"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

Özel yazışmalarımızı nasıl yayınlarsın Hande Yener?

Hande Yener’in Demet Akalın’a uzaklaştırma kararı aldırdığı dava dosyasında benimle Hande Yener arasındaki özel WhatsApp yazışmalarımız da yer alıyormuş meğer...

Dün öğrendim bunu...
Hande Yener, Demet Akalın’la ilgili yazışmalarımızı benden izinsiz mahkemeye kanıt olarak sunmuş.
Üstelik konuyu tekrar tekrar kendisine anlatmama rağmen.
1 ay önce İzmir’de Star’ın muhabirini basın toplantısından uzaklaştırttığı saatte Hande’ye bir mesaj atmıştım.
O mesajda Demet’in muhabirlere, “Sizi ben İzmir’e götüreceğim ama Hande’yi çekmeyeceksiniz” dediği iddiasıyla ilgili bir şey yazmıştım Hande’ye...
Almış bu özel yazışmamızı dava dosyasına koymuş.
Bakın Demet, benim için bunları yapıyor diye.
Oysa daha sonra bunu muhabirlere teklif edenin Demet değil, fuarda yer alan bir firmanın sahibi olduğu ortaya çıkmıştı.
Ben bunu Hande’ye telefonda söyledim.
WhatsApp’tan kendisine yazdım.
Gazetede köşemde işin doğrusunu aktardım.
Televizyonda Demet’in böyle bir şey yapmadığını defalarca söyledim.
Yetmedi, Hülya Avşar’ın çekimine geldiğinde kuliste Hande’nin yüzüne bizzat anlattım bunu.
Buna rağmen Hande, almış bu mesajlaşmamızı dava dosyasına koymuş.
İki kere ayıp ettin Hande:
1- Doğru olmadığını her mecrada defalarca söylediğim benim mesajımı, doğru olmadığını bile bile kanıt olarak Demet’e karşı açtığın uzaklaştırma kararında kullandın.
2- Velev ki doğru olsun. Özel mesajlaşmamızı benden izin almadan ne hakla dava dosyasına ekleyebilirsin?
Hatırlar mısın, yıllar önce bir mekanda ikimizin özel konuşmalarını muhabirler izinsiz kaydedip yayınlamışlardı...
Nasıl ortalığı yıkmıştık beraber.
Şimdi aynı ayıbı sen yaptın bana, özel mesajlarımızı benden izinsiz dava dosyasına koydun.
Biliyorsun, dava açsam kazanırım...
Ama yapmayacağım.
Sadece bundan sonra sana güvenmeyeceğim, her yazdığım kelimeye dikkat edeceğim.
Bir de Demet’i arayıp özür dileyeceğim, haksız bir suçlamayla karşı karşıya kalmasına sebep olduğumuz için...
Belki sen de benden dilersin.

Keşke simitlerin kadar güzel olsaydı dünya

Cihangir’deki simitçi amcamız Feridun Abi’nin hikayesini doğalgaz patlamasının yaşanıp hayatını kaybettiği 1,5 yıl önce yazmıştım.
O günden beri Feridun Abi’nin oğlu duruyor Cihangir Firuzağa’daki simitçi tezgahının başında.
Feridun Abi hayatını kaybettikten sonra ailenin nasıl zorluklar yaşadığını, elektriklerinin kesildiğini yakından takip etmiştim.
Sağ olsun CK Boğaziçi Elektrik borçlarını yapılandırıp ailenin elektriğini açmıştı.
Aynı patlamada omuriliği kırılan taksi şoförü ise hâlâ komada, karnından besleniyor.
Üç çocuğu ve ailesi zor şartlarda yaşıyor.
Peki dava ne durumda?
Geçen gün Melis Alphan köşesinde çok güzel özetledi davada gelinen son noktayı.
İlk bilirkişi raporu, şikayete rağmen boş dairede doğalgazı kesmeyen İGDAŞ personelini ve izinsiz doğalgaz hattını değiştiren ev sahibini suçlu buluyordu.
Yeni bir bilirkişi raporu istemiş mahkeme.
Bu kez kusurlu binaya ruhsat veren Beyoğlu Belediyesi, Fen İşleri Müdürlüğü falan bulunmuş.
Melis topu taca atıyorlar, davayı sulandırıyorlar diyor.
1,5 yıl da böyle geçecektir herhalde, belki sonunda Melis de ben de takip etmeyi bırakacağız olayı.
Unutacağız belki hem simitçi amcayı hem taksi şoförünü...
Ah adalet böyle işliyor işte Feridun Abi.
Hayattayken biliyordun da, yattığın yerde de gösterdiler sana.
Keşke simitlerin kadar güzel olsaydı dünya...

Nuray Hafiftaş’a veda ederken bir hastane eleştirisi

Tıpkı Müslüm Gürses’e yapıldığı gibi Nuray Hafiftaş’a da hasta yatağında eğlence düzenlendi.
Müslüm Gürses hayatını kaybettikten sonra bu konu çok tartışılmıştı, “yoğun bakımda eğlence mi” olur diye.
Nuray Hafiftaş’a da aynı şey yapıldı; 4 Şubat’ta Dünya Kanser Günü’nde moral eğlencesi düzenlendi...
Ses sistemleri kuruldu, şarkılar söylendi...
10 gün sonra, dün öğlen kaybettik Nuray Hafiftaş’ı.
Elbette bu eğlencenin ölümünde doğrudan etkisi yoktur ama hastaneler bu tür etkinlikler konusunda neden daha titiz davranmıyorlar?
Hijyeni var, komplikasyonu var, diğer hastaların durumu var, neden bunlar göz önüne alınmıyor da sırf hastane reklamları için böyle işlere izin veriliyor?
Orası konser alanı değil, hastane!
Ne demek eğlence düzenlemek, şarkı söylemek?
10 gündür bunu yazacağım ama durumunun her gün ağırlaştığını bildiğim Nuray Hafiftaş’ı hasta yatağında üzmemek için kaleme almadım.
Ne yazık ki çok iyi bir insanı dün çok genç yaşta kaybettik.
Allah rahmet eylesin.
Umarım hastaneler bu konularda daha hassas olur bundan sonra.

X