"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

Yuh olsun!

Konya’da oynanan Türkiye-İzlanda maçı öncesinde Ankara’da ölen 97 canımız için saygı duruşunda bulunuluyor, bir grup kendini bilmez yuhalıyor...

“Ya Allah bismillah Allahuekber” diye sloganlar atıyor...
Sosyal medya da tribünler gibi anında ikiye bölünüyor; bir grup yuhalayanları alkışlıyor, diğer grup “Ayıptır, insanlığınızdan utanın” diyor.
Sonra 89’uncu dakikada Selçuk İnan zaferi getiren golü atıyor.
Selçuk’un kökeniyle ilgili tartışmalar başlıyor, Hatay Alevisi olması üzerine tartışmalar yaşanıyor...
Sonra kalkıp “Artık ortak keder ve zafer bile Türkleri bir araya getirmiyor” diyen New York Times’a kızıyoruz.
Haksız mı?
Ortak kederimiz mi kaldı, ortak zaferimiz mi?
Bir bilim insanımız Nobel’i kazanıyor, hep birlikte sevinemiyoruz...
97 insanımız hain bir saldırıda ölüyor, hep birlikte üzülemiyoruz...
Bizi en çok birleştiren futbolda bile Avrupa Şampiyonası’na gitmeye hak kazanıyoruz, hep birlikte doya doya sevinemiyoruz...
Kim ayrıştırdı bizi böyle?
Kim kutuplaştırdı?
Ortak kederleri ve zaferlerimizi bile yok eden tohumları kim ekti?
Asıl onlara yuh olsun!



Allah yüzümüze baktı

Türkiye’nin doğrudan Avrupa Futbol Şampiyonası’na katılması çok düşük bir olasılıktı.
Üç-beş kombinasyonun bir araya gelmesiyle olacak şeydi...
* Biz İzlanda’yı yeneceğiz...
* Hollanda, evinde Çek Cumhuriyeti’ne yenilecek...
* Kazakistan, deplasmanda Letonya’yı mağlup edecek...
* Yetmeyecek, bir gün önce Ukrayna evinde İspanya’ya yenilecek...
Olmayacak şey oldu ve bunların tamamı birden gerçekleşti.
Türkiye, 2016 haziranında Fransa’da yapılacak Avrupa Futbol Şampiyonası’na doğrudan katılmaya hak kazandı.
Belki play-off oynayarak da turnuva vizesi alacaktık ama bu sonuçlara söylenecek tek bir şey var:
Allah yüzümüze baktı...

Tek sorduğumuz soru: “Lig TV abonesi misiniz?”


Televizyon İzleme Araştırmaları Kurumu’nun (TİAK) reyting sistemine yeni dahil edilecek deneklere “Hangi kanalı izliyorsunuz?” diye sorup sormadığını gündeme taşımıştım...
Şeffaflık açısından deneklerle yapılan anketin kamuoyuyla paylaşılmasını, kafalardaki soru işaretinin giderilmesini istemiştim...
TİAK Genel Müdürü Dursun Güleryüz aradı.
Yönetmelik gereği her yıl reyting panelinin yüzde 20’sinin yenilendiğini, bunun rutin bir işlem olduğunu, TÜİK’ten (Türkiye İstatistik Kurumu) elde edilen sosyo-ekonomik yapılara göre anketler yaptıklarını söyledi.
Halen Türkiye’de 4 bin 100 hanede reyting ölçümü yapılıyor, her sene olduğu gibi bu yıl da bunun yüzde 20’si değişecek.
Değişecek 820 hane için TİAK, TÜİK’ten 130 bin adres almış, uygun olan 45 bininde halen anket yaptırıyor.
Anket soru formunda kesinlikle “Hangi kanalı izliyorsunuz?” gibi bir soru olmadığını söyledi Dursun Güleryüz.
Kanallarla ilgili tek sorunun, uydudan yayın izleyenlere yöneltilen “Lig TV abonesi misiniz?” sorusu olduğunu belirtti.
Bu sorunun da uydu tasnifi için gerekli olduğunu söyledi.
Bunun dışında herhangi bir kanalla ilgili herhangi bir soru yer almıyormuş.
“Anket formunu paylaşır mısınız benimle?” dedim.
Tamamen tablet üzerinde olan özel bir yazılımla yapılıyormuş anketler.
Anketörler hangi eve gideceklerini bile son anda öğreniyorlar, anketi tamamlayıp onayladıktan sonra bir daha açamıyorlarmış.
“Kağıt olarak bile elimizde bir anket formu yok” dedi Güleryüz...
Yeni denek belirlemek için yapılan bu anketler üç bölümden oluşuyormuş.
Birinci bölüm; eğitim, meslek gibi kişisel bilgiler...
İkinci bölüm; yayını nasıl aldığı (uydu mu, karasal mı)...
Üçüncü bölüm; sahip olduğu televizyonun özellikleri (tüplü mü, akıllı mı vs)...
Bu arada Türkiye’de yayınların nasıl izlendiğiyle ilgili son bilgiyi de öğrendim.
Karasaldan izleyenlerin oranı yüzde 16’lardan 1,87’ye düşmüş.
Kablodan izleyenlerin oranı yüzde 3.88’e gerilemiş.
Uydudan izleyenlerin oranı ise yüzde 94.25’e yükselmiş. (Bunun içinde Teledünya, D-Smart, Digiturk gibi platformların tamamı yer alıyor.)



‘Seks satar’ lafının tahtı sallanıyor

Geçen hafta Pirelli Takvimi’nin aldığı tarihi kararı yazmıştım; 2016 takviminde çıplak kadın fotoğrafı kullanmayacaklar.
Önceki gün de Playboy tarihi bir karar açıkladı: Dergilerinde çıplak kadın kullanmayacaklar artık.
Dijital devrim, çıplaklığı o kadar çok gözümüze soktu ki... İnternette çıplaklıktan geçilmiyor günümüz dünyasında.
Bu yüzden çıplaklık üzerine var olan markalar bile yavaş yavaş bu alandan çekilmeye başladı.
İflasın eşiğine gelen Playboy’unki tamamen ticari bir karar.
Ancak görünen o ki, modern dünyada ‘seks satar’ lafının tahtı ciddi şekilde sallanmaya başladı.
Çünkü çıplaklık en kolay ulaşılan şey oldu...

X