"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

Döndü'yü ben oynamasam bu filmi yapmazdım

Bir önceki filmi “Niyazi Gül Dörtnala”da üç senaristle birlikte çalışan ancak gişede beklediği başarıyı bulamayan Ata Demirer, bu hafta vizyona giren “Olanlar Oldu”da ise bildiği en iyi şeyi yaptı; yine kendi yazıp kendi oynadı. Üstelik bu sefer iki karakteri aynı anda canlandırdı, hem Zafer hem de Döndü olarak seyirci karşısına çıktı.

Yıllardır Cihangir’de komşu olduğumuz Ata’yla bizim mahallede buluşup lafladık...

◊ Tatlı bir yorgunluk var mı üzerinde?
- Olmaz mı! Çok güzel hatıralarla geçti bu filmin çekimleri. İnşallah vizyona da aynı güzel hatıraları bırakır. Samimi söylüyorum, çok güzeldi. Deniz filmi yaptık ya bir de... Gerçi bir yorumunda filmlerin yazın çekilmesini komedyenlerin rahatına düşkünlüğüne bağlamıştın ama yaz hikayesi anlatıyorsan ne yapacaksın?

◊ Kış hikayesi anlat bir tane de...
- Onu da yaptım; “Niyazi Gül Dörtnala”, İzmir... Geberdik orada ormanlarda eşofman üstleriyle. (Gülüyor) Kış hikayesi yapmak için kışın çekmek gerekiyor. Kış, vizyon tarihi bir de. Yazın vizyonu olmayan bir ülkeyiz biz. Gerçi ben sadece vizyonu düşünerek çekmedim. Sevdiğim için yaz hikayesi çektim.

◊ Buna itirazım yok. Senin tarzın, sinemanın dokusu o oldu. Renkleri, hikâyeleri ve o pozitif yanı güzel filmlerinin...
- Orman seven adam, masal anlatırken ormanla ilgili şeyler uydurur değil mi? Benim ormanım da Ege. Oranın insanlarını anlatmak hoşuma gidiyor. Bu bir duygu tatmini aslında. Ege benim ütopyam. Orada algım açılıyor, orada bir şeyler hissediyorum ve aşk devam etsin diye kağıtlara döküyorum. O bir duygu...
Ama bu bir Urfa filmi ya da bir Karadeniz filmi yapmak istemediğim anlamına gelmiyor. Sipariş gibi olsun istemiyorum sadece. İnsanın içinden geldiği zaman yapmalı diye düşünüyorum açıkçası. İstanbul’da da bir sürü filmde oynadım; “Neredesin Firuze”, “Osmanlı Cumhuriyeti”... İlk “Eyyvah Eyvah”ın da yarısı İstanbul’da geçiyor.

◊ Yılın kaç ayını Bozcaada’da geçiriyorsun?
- Mart gibi gidiyorum, ekim sonu gibi geliyorum.

◊ Filmde anlattığın hikâye, senin denize olan ilgini anlatıyor. Denize ilgin nasıl başladı peki?
- Bursa’da büyüdüm ben. Çocukken denize dalmak müthiş bir zevkti benim için. O zamanlar Milliyet Yayınları’nın çıkardığı kitaplar vardı; Jules Verne kitapları, “Define Adası” gibi. Onlar da biraz hayal gücümü besledi herhalde... Çocukluğumda sabahları saat 06.30-07.00 gibi evde rüzgarın sesini dinlerdim. Eğer çok güçlü bir ses geliyorsa, hava esiyor ve o gün dalış yok demekti. Ses yoksa, annemle babam daha uyurken, kahvaltıdan önce fırlardım. Hemen portakal renkli Blumarine paletler, Yılmaz zıpkını alır çıkardım... 7-8 yaşındayken sualtı çok acayip geliyordu bana. Ve o hissim hâlâ kaybolmadı.

Döndüyü ben oynamasam bu filmi yapmazdım


◊ Profesyonel dalış yapıyor musun?
- Profesyonel değil ama amatörce dalış yaptım. Maldivler’de de daldım.

◊ E, daha ne olsun...
- Güney Afrika’da bile daldım.

◊ 20-30 metre indin yani?
- Büyük beyaz köpekbalığıyla da daldım ya... Tanıdı beni bir şey yapmadı. Bir büyük beyaz da ben taşıdığım için. (Gülüyor)

AŞKSIZ GEÇEN GÜNLERİMİ ÖMÜRDEN SAYMIYORUM

◊ “Niyazi Gül Dörtnala”nın senaryosunu bir ekiple yazmıştın. “Olanlar Oldu”nun ise senaryosu sadece sana ait değil mi?
- Evet, bana ait.

◊ Hakan Algül’le çektiğin 6’ncı film sanırım bu. Vazgeçemediğin yönetmenin mi oldu?
- Evet, birlikte 6 film çektik. Biz Hakan Abi’yle birbirimizden vazgeçmeyi pek sevmiyoruz. Ortak bir bakış açımız var. Duygumuz ortak. Salih Kalyon da usta bir oyuncu. O rolü ancak Salih Abi’ye teslim edebilirdik. Yoksa “bazı oyunculardan vazgeçilmez” diye bir şey yok aslında. O oyuncular benden vazgeçebilir en basitinden. Rolü, kimin hakkı olduğuna inanıyorsanız ona götüreceksiniz. O da isterse, kabul ederse oynar. “Berlin Kaplanı” filmimde başka bir kadro vardı, “Niyazi Gül”de başka bir kadro vardı, bunda da başka bir kadro var. Bu filmde Ülkü Duru’yla tanışmış olduk mesela. Onun profesyonelliğini, ne kadar tatlı bir insan olduğunu görmüş olduk. Renan Bilek, Tuvana Türkay, Ali Yoğurtçuoğlu ve Seda Güven’le de ilk kez çalıştım. Çok sıcak bir şey oldu, güzel hatıralar biriktirdik. Bir de deniz yumuşak ya... Deniz insanı toparlıyor. O deniz hikayesinin içinde olmak herkese çok iyi geldi.

◊ Öyle bir filmin çekimleri kolay kolay bitmezmiş gibi geliyor bana...
- Biterken herkes çok üzüldü zaten. Normalde çekimler biter bitmez yola çıkılır “İstanbul’u özledim” diye. Bizim ekipte kalanlar oldu birkaç gün daha. Çok acayip bir şekilde rahat ettik. Tabii Sığacık ve Seferihisar halkının da bizi rahat ettirmesi söz konusu burada. Çok olgun bir ortamdı. Koca bir kasabayı set gibi hissettirdiler bize. Hiç kimse rahatsız etmedi.

ANNELER  DOĞRUSUNU BİLİR

◊ Bu filmin cümlesi ne? Bir senaryoyu yazarken ilk cümleyi mi kuruyorsun, yoksa bir başlık bulup onun üzerine mi inşa ediyorsun hikayeyi?
- Bu filmin iki cümlesi var. Biri; “Anneler doğrusunu bilir”. Kendi annemden de esinlenerek yazdığım bir şey bu. Diğeri de küçükken limanda babamdan duyduğum bir replik; “Aşksız geçen günlerimi ömürden saymıyorum.” Babam da bir ara kaptanlık yapmıştı. Bu repliği “Eyyvah Eyvah”ta kullandım ama orada çok altını çizmediğim için unutuldu. Aşkı alıp piramidin tepesine koyan bir bakış açısı bu. Bu iki cümle, benim için filmin takip edilesi bir pusulası. Karakterleri kullanmak istediğimde cümle ortaya çıkıyor bende. Anne karakteri de yıllardır elimdeydi.

◊ Yıllardır elinde ama televizyonda kullanmadın bu karakteri...
- Kullanmadım, evet. Ama oğlu Zafer, gösterilerimde kullandığım bir karakter. Bir gün Mehmet Baş’la tanıştım; Son Süngerci. Filmimizde de kendisinin izniyle fotoğrafını kullandık. O benim ölmüş babam olarak duruyor orada; figür olarak. Mehmet Abi’yle bir tura gittik birkaç yıl önce. Onun denizle ilgili konuşmaları, bana anlattıklarından sonra “Bir deniz filmi yapmalıyım” dedim. Arzular şelaleye dönüştü. Sonra dedim ki bu riske gireceğim ve hem anneyi hem oğlu aynı potada kullanabileceğim bir alan yaratacağım...

◊ Döndü karakterini annenden esinlenerek yazdığını söyleyebilir miyiz?
- Tam olarak annemden değil aslında... Hani yurtdışında pasaport kontrolünde adam sorar ya “Buraya gelme sebebiniz nedir” diye... Ayvalık’ta, Bozcaada’da, Asos’ta karşılaştığın teyzeler de hep meraklıdırlar ve genelde “Nereden geldiniz” derler, “Gelin size bir çay ikram edeyim” derler. O bana hep çok sempatik gelmiştir. İşte Döndü karakteri de o teyzelerin toplamına, annemin bazı bakış açılarına ve benimle ilgili kurduğu hayallere denk gelir. Benim valide de beni kontrol etmeyi sever, benimle ilgili hayalleri vardır. Ama çocukların da bunlara bir lafı, bir cümlesi olması gerekiyor. Biraz da oradan yola çıktım filmde.

MOTORA BİNMEYE TÖVBE ETTİM

◊ Annenle senin birbirinize ne kadar bağlı olduğunuzu, annene ne kadar sahip çıktığını bildiğim için; yazın yaşadığın motor kazasında kameralar önünde annene yaptığın el hareketinin yanlış anlaşıldığını düşünüyorum ben...
- Ben orada gazetecileri hiç beklemiyordum. Annemi o halde görmeye dayanamadım. Gözyaşları içinde... “Metin ol” gibisinden bir hareket yaptım ama o farklı algılandı. Yazılanlara da en çok annem üzüldü. “O haberi yapanları getir bana” diyor. Ayak parçalanmış o sırada... Yara izleri duruyor hâlâ. Tövbe ettim zaten motora binmeye.

◊ Nasıl oldu kaza?
- Aslında 20 yıl motor kullandım, bir kere bile düşmedim orada. O gün karşıdan gelen arabaya yol vereyim dedim, motor ağır geldi. Taşımadı bir süre sonra dizim. Motor ayağımın üstüne düştü aslında. Elim de gazda kalınca ezdi ayağımı.

◊ Şimdi nasıl ayağın?
- İyi iyi ama iz kaldı. Fondötenle kapatıyorum onu.

Kilo zorluyor mu, ayağında ağrı yapıyor mu?
- Kiloluyum ama bacaklarım çok güçlü aslında. Çünkü çok yürüyorum, çok yüzüyorum, çok palet vuruyorum. Sen bir de sahnede gör; Kung Fu Panda!

YAVUZ TURGUL GEL DEDİ DE GİTMEDİK Mİ?

◊ Hep komedi çizgisinde mi yürüyecek Ata Demirer’in?
- Beni dramatik de buluyorlar. Ben neyi hissediyorsam onu yapıyorum aslında. Komik olsun diye zorlamak kadar çaresizce bir duygu olamaz. Çünkü kesin komik olmaz o zaman. Tersine çevir mesela hikayeleri, dram filmi yaparsın “Eyyvah Eyvah”tan. Ben yazamam belki onu ama yazılmışını oynarım yani. Yavuz Turgul gel dedi de gitmedik mi...

◊ Ata Demirer’i öyle bir filmde izlemek güzel olurdu...
- Ben de çok isterim.

◊ Dediğin gibi senin kalemin onu yazamayabilir, mizaha yatkın olduğun için...
- Komedi başlıyor elime kağıt kalemi alınca... En dramatik sahnede bile, bir şey oluyor, dayanamıyorum. O dramatikliğin dozajını kaldırmıyor bünyem yani. Ama başkası yazar getirir, o zaman olabilir.

OYUNCAĞIMI NİYE BAŞKASINA VEREYİM?

◊ Türk ve dünya sinemasında kadın rolü oynayan erkekler arasında en beğendiğin isimler kimler?
- Robin Williams, Eddie Redmayne, Eddie Murphy...

◊ Adam Sandler?
- Onu beğenmedim.

◊ “Tootsie” var, efsane, Dustin Hoffman?
- Evet, o da var.

◊ Bir de Türk oyuncular var. Mesela “Komser Şekspir”de Kadir İnanır...
- Valla çok ayıp olacak ama ben “Komser Şekspir”i hâlâ izlemedim.

◊ Kemal Sunal var, “Şabaniye”de...
- İzledim tabii ki.

◊ Okan Bayülgen “Size Baba Diyebilir miyim”de, Haluk Bilginer “Hayatımın Rolü”nde, Müjdat Gezen “Gırgıriye”de, Şahan Gökbakar “Dişi Yakarış” skecinde kadın oldu...
- Reklamda ben de oynadım Avea’da. Şimdi bir erkekken kadını oynamak başka bir şey, kadın olarak başlamak başka bir şey. Gerçekten bunu teknik olarak arzuladığım için yapmadım. Ben Döndü’yü kimseye vermem yani. O benimle çıkacak veya benimle batacak. Öbür türlü filmi yapmamın bir esprisi kalmıyor. Ben arzuları doğrultusunda iş üreten bir insanım. Mesela klarnet çalmak istiyordum, “Eyyvah Eyvah”ta Hüseyin o yüzden klarnet çaldı. Çocukken boks filmlerini severdim, “Berlin Kaplanı”nda bir sürü sağlık problemime rağmen çekim yaptım. Bu çocuksu duyguyu kaybettiğimiz zaman sinema yapmanın bir anlamı kalmaz diye düşünüyorum. O çocuksu duygu da oyun oynama duygusu işte. Ben oyuncağımı niye başkasına vereyim ki? Benim topum abi, Döndü benim topum ya! (Gülüyor)

KADIN KILIĞINA GİRİNCE O GIYBET DUYGUSUNU ANLADIM

◊ Döndü karakterini neden kendin oynamayı tercih ettin?
- Ben, yapılmayan bir şeyi yapmak istedim açıkçası. Türk sinemasında da, dünya sinemasında da hep erkekken kadına dönüşüyor karakterler. Oysa ben, kadın olarak başlıyorum burada. O yüzden bu tiradın bir örneği yok. O kadına çok gülüyorum, çok seviyorum onu. Kendim oynamasam yapmazdım bu filmi. Onu benim gibi hissedebilen biri olabileceğini düşünmüyorum çünkü. O benim çocuğum yani. Ben onu oynamazsam, o zaman filmi yapmanın bir manası kalmıyor.

◊ Nasıl bir duyguydu kadın olmak?
- Gülmekten öldük filmi çekerken. Döndü’yken, Döndü gibi cevaplar veriyordum. O gıybet duygusunu da anladım yani; bir yerde kahve içmek, başkaları hakkında böyle ince ince konuşmak... Şaka olsun diye yaşadık ama enteresan bir deneyim oldu. Yoksa ver Demet Abla’ya (Akbağ) rolü, çatır çatır oynar. Ama ben onu yaşamak istedim. Ticaret değil her şey. Benim arzularım, duygularım var.

◊ O halde bu filmde Zafer’den çok Döndü’yü oynamak hoşuna gitti?
- Zafer’i oynamak da hoşuma gitti ama Döndü benim için enteresan bir deneyim oldu.

◊ Oyuncular, karşı cinsi oynamayı oyunculuklarını kanıtlayacakları bir fırsat olarak görüyor sanırım. Bu yüzden bayılıyorlar karşı cinsi oynamaya...
- Ben diğer oyuncular adına konuşamam. Dedim ya Döndü benim çocuğum gibi ve onu canlandırmak istedim. Daha önce “Avrupa Yakası”nda Falcı Lerzan’ı oynamıştım. O da çok sevilmişti.

◊ Bir de Bülent Ersoy’u canlandırmıştın...
- Evet, “Neredesin Firuze”de... Burada başka bir şey var ama. O taklitti. Bu filmde hiç kimsenin tanımadığı bir Ege teyzesini canlandırıyorum.

Döndüyü ben oynamasam bu filmi yapmazdım

TUVANA’YI ANNEM BULDU

◊ “Olanlar Oldu”da rol arkadaşlarını nasıl buldun, nasıl değerlendirdin?
- Özellikle Tuvana’yı (Türkay) çok iyi buldum. İyi müzisyen. O tarafını zaten gösteriyor. Ritim duygusu tabii ki çok kuvvetli oyunda. Ülkü Duru’yu tanıdığıma çok mutlu oldum. Soyadı gibi çok duru bir oyunculuğu var. Renan (Bilek) zaten çok eski arkadaşımdı, ona yazdığım zor bir rol olmasına rağmen altından çok iyi kalktı. Ali Yoğurtçuoğlu ve diğer oyuncular da dahil gerçekten iyi arkadaşlarla çalıştım. Birlikte güzel bir iş yaptık. Eğlenmemiz gerektiğinde de çok eğlendik. Bu, yaz aşkı gibiydi hepimiz için.

◊ Tuvana’nın üst üste vizyona giren iki-üç işi oldu bu sene. Sinemada üst üste işlerde oynayan oyuncuyu tercih etmek avantaj mıdır, dezavantaj mıdır?
- Aslı karakteri için bir sıkışıklığımız oldu. İşin içinden çıkamadık, çünkü müzisyen de olması gerekiyordu karakterin. Sonra annem bir telefon açtı, “Falanca dizide bir kız var, onunla görüştünüz mü?” dedi. Ben de dedim ki; “Anne bizim profesyonel bir ekibimiz var, mutlaka görüşmüşlerdir.” “Sen bir sorsana” filan dedi. “Kim” dedim, söyledi ismini. Geldi görüşmeye, baktım resim olarak uygun. Bir de şarkı söyledi, dedim ki “Anneler doğrusunu bilir”. (Gülüyor) Annemin kastıdır yani Tuvana. O da “Dizi düşünmüyorum, sinema benim için önce gelir” diyerek çok kıymetli bir cümle kurdu ve çalışmak istedi bizimle.

◊ Sen de dizi düşünmüyorsun değil mi?
- Televizyonda komedi işi çok hazır olduğum bir şey değil. “Avrupa Yakası” gibi bir şey gelirse belki değerlendiririm. Bir Gülse Birsel de 70 tane yok Türkiye’de. Ancak “İkinci Bahar” gibi, “Süper Baba” gibi duygusu sağlam bir iş yapmak isterim. Onun dışındaki işleri yapan arkadaşlarıma saygı duyuyorum, çok zor şartlar altında çalışıyorlar. Ama ben mümkünse almayayım. Sahne ve sinemayla idare etmeyi tercih ederim şu an.

◊ Var mı televizyonda takip ettiğin bir iş?
- “Vatanım Sensin”i seyrediyorum. Seviyorum ben o diziyi. Sanatı da çok güzel.

◊ Sahne devam ediyor. “Ata Demirer Gazinosu” ile her hafta perşembe günleri BKM’de sahneye çıkıyorsun değil mi?
- Şu ara film girdiği için biraz aksayacak ama şubatta yine var gösterimler. Avrupa turnesi yapacağız.

KAĞIT ÜZERİNDE EĞLENCELİYDİ AMA...

◊ Bir önceki filmin “Niyazi Gül Dörtnala” 1 milyonda kaldı. Gişesinden çok tatmin olmadın herhalde...
- Olmadım tabii. Daha çok seyredilsin isterdim.

◊ Neden öyle bir sonuç aldı sence?
- Bence iki sebebi var: Birincisi mayıs ayında vizyona girmesi. İkincisi de farklı bir bakış açısı olsun diye tarzımın biraz dışına çıkmam... Absürt öğelerin ağırlıkta olduğu bir senaryosu vardı. Kağıt üzerinde eğlenceli geldi ama sonuçları da absürt oldu. (Gülüyor)

◊ Her filmi iyi izlenmiş ama son filmi iyi gişe elde edememiş biri olarak; yeni filmde de bir kaza yaşarsan bu seni korkutur mu? Sinemadan uzaklaştırır mı?
- Uzaklaştırmaz. Çünkü bunun bütün sorumluluğu bana ait. “Niyazi Gül”de üç-dört yazar birlikte bir şeyler yapmaya çalıştık. Ama burada sorumluluk tamamen bana ait. Ve ben her türlü sonucuna kefilim. Çünkü istediğimi elde ettim. Seyrettim ve benim içime çok sindi. Artık bu çocuğu bu şekilde göndereceğim okula. Seyirci bağrına basarsa ne âlâ. Sevmezse de saygı duyarız ne yapalım.

◊ “Niyazi Gül”de demiş miydin öyle?
- Sayılara çok takılmamak lazım. Sayılar biraz “Küçük Prens” romanındaki gibi büyüklerin işi. Sayıları birçok şey etkileyebilir; karşısına bir film girer, karşısında hiçbir şey olmaz karakter sevilir yürür, müziği güzeldir yürür gider... Sayılar her zaman doğruyu söylemez yani. Ama vücut doğruyu söyler. Bir film tekrar seyretme arzusu uyandırıyorsa, o iyi filmdir. İyi filmler iyi şarkılara benzer. Tekrar dinleyebilirsin, tekrar söyleyebilirsin.

GUPSE İYİ BİR YÖNETMEN

◊ Son dönemde vizyona giren filmleri takip edebildin mi?
- Ediyorum.

◊ Neleri izledin?
- “Arrival”ı izledim en son. Onun dışında “Görümce”yi izledim. “Çalgı Çengi”ye henüz gidemedim. Ama hepsini izliyorum yani.

◊ “Görümce”yi nasıl buldun?
- Bence seyircisine ulaşan bir film. Gupse (Özay) zaten iyi bir komedyen. Her erkek komedyenin birlikte çalışmayı hayal ettiği tarzda biri. Aslında seyircisine sormak lazım nasıl buldun diye. Çünkü ben işin o kadar mutfağındayım ki, mesleki körlük denen bir hadise oluyor. Objektif olamıyorum. Çünkü ben de bir üreticiyim ve başka bir gözle seyrediyorum.

GÜZEL İŞ ZAMANA YENİK DÜŞMÜYOR

◊ Peki aşk meşk işleri nasıl gidiyor?
- Sinema konuşalım biz. (Gülüyor) “Eyyvah Eyvah”ın gişesiyle ilgili yazdığın şeye hiç katılmıyorum bu arada...

◊ Neden?
- Biri 3.5 milyon gişe yaptı, öbürü 4 ama onlar da zaten sömestrda vizyona girdi” gibi bir yorumun var. İlk film neredeyse bahar ayında vizyona girdi, o da 2.5 milyon, onu ne yapacağız? Ayrıca biz sömestrin ilk üç gününden filan faydalandık ikisinde de...

◊ Ama sömestrde seyirci sayısının arttığı bir gerçek...
- “Eyyvah Eyvah”ı ilk 3 günde 220 bin kişi izlemişti. Normalde 600-700 binle bitmesi lazım öyle bir filmin değil mi? Peki 2.5 milyona nasıl ulaştı? Bence sadece tek bir cümle var bu yorumlar için: Bir iş güzelse, zamana yenik düşmüyor.

◊ Doğru. “Çalgı Çengi” de başta izlenmedi, zaman içinde başka bir değer kazandı. İkincisini tetikledi...
- İyi bir şey olduğu zaman yürüyor. Kötü bir şey olduğu zaman da istersen alnına afiş yapıştır, böyle bir hop oluyor PR yüzünden, ondan sonra çöküyor.

NUSRET’İN DURUMU TAKDİRE ŞAYAN

◊ Son günlerde en çok güldüğün şeyler neler?
- “Var böyle tipler” rumuzlu bir hesap var Instagram’da, çok gülüyorum ona. Sürekli Twitter, Instagram ve Vine’daki videoları seyrediyorum. Onlar çok eğlendiriyor beni.

◊ Nusret’e bakıyor musun?
- Bakıyorum evet.

◊ Times’a filan çıktı...
- Enteresan. Marjinalite, cesaret... Takdire şayan bir durum var aslında orada.

NEREYE KAÇACAĞIZ?

◊ Ülkenin durumuyla ilgili hâletiruhiyen nedir? Genel olarak neler hissediyorsun? Böyle bir dönemde sinema yapmak nasıl bir şey?
- Sinemayı bırak bir de gösteri yapıyoruz. Yapmamız lazım. Çünkü mizah insanların ilacı. Sanat insanların ilacı. Hem oynayanın hem de izleyenin morale ihtiyacı var. Eve ne kadar kapanabilirsin canım? Bir gün, iki gün yani...

◊ Bundan dolayı dayak yediğin olmadı mı senin hiç mesela? “Millet canından bezmiş, sen sahneye çıkıyorsun” diyenler?
- Çok can yakıcı bir şey olduğunda iptal ederiz zaten.

◊ Peki memleketle ilgili duyguların...
- Ben ümitliyim. Vatanıma güveniyorum.

◊ Bırakıp gitmek gibi lafları çok duyuyoruz bu aralar...
- Nereye gideceğiz? Gurbet başka bir şey. Gurbette de çalıştım, gördüm. Üç-beş gün sonra başlıyorsun özlemeye. Benzer mi insanın vatanına, memleketine yahu?

 Döndüyü ben oynamasam bu filmi yapmazdım

X