Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye, 'İslam Devleti'nin neresinde?

Obama’nın İD’ye (İslam Devleti) karşı “sınırlı hava saldırıları” emrini, NYT şu çarpıcı cümle ile haberleştirdi:

“Irak göklerine savaş uçaklarını göndererek, Başkan Obama, Perşembe gecesi kendisini olmayı hiç istemediği bir yerde buldu. Obama, Irak’ta savaşı sona erdirmek amacıyla, Amerikan ihtiraslarının o mezarlığında askeri harekât emrini veren arka arkaya dördüncü başkan oldu.”

İD’nin (yani İslami Devleti -eski adıyla IŞİD) Peşmerge’den alarak zaptettiği Sincar Dağı (Şengal), Tel Afer’deki katliamdan canını kurtaran Şiî Türkmenlerin de nasibini almakta olduğu, Ezidi Kürtlerin “soykırım”la yüzyüze kaldığı bir Irak-Suriye köşesine dönüştü.

Denetimi altına aldığı ya da yönetimini kurduğu topraklara genişletmekte olan İD, şu an itibarıyla İngiltere’den daha büyük bir alana hükmediyor. Eline geçirdiği topraklarda yerleşik nüfus en az altı milyon. Bu nüfus, Danimarka’dan veya Finlandiya’dan ya da İrlanda’dan daha büyük. Bölge ülkeleri açısından bakıldığında Lübnan’dan ve Körfez’deki Kuveyt, Bahreyn ve Umman’dan daha büyük. Ürdün’e yakın. Sadece Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden daha az.

İD, eş zamanlı olarak birkaç cephede birden savaşıyor. Suriye’de Palmira’da rejimle, Deir ez-Zor’da el-Kaide’nin Suriye kolu Nusra ile, Kobani’de Kürtlerle. Irak’ta hem Bağdat rejimi ile, hem Şiiler, Hristiyanlar, Ezidilerle ve hem de Kürtlerle.

Erbil’deki Kürdistan Bölge Yönetimi’nin silahlı kuvvetleri olan Peşmerge güçleri, tıpkı Musul’da Maliki’nin Şii ağırlıklı Irak ordusunun yaptığı gibi savaşmadan Sincar’ı (Şengal) boşalttılar.

İD’nin karşısında sadece PKK’nin silahlı gücü olarak bilinen HPG ile Rojava’daki silahlı Kürt gücü YPG Sincar’ı (Şengal) geri almak için uğraşıyor. Sincar Dağı, çıplak bir dağ. Ağustos sıcağında, çöl ikliminde, dağ tepelerinde en az 40 bin Ezidi Kürt ve bir kısım Şii Türkmen, açlık ve katliam sonucu yokoluş tehdidi altında.

Bu arada İD, ayrıca, Musul-Erbil-Kerkük üçgeninin ortasında yer alan Türkiyeli göçmen Kürtlerin yaşadığı Mahmur’a karşı harekete geçti. Erbil’e bir saat uzaklıktaki Mahmur, İD’nin eline geçti. Yıllar önce TSK’dan kaçan ve sayıları onbinleri bulan Türkiyeli Kürtler bir kez daha evlerini barklarını terketmek zorunda kaldılar.

Ay başında London Review of Books’taki “İŞİD Yerini Sağlamlaştırıyor” başlıklı kapsamlı yazısında, bölgenin uzmanı İrlandalı gazeteci Patrick Cockburn, “Yeni devletin doğumu, Sykes-Picot Anlaşması’nın Birinci Dünya Savaşı sonrası uygulanmasından bu yana Ortadoğu’nun siyasi coğrafyasındaki en radikal değişikliktir” değerlendirmesini yapmıştı.

Cockburn, değerli bilgiler içeren yazısında, politikacıların ve diplomatların İŞİD’e, “Çölde aniden ortaya çıkan ve spektaküler zaferler kazandıktan sonra üslerine dönen ama statükoyu pek de değiştirmeyen bir bedevi baskıncı grubu muamelesi” yapmalarının yanlış olduğuna, İD’nin bölgede kökleşmeye başladığını ve “ele geçirdiği yerlerde kökleşerek, hükmettiği alanın yakında İran’dan Akdeniz’e kadar uzanabileceğini” öne sürüyor.
Aslında, İD’nin yayılma potansiyeli, ideolojik köklerini paylaştığı Selefi-Vahhabi akımın 19. Yüzyıl başlarında Osmanlılara karşı ayaklanmasında görebiliriz. “Vahhabi isyanı”, bugün Arabistan yarımadasının ortasındaki Necd bölgesinde (Suudi Kraliyet ailesinin kökeninin bulunduğu) patlak vermiş ve Vahhabiler, bugünkü Irak’ın içlerindeki Necef’e kadar ilerleyerek Hz. Ali’nin mezarını yıkmışlardı.

Vahhabiliğin ikinci isyanı, Suud ailesiyle birleşerek, Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda bugünkü Suudi Arabistan’ın kuruluşunu getirdi. Bugünkü İD’nin oluşum görüntüleri, tarihteki Vahhabilik ve Suudi Arabistan’ın doğumu örneklerini hatırlatıyor. Zaten "İD’nin arkasında kim var?” sorusunun cevaplarından biri Suudi Arabistan. En azından, Suudi Arabistan kraliyet ailesi ve devlet yapısının bir bölümü.

Sadece o mu? Ya Türkiye?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu önceki gün NTV’de konuşurken hiddetle, “IŞİD Türkiye’den destek alıyor diyenler haindir. En büyük ihanet Türkiye’yi bu örgüt yapısıyla yan yana zikretmektir. Bu bir akıl tutulmasıdır. Feveran içerisindeyim” dedi.

Ne var ki, o öyle dediği için, “IŞİD Türkiye’den destek alıyor” demiş olanlar “hain” olmuyorlar. O öyle dediği için, IŞİD’in –en azından zamanında- Türkiye’den destek görmüş olduğu gerçeği ortadan kalkmıyor.

Çünkü, IŞİD’in (bugünkü İD) “Türkiye’den destek aldığını” bizzat sahada ona karşı savaşanlar, Suriye’deki PYD’nin lideri Salih Müslim, Ceylanpınar’da görgü tanıklığı yapanlar defalarca ve en son olarak bizzat Türkiye ve Kürt siyasetinin “kıdemli” ve “bilge” şahsiyeti Ahmet Türk söyledi.

Ahmet Türk, “örgütün büyütülüp palazlanmasında Türkiye’nin önemli rolü” olduğunu öne sürdü ve “IŞİD militanları Ceylanpınar’dan, Kilis’ten, Akçakale’den rahatlıkla ve silahlı olarak gelip geçiyor” dedi.

Dahası, Patrick Cockburn, “ISIS Consolidates” başlıklı yukarıda sözünü ettiğimiz önemli yazısında “Irak ve Suriye’deki IŞİD ve diğer Sünni cihadi hareketlerin manevi babaları Suudi Arabistan, Körfez monarşileri ve Türkiye’dir. Bu, cihadilerin güçlü mahalli kökleri olmadığı anlamına gelmez ama yükselişleri esas olarak dışarıdaki Sünni güçler tarafından desteklenmiştir. Suudi ve Katar yardımı, daha ziyade özel bağışlar aracılığıyla, esas olarak malî idi” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Türkiye’nin rolü farklıydı ama Suudi Arabistan’ın IŞİD ve diğer cihadi gruplara yardımından daha az önemli değildi. Onun en önemli davranışı, Suriye ile 510-mil uzunluğundaki sınırını açık tutmasıydı… Irak güvenliği Türkiye’nin askeri istihbaratının, kendisini yeniden oluşturduğu 2011 yılında IŞİD’e büyük ölçüde destek olduğundan kuşkulanıyor. Türk sınırından gelen haberler, IŞİD’in artık iyi karşılanmamakla birlikte, Irak ordusundan ele geçirdiği silahlar ve el koyduğu Suriye petrol ve doğal gaz havzaları sayesinde, dış yardıma da o kadar muhtaç olmadığını bildiriyor.”

Hal bu iken, Davutoğlu, konu IŞİD’e gelince Dışişleri Bakanı gibi değil, tahlil yapan bir akademisyen gibi konuşuyor. Şu sözler de onun:

"IŞİD dediğimiz yapı radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir. Ama oraya katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu… Eğer Irak'ta Sünni Araplar dışlanmamış olsaydı, bugün Musul, Anbar gibi vilayetlerde öfkelenme olmazdı. Tıpkı Suriye'deki gibi yüzde 12'lik bir kesimin ülkeyi yönetimi böyle olmasaydı bunlar yaşanmazdı. Öfkeden bir araya gelmiş bir insan topluluğu var.”

Bu sözleri “IŞİD’in meşrulaştırılması” gibi yorumlayanlar da var. Haksız sayılmazlar. Zira, bu sözlerde “siyasi tavır” yok, hiç yok.

Tayyip Erdoğan-Ahmet Davutoğlu ikilisi, Türkiye’nin burnunun dibinde, bir “ikinci ‘özerk Kürdistan’ doğmasın ve Türkiye Kürtlerinin gelecekteki muhtemel taleplerinin önüne geçilsin” diye, ülkemizin güney sınırlarında boydan boya “İD” gibi bir devletin doğumuna “ebelik” yaptılar.

Bu ikiliden birinin cumhurbaşkanı, diğerinin başbakan olacağı bir Türkiye’nin ve bölgenin geleceğini ona göre düşünün artık…

X