"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

Gazeteci gazeteciyi haber yapmaz!

Hürriyet’e ilk girdiğimiz 1992 yılıydı, HBB’ye Mesut’la (Yar) her gece 10’da On programını yapıyoruz...

Önümüze bir haber geldi...
Dönemin ünlü gazetecilerinden birinin yasak aşkı.
“Bombayı patlattık” diye bir heves koştuk biz Hafta Sonu gazetesine...
Böyle böyle diye anlattık haberi. Gazeteci şu, sevgilisi bu... Ballandıra ballandıra anlatıyoruz. Hafta Sonu’nun o dönem Genel Yayın Yönetmeni olan Uğur Güneri bizi dinledi dinledi...
“Çocuklar size bir şey söyleleyim mi” dediktikten sonra, ilk gazetecilik derslerimizden birini verdi: “Gazeteci gazetecinin haberini, yapmaz. Unutun bunu.” Gerçekten de, bugün de hala köşe yazarlığı yapan o gazeteciyle ilgili o haber hiçbir zaman yapılmadı...
Biz de unuttuk gitti... Peki yıllar sonra nereden aklıma geldi bu olay... Dünkü Günaydın’da Ahmet Hakan’ın fotoğraflarını görünce... Ahmet’in bu fotoğrafları 90’larda çekilse gazetelere haber olmaz, görmezden gelecek editörler, yayın yönetmenleri mutlaka bulunurdu...
Ama bugün kurallar değişti. “Gazeteci gazetecinin haberini, yapmaz”, Bab-ı Ali’nin yazılı olmayan centilmenlik kurallarından biriydi.
Doğru mudur, yanlış mıdır ayrı bir tartışma konusu. Bu kural yıkılalı çok oldu. Bırakın gazetecinin gazeteciyi haber yapmamasını... İtibarsızlaştırmak için...
Bel altından vurmak için... Hedef göstermek için özellikle haber yapılıyor artık. Tamam Bab-ı Ali’nin bu eski kuralı günümüz için çok naïf ve anlamsız...
Ama son 10 yılda gazetecinin gazeteciye yaptığını da akrep akrebe yapmaz be birader...


Her yer Tayyip her yer Erdoğan

Ben böyle bir şey görmedim, her yer, dağ taş, dere tepe toprak ve de deniz, dört bir tarafımız Tayyip Erdoğan afişleri, ilanlarıyla dolu...
Bilboardların yanına bez afişler asılmış...
Işıklı raketlerin yanına, flamalar konmuş...
Yollardaki elektrik direklerine asılan flamaların yanına, yetmemiş afişler yapıştırılmış...
Zaten gazeteler, televizyon ve radyolarda hep o var...
Şimdi kendinizi yurt dışından gelmiş bir turist olarak kabul edin, ne düşünürsünüz?
“Oh mis gibi demokrasi var, adaylar eşit şekilde seçim yarışına giriyor” mu dersiniz...
“Her yerde aynı adamın fotoğraflarının bulunduğu tek adam yönetimi” mi dersiniz?
Ben ikinci hissiyatı daha önce gittiğim üç ülkede yaşadım...
Tayland’da her yerde kralın ve eşinin fotoğrafları vardı... Azerbaycan’da her taraf Aliyev’in fotoğraflarıyla bezeliydi...
Küba’da her tarafta Castro vardı...
Bu ülkelerde ne kadar demokrasi olduğunu da ben değil siz söyleyin...


Ya Hazal olsaydı

Burak Özçivit’in son dizisi Çalıkuşu’nda aklından geçen partner Hazal Kaya’ydı...
Hanüz daha Fahriye Evcen gündemde değilken Burak Özçivit, Feride rolünü Hazal Kaya’nın oynamasını istiyordu...
Hatta ben de bunu yakınlarından öğrenmiş, “Burak’la Hazal iyi partner olur” diye bir yazı yazmıştım...
Hazal Kaya yerine Fahriye Evcen rolü aldı...
Çok rating almasalar da ikili dizide iyi uyum sergiledi... Şimdi o uyumun bir sinema filmine, hatta aşka evrildiği söyleniyor.
Ya Burak’ın hayali gerçek olsa Çalıkışu’nda Fahriye yerine Hazal oynasaydı ne olurdu? Şimdi magazine sayfalarında Burak-Hazal fotoğraflarını mı görürdük, yoksa bu film hiç çekilmez miydi?
Hayat, “Sliding Doors” fimindeki gibi...


İhmalkarlık dediğimiz şey aslında nedir...

Sabah gazetesi foto muhabiri Erkan Koyuncu, Galatasaray tesislerinideki 5 tonluk kapıya sıkışarak hayatını kaybetti.
Tam Türkiye’de görülecek bir kaza türü...
Ucuz ve akıl almaz bir ölüm. Pek çok yazar bu ölümü futbol terörüne bağladılar.
“Sevinmeyi de üzülmeyi de bilmeyen fanatikler yüzünden bu kapı yapılmıştı” dediler.
Doğru, iki sezon önce şampiyonluk sevincinde Galatasaray taraftarı buradaki kapıyı yıkıp tesislere girmiş, sonrasında kulüp de 5 tonluk bu “antiterör kapısını” yaptırmıştı. Fanatik taraftarlar bunun bir nedeni ama en büyük nedeni, bilimsellikten uzak oluşumuz...
Asıl suçlu: O kapıda birinin sıkışabileceğini hesap etmeyen... Yaya girişi için bir yer ayırmayan... En ufak bir şey sıkıştığında kapıyı otomatik durduracak mekanizmayı oluşturmayan...
Sensör sistemini iyi kurmayan... Kursa da, denetlemeyen... 5 tonluk kapının hızını ayarlayamayan...
Mühendislik zekasından uzak oluşumuzdur...
İhmalkarlık dediğimiz şey aslında bu mühendislik zekası yoksunluğudur.


Kelebek

Penguen’den bir Metin Üstündağ aforizması: “Tüm gazetelerin ömrü bir
gündür... Bu duruma en uygun gazete ismi de Kelebek’tir...”
Çok sevdim bunu...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI