olacaktım? Çok geçmeden Patroşkadan cevap geldi “OK”. Google translate e “ bunu mu demek istediniz?” e en çok ihtiyaç duyduğum dakikalardaydık. Bu “OK” adeta bir Nuri Bilge Ceylan filmiydi de haberi yoktu. Kim bilir altında ne cümleler yatıyordu? Sıradaki şarkı Kamuran Akkor’dan Deniz’e geliyordu… Kim biliiir, kim biliiir, kim biliiir, kim bilir!

OK ne? OK gel bekliyorum mu, OK sadece merak etmiştim mi, OK Denizcim gelme kahvaltı yap mı? Bu sondaki değildi orası kesindi. 5 dakikanın 3 dakikası bu şekilde geçmişti. En iyisi ben hazırlanıp ofise gideyimdi. Kendi hazırlanma rekorumu egale ettikten sonra, ofisin kapısından içeri girmek üzereydim. Kendimi Kim Milyoner Olmak İster yarışmasına katılanlar gibi yok yok Survivor’da dokunulmazlık oyununa çıkacaklar gibi heyecanlı hissediyordum. Ofiste fırtına öncesi sessizlik hakimdi. Bir ben bir de O vardı… Allahım dedim acaba ne yaptım? Acaba dün akşam uyku sersemi “ çok kilo aldın” mesajını bir kanal müdürüne filan mı yolladım, yaparım yani çünkü şaşırmam. Çaktırmadan  baktım, yok henüz o kadar delirmemişim. Ay o zaman bu adam bana niye böyle bakıyordu. “Denizcim otur” dedi. Allah dedim Deniz’den Cim seviyesine çıktıysak, dizi sektörü benim yüzümden battı her halde. Oturdum… Kalbim yerinden çıkma alıştırmaları yapıyordu ama Patroşkamın az sonra söylediklerini duyunca çıkmasıyla durması bir oldu. “ Bak Deniz’cim, bugüne kadarki çalışmaların için çok teşekkür ederiz, ama artık yolumuza seninle devam edemeyeceğiz. Sen de bu sayede doğum gününü rahat rahat  bir on gün daha kutlayabilirsin.” Dedi “ Ne de olsa bundan sonra çok vaktin olacak” diye de ekledi…

Bir daha asla zayıflayamayacağımı öğrenmek çarpı bin beş yüzdü içimdeki duygu. Kendimi Çin’den verdiği sipariş bir türlü gelmeyen, her kapı açıldığında kargocu mu acaba diye bakan kız kadar umutsuz hissediyordum. Hiçbir şey demeden ofisten çıktım. Neyse en azından her hafta Hürriyet’te yazıyordum, hala mutlu olmak için bir adet motivasyonum daha var diye düşünürken telefonum çaldı. O bir adet motivasyonum da, yazılarımın hiç okunmadığını ve beğenilmediğini duyunca yerle bir oldu. “ Bu hafta son yazını yaz Denizcim” dediklerinde ise motivasyonum bir daha su yüzüne çıkmamak üzere, karanlık sulara gömülmüştü. Zaten hiçbir felaket tek başına gelmezdi =(

Bu gece son, biraz sonraa, bu sitedeen son kez çıkıp yinee kendimi vuracağım yollara sevgili okuyucu. Bu size son yazım, bu size hüzünlü bir vedam olsun canım okuyucu. DERMİŞİİİİM, AY SENİİİ ÇOK SEVMELİİİ, AY SENİ ÇITIR ÇITIIR YEMELİİ BEBEK OKUYUCU! Hihihihih şakaa yaptıımmm, kızdınız mı? Hepsi kocamaan bir şakaydıı, bugün 3 Nisan diye, 1 Nisan şakasını atlayacağımı mı sandınız. Ni ha ha, hiçbir yere gitmiyorum! Her pazartesi trafikte, ofiste, okulda, evde her yerde sizi bulup, tepenize çöreklenmeye devam edeceğim. Daha anlatacak çok Denizz Aşırı hikaye var. Daha yapacak çok dizi film var. Ama 1 Nisan şakasında bir dünya devi annem varken benim de bu şekilde olmam kaçınılmazdı diye düşünüyorum. Merak edenler @denizzgok instagram hesabımdan annemin yaptığı bir şakanın videosunu izleyebilir. Ben de bu sırada annemin 1 Nisan’da yaptığı top 3 şakayı anlatayım.

1) YETİŞ KAPIYI ZORLUYORLAR

Annemin deliliklerine o kadar alışkınız ki, ailecek her 1 Nisan’da onun telefonlarını açmayacağımıza, açarsak bile ona inanmayacağımıza söz veririz. Ama ne yapar eder, öyle şeyler söyler ki, bir şekilde insanda “ ya gerçekse, aman yemişim şakasını” duygusunu uyandırır. Bu yıl ki şakası babamın kalp krizi geçirmesine sebep oluyormuş  az kalsın. Babamı aramış. Babam, tabii huyunu bildiği için açmamış önce telefonunu. Bizimki durur mu ısrarla 5-6 kere arayınca babam da açmış. Annem oscarlık oyuncular gibi hüngür foşkır ağlıyormuş “ Mustafa yetiş, kurtar beni, bir grup adam kapıyı zorluyor içeri gelecekler” Bunu en korkmuş sesiyle ve ağlayarak söylemiş ardından da telefonu kapatmış. Hangi erkek karısından böyle şeyler duyduktan sonra 1 Nisan’ı aklına getirebilir ki? Zavallı adamcağız da koşarak eve gelmiş. Nefes nefese… Annem kapıyı açar açmaz kahkaha atarak 1 NİSAAAN diye bağırmış, gülmekten yerlere filan düşmüş. Sonrasında, hastane yolları taştan. Babamın tansiyonu 19 a 15 olmuş, ne o annem şaka yapacak!

2) BENİ TUTUKLADILAR!

Annem her işe burnunu sokan, istediği zaman mimar, istediği zaman öğretmen, yer yer avukat, çoğu zaman da doktor olduğu için, ailecek bir gün başına kötü bir şey geleceğini düşünür ve onu bununla ilgili sürekli uyarırız. Mesela bisikletten düşen birini gördüğünde doktorculuk oynamaması gerektiğini, tek yapması gerekenenin 112’yi arayıp ambulans çağırmak olduğunu, düşen adama bir şey olursa kendisinin suçlu olacağını söyleriz ama o bizi asla dinlemez. Yine bir gün evin önünde bisikletten bir çocuk düştü. Bizim doktor durur mu koştu hemen tabii, kendince ilk acil müdaheleyi yaptı filan. Sonra da ambulans geldi çocuğu götürdü. Bir gün sonra annem beni aradı, “ Deniz beni karakola götürüyorlar, dün bisikletten düşen çocuk vefat etmiş, görenler de benim ilk yardım yaptığımı söylemişler, ölüme sebebiyet vermekten sorguya götürülüyorum” Da da dan! O sırada ne 1 Nisan ne de başka bir şey. Bir de hikayenin gerçek olduğunu dün görmüşüm, zaten bir gün başına geleceğini beklediğimiz bir şey. Panikle karakola gittim tabi. Annem filan yok, bir telefon daha geldi o sırada 1 NİSAAAAN! Bu arada bu şakayı bu yıl da başkasına yaptı, her yıl iş yapıyor bu şaka =) @denizzgok instagram hesabımdan izleyebilirsiniiiz.

3) HAMİLEYİM

Ve dev bir klişe. Bu şakayı başta babam olmak üzere hiçbirimiz asla yemiyoruz ama annem kandıracak birilerini mutlaka buluyor. En çok da rahmetli babaanneme üzülmüştüm. Hamileyim dedikten sonra, kadıncağız o kadar çok sevinmiş ki, 1 NİSAAN demesine rağmen hala inanmamış. Sevinmeye devam etmiş. Yetmemiş annemi üç gün evden çıkarmamış. Çocuğu aldırmasından korkmuş. Annem vallahi çocuk yok demesine, yeminler etmesine rağmen, sen doğur ben bakarım ne olur diye yalvarmış günlerce. Bu da anneme kocamaaan bir ceza olmuş, oh olmuş.

İşte böyleee, bu manyak annenin, böyle de manyak kızı oluur. Birlikte gülüp eğlendiysek ne mutlu bana. Sizi çok öpüyooor, ve aşırı seviyoruum. Bir sonraki haftaya kadar mutluş kalın, örtmen geldi byee!

X