"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

Meğer teflon sokaklar doğru çözüm değilmiş

Ben Beyoğlu ve Cihangir sokaklarının pırıl pırıl olmasını, yolların ve kaldırımların yapılmasını alkışladım ama ilk büyük yağmurda yapılanın aslında ne kadar yanlış olduğu ortaya çıktı.

Beyoğlu’nda parkeler, asfaltlar sökülerek, kaldırım taşları kaldırılarak sokakların tamamına beton döküldü.
Görüntü olarak kötü mü? Asla, tertemiz ve şık görünüyor.
Peki kullanım olarak?
İşte orada sorun var! Bunu yeni anladık.
Sokakların yapım aşaması şöyle işliyor.
Sokağın zemini önce tamamen sökülüp beton dökülüyor. Betonun üzerine Arnavut kaldırımı görünümü verilen baskılar yapılıyor.
Onun üzerine bir kimyasal dökülüp, ince bir tabaka olarak kaplanıyor.
En son olarak da vernik gibi bir cila çekiliyor tüm sokağın ve kaldırımların üzerine.
Sonuç?
Kaldırımlar ve sokağın her noktası su geçirmeyen bir plastikle kaplanmış gibi oluyor.
Aynı hastanelerde, stüdyolarda kullanılan epoksi zeminler gibi...
Parlak görünümü de kolay kolay bozulmuyor sokağın.
Şu an ortaya çıkan durum ne biliyor musun?
Kedi ve köpekler bırakın tuvaletlerini yapacak, koklayacak bir toprak parçası bile bulamıyorlar sokaklarda.
Hayvanların yollara mecburen yaptıkları kaka ve çişler asla toprak tarafından emilemiyor.
Öylece kalıyor, çünkü sokakların zemini yapışmayan teflon tavalar gibi.
Daha da önemlisi yağmur ve sel meselesi.
Yağan yağmuru bu teflon sokakların asla emmediğini son sel felaketinde yaşadık.
Suyu asla tutmuyor sokaklar; güldür güldür akıp gidiyor, sonra da şehirde alçak yerleri su basıyor.
Gezi olayları sonrasında sokaklardaki parke taş ve kaldırımların polise karşı kullanılmaması için bu çözümün bulunduğu, yekpare beton kaldırımlara dönüldüğü iddia edilmişti.
Ancak bu teflon sokakların doğru çözüm olmadığı kısa sürede ortaya çıktı, hem sokak hayvanları hem insanlar için.

 

Bir Dilber Ay bombası:Adına da Derler Seks

Gözden mi kaçtı, radyolar mı çok çalmadı anlamadım ama bence bu yazın en bomba şarkılarından biri Dilber Ay’ın söylediği; “Adına da Derler Seks”...
Türk pop müziğin en absürt şarkılarından biridir bu...
“Japone kollar açılır / Göğüsler yana saçılır / Herkesin gözü açılır / Adına da derler seks”...
Bu kadar da değil, devam ediyor:
“Kalçaları bomba gibi / Kolları da asma kabak / Gören gözler şaşı olur / Amanın kadına bak”...
60’ların başında Arif Sami Toker’in yazıp, Sevil Öztatlı’nın seslendirdiği bir şarkıdır bu.
“Talihin elinde oyuncak oldum”, “Unutun beni zalim” gibi unutulmaz eserlere imza atan, 1997’de
kaybettiğimiz usta müzisyen Toker’in bu şarkıyı neden yaptığı bugün de bilinmiyor.
10 yıl önce internette yeniden fenomen olan bu şarkıyı bulup, “Alakasız Şarkılar” albümüne koydu Yaşar Gaga...
Dilberay’a da söyletmesi albümün ismine cuk oturuyor.
Vurdu mu deviren, oturdu mu 3 kelle yiyen, hapishane programları yapan Dilber Ay’ın “Seks seks seks” diye şarkı söylemesini hâlâ dinlemediyseniz, çok şey kaçırıyorsunuz demektir.

 

Aliye öğretmen unutuldu mu?

Sezer Sezin’i herkes Şoför Nebahat olarak andı, uğurladı...
Elinden mantı yiyen, arkadaşı Hıncal Uluç bile...
Oysa benim için Sezer Sezin, Şoför Nebahat’ten önce “Vurun Kahpeye”nin Aliye öğretmeniydi.
İftiraya uğrayıp linç edilen Aliye öğretmen.
Ömer Lütfi Akad’ın bu ölümsüz filmini kimse anmadı, kimse hatırlamadı bile Aliye öğretmeni.
Tamam Sezer Sezin, Şoför Nebahat’ti ama aynı zamanda Aliye öğretmendi de...
Bu arada ısrarla ünlülerin arkasından veda töreni yapmayın dememize rağmen Sezer Sezin’e da aynı haksızlık yapıldı.
Tıpkı Fikret Hakan’ın vedasındaki gibi salon bomboş kaldı.
Kızı Ayşegül İlsever, “Bu töreni yapalım mı yapmayalım mı diye çok düşündük ama yapmaya karar verdik” dedi.
Neyse en azından düşündürtmeye başladık.
Boş koltuklara törenlerin yapılmadığı günler de gelecektir.

 

Havalimanı güvenliğinden Amerika’nın kazandığı milyonlar

Havacılıkta artan terör tehdidi yeni güvenlik önlemlerini de beraberinde getiriyor.
Atatürk Havalimanı’na 10 adet kurulan vücut tarama sistemi önceki gün kullanılmaya başlandı.
Tanesi 600 bin lira bu aletlerin. 10 tanesi 6 milyon dolar...
Ankara ve İzmir Havalimanları için de dörder tane daha alınacak.
Sadece bu kadar mı?
Bilgisayarları ve çantaları kontrol eden, ETD adıyla bilinen patlayıcı madde iz dedektörleri var.
Bunlar ucuz; tanesi 45 bin dolar.
Son laptop yasağınının kalkması için, Amerika uçuşlarında kullanılmak üzere 35 tane kuruldu Atatürk havalimanına:
Toplam maliyeti 1 milyon 575 bin dolar...
Bitmedi.
Clearscan adı verilen özel bir tomografik tarama ve kontrol sistemi var.
Ulaştırma Bakanlığı gelecek yıl kullanılmaya başlanacak bu sistemden iki adet aldı; tanesi 1 milyon 250 bin dolar.
Bunlar sadece bizim şimdilik ve tek bir havalimanı için ödediğimiz...
Dünyadaki havalimanı sayısını ve yapılan satışı düşünün.
Üstelik Uluslararsı Sivil Havacılık Örgütü, 2018 Haziran’ında tüm dünyada yeni güvenlik tedbirleri uygulamaya koyacak.
Peki kim üretiyor bu havalimanı güvenlik cihazlarını?
Neredeyse tamamı ABD tarafından teknolojilendirilip üretiliyor, sertifikalandırıp satılıyor.
Tavşana kaç, tazıyı tut hesabı...
Havalimanı güvenliği için ödediğimiz milyon dolarlar, ödeyeceklerimizin yanında hiçbir şey değil daha.
Sadece bizim için değil, tüm dünya milletleri için geçerli bir durum bu.

 

 

X