Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye 2014: Ortadoğu’da yalnız, Batı’da şaşkın...

Şunun şurasında daha iki hafta bile olmadı; “’Yeni Türkiye’ ya da ‘Ortadoğu’nun yalnız Sünni’si’” başlıklı yazımda, Katar’ın Mısır ile yakınlaşmaya itilmiş olmasından ve bunun sonucunda artık “Türkiye-Katar ekseni”nden söz edilemeyeceğinin altını çizmiştim.

Türkiye, Batı ile ilişkilerinde derin sorunlar yaşarken, Ortadoğu’da da yalnızlaşıyordu.

Yazının şu satırlarını hatırlatalım:

“...Katar,.. Körfez ülkelerinin ağır baskısıyla ibresini onlara daha yakın tutmaya mecbur bırakılıyor...

Katar’ı Türkiye’den uzaklaştırıp, Körfez+Mısır ekseni’ne çekmek için ‘Körfez İnisyatifi’ var... Körfez İşbirliği Konseyi’nin (GCC), Mısır’a ‘tam destek’inin tümüyle gerçekleşebilmesi ‘Körfez saflarına çekilmiş’ sayılan Katar ile Mısır arasında bir ‘uzlaşma’yı gerekli kılıyor.

Mısır, bu konudaki ‘Körfez İnisyatifi’ni kabul etmekle birlikte, Katar’la uzlaşmak için koyduğu şartların Katar tarafından tümüyle yerine getirilmesinde ısrarlı. Bunlar, Katar’ın ‘Müslüman Kardeşler’e desteğinin sona ermesi ve El-Cezire’nin Mısır’a ilişkin dilinin değiştirilmesi.’”

Beş gün önce, 20 Aralık’ta Mısır Devlet Başkanı Sisi, Katar Emiri’nin kendisine gönderdiği ve Mısır-Katar yakınlaşmasını sağlamakla görevlendirdiği heyeti kabul etti. Dikkat: Mısır, Katar’a heyet göndermedi; Katar, Sisi’ye heyet gönderdi.

Sonuç?

Yazıda belirttiğimizden de öteye bir noktaya geçildi; Katar’dan yayın yapan “El-Cezire-Mısır”ın yayınları durduruldu. El-Cezire’nin Mısır’dan yayına başlaması için de herhangi bir tarih verilmedi.

Yani, Mısır-Katar uzlaşması, Katar’ın “bileğinin bükülmesi”yle elde edildi.

Müslüman Kardeşler’in faaliyetine gelince, Katar Emiri’nin Sisi’ye gönderdoiği Şeyh Muhammed bin Abdurrahman el-Thani, Katar’ın “Al-Arab” gazetesine yaptığı açıklamada, ülkesinin “Müslüman Kardeşler’i siyasi faaliyette bulunmadıkları takdirde her zaman kabul edeceğini” bildirmiş.

Bu ne demek? Müslüman Kardeşler’in Katar’daki faaliyetlerinin “dondurulması” demek. Mısır’a karşı faaliyette bulunmadıkları takdirde, Katar’da barındırılabilirler demek.

Müslüman Kardeşler’e siyasi faaliyet özgürlüğünü de kullanabilecekleri, onlara kucak açan tek ülke olarak Türkiye kalıyor. “Ortadoğu’nun yalnız Sünni’si” Türkiye.

O yazımızda şöyle bir hükümde de bulunmuşuz:

“’Körfez+Mısır denklemi’ de, bunun zorladığı ‘Mısır-Katar uzlaşması’ da, ister istemez, ‘Türkiye-Katar ekseni’nin sonunu ve dolayısıyla Türkiye’nin ‘Tayyip Erdoğan diplomasisi’ sonucunda Mısır karşısında Arap dünyasında kaybettiğini ifade ediyor.”

Katar-Mısır yakınlaşması, bir bakıma, “Türkiye’nin Ortadoğu politikasında moratoryum ilân edilmesi” ile eş anlama gelir.

Katar’ın Mısır’a yakınlaştırılması üzerine, “Mısr el-Yevm” (Bugün Mısır) adlı gazetede “Türkiye, Mısır’la uzlaşmada Katar’ı izliyor” başlığıyla bir haber yayınlandı. Bülent Arınç’ın Türkiye ile Mısır arasındaki tıkanıklığın giderilmesi ve bunun için ilk adımı Mısır’ın atması gerektiğine ilişkin sözlerine yer verildi.

Bülent Arınç, herhangi bir konuda ne söylediyse, ertesi gün Tayyip Erdoğan aksini söyledi ve sözlerini boşa çıkarttı. Arınç’ı Mısır basınının ciddiye almaya devam ediyor olması kendi bileceği iş ama söylediğinin mümkün olamayacağını anlamak için, Tayyip Erdoğan tarafından yalanlanmasını beklemeye de gerek yok.

Katar’a, arkasına aldığı GCC (Körfez İşbirliği Konseyi) desteğiyle el-Cezire ve Müslüman Kardeşler üzerinden diz çöktüren Mısır, Türkiye’ye nasıl ve niçin koşup “hadi artık barışalım” desin?

Mısır’da parlamento üyesi olmuş olan Müslüman Kardeşler mensupları geçen hafta İstanbul’da toplandılar ve Mısır rejimi ile mücadele etmek üzere bir “Paralel Mısır Meclisi” kurdular.

Türkiye (ya oa başka bir deyişle AKP iktidarı) tıpkı 2011’de Suriye Müslüman Kardeşleri’nin omurgasını oluşturduğu “Suriye Ulusal Konseyi”ni İstanbul’da kurdurtarak, Suriye siyasetine müdahil olduğu gibi, Müslüman Kardeşler’in İstanbul’da kurduğu “sürgünde parlamento” üzerinden Mısır siyasetine de müdahil olacak. İster istemez.

Bu politika ile, Türkiye’nin Mısır kapılarını açması çok zor. El altından belki Katar’dan “aracılık” isteniyordur. Böyle olursa, daha da feci. Bu, olsa olsa, “Türkiye-Katar ekseni”nden daha düşük bir noktaya savrulmak ve “Katar’ın kuyruğuna takılmak” olur ki, Türkiye, bu kadar düşürülemez.


“’Yeni Türkiye” ve ‘Ortadoğu’nun Yalnız Sünni’si” yazımız
13 Aralık’ta yayımlandı. İktidar şakşakçıları, çok rahatsız oldular. İzlenen politikaya ve ulaştığı sonuçlara sinirleneceklerine, bunları işaret edene kızdılar. Öfkelerini çeşitli biçimlerde ortaya koydular.

Yazının üzerinden tam bir hafta geçti. Katar-Mısır yakınlaşması tescil edildi.

“’Yeni Türkiye’ ve ‘Ortadoğu’nun yalnız Sünni’si”nin yayımlanmasından bir gün sonra, “14 Aralık Operasyonu” oldu. 14 Aralık sonrası, Türkiye’nin, bu kez, Batı’daki imajı hiç dikiş tutmaz bir hale geldi. Tüm AB yetkilileri operasyona anında tepki gösterdiler.

Tayyip Erdoğan, Avrupa tepkisi karşısında, üstüste AB’ye dayılandı, “Almazlarsa almasınlar” diyerek, kestirdi attı. Ne var ki, AB’nin yeni Konsey Başkanı Jean-Claude Juncker’i tebrik etmek için aradığında AB üyeliğinin “Türkiye’nin stratejik hedefi” olduğunu söyledi.

Eğer, AB entegrasyonu, Türkiye’nin “stratejik hedefi” ise, “olsa da olur; olmasa da olur, keyifleri de bilir” diyebilir misiniz? Zira, şayet öyle ise, AB, Türkiye’nin stratejik hedefi değildir.

Bu kadar yalpalamayla, hangi sözünüzü, kim nasıl ciddiye alır sizin?

Cumhurbaşkanı’nın demokrasiye sırtını çevirmesinden ötürü Batı’dan gördüğü tepkilere göğüs germeye hazır çığırtkanları da hazır. Böylelerinin “tutarlılık” namına kullanabilecekleri cephane kalmadığı için, başvurabildikleri son argüman, Batılı yayın organları ve kurumlarının Türkiye’yi iyi anlamadığı ve bir de Batı’ya ait “oryantalizm” iddiası.

Bunlar, Türkiye’deki tüm anti-demokratik uygulamaları, “Cemaat’e karşı iktidar mücadelesinin zorunluluğu”yla “meşrulaştırmak” gibi, kendilerini bile aldatmakta zorlanacakları yollarda kayboluyorlar.

Türkiye’de Erdoğan iktidarının tutturduğu yola dair değerlendirmeler, “oryantalist” Batı basınından çok daha hızlı ve somut ölçülerle, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme, Freedom House, Sınır Tanımayan Gazeteciler gibi uluslararası ve çok saygın STK’lar tarafından yapılıyor.

“Tayyip Erdoğan avukatlığı” uğruna güneşi balçıkla sıvamakla uğraşanlara gözlerini açıp gerçekleri görmeyi çalışmalarını önerelim.

Thomas Friedman, dünkü NYT yazısında, Türkiye’nin, Erdoğan’dan kaynaklanan “ekonomik gelecek ihtimali”nin fotoğrafını çekiyordu:

“... Türkiye’nin muhaliflerini tutuklatarak giderek zalimleşen cumhurbaşkanı, Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin Jr.’a benziyor. Erdoğan trajik bir figür çünkü Türkiye’nin ekonomisini bir enerji santrali gibi inşa etmekte çok şey yaptı. Ama bugün, The Financial Times’a göre, Türkiye, ‘mevcut büyüme düzeyini koruyabilmek için gayrısafi milli hasılasının dörtte birinden fazla olan 200 milyar dolarlık bir dış finansmana ihtiyaç duyuyor.’ Bunun için hem daha az Arap ve Rus petrol parası olacak ve hem de geçen hafta Avrupa Birliği (Türkiye’nin yatırım gelirinin büyük kaynağı) tarafından muhaliflerini tutuklatmakla eleştirilen Erdoğan nedeniyle, Türk lirası dolar karşısında çok düştü. Orayı izleyin...”

Ortadoğu’dan Batı’ya “dış politika iflâsı”nın sunduğu tablo bu. Tabii, iç politikada “Tek Adam” yönetiminin ve demokrasiden uzaklaşmanın ağır maliyetli sonuçları.

Mal meydanda. Savunamazsınız. Kendinizi küçülttünüz zaten, “o”nu hiç yüceltemezsiniz.

Ortadoğu’da yalnız, Batı’da şaşkın.

Savunulacak hali yok.

X