Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Taksi şoförleri ve “paralel evren”dekiler...

Sir Kieran Prendergast, ağdalı bir Türkçe konuşur.

Cumhuriyetçi bir İrlanda ailesinden gelen, İskoçya doğumlu bir İngiliz diplomatı olarak kendisini tam bir “Britanyalı” sayar. 1990’lı yıllarda Ankara’da büyükelçiliği de içeren parlak diplomatik kariyeri 1960’larda İstanbul’da başladığı için, Türkçe dil hakimiyeti kadar, Türkiye’ye de ilgisi vardır.

Kofi Annan’ın yanıbaşında Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı olarak çalıştığı dönemlerde, çatışma çözümü konusunda uluslararası kalibrede bir diplomat olarak sivrilirken de, Türkiye ile ilgisini yitirmedi. O günden bugüne yılda birkaç kez Türkiye’ye gelir. Her geldiğinde mutlaka görüşürüz.

Türkiye’ye ayak bastığı an, ilk yaptığı iş, havaalanından bindiği taksinin şoförünü o akıcı Türkçesi ile Türkiye’nin siyasi durumu hakkında soru yağmuruna tutmaktır. Biraraya geldiğimizde benzeri sorulara muhatap olduğumda, anlattıklarımın isabeti ve onun nezdinde “güvenilirlik” ölçüm, taksi şoförleri ile aynı doğrultuda görüş bildirdiğim zamanlara aittir.

Dikkatle dinledikten sonra, “Doğru bir gözlemde bulunuyorsun, az önce taksisine bindiğim şoför de aşağı yukarı aynı şeyleri söyledi” dediği anda “sınıfı geçmiş” sayılırım.

Taksi şoförlerinin “siyasi gözlem isabeti”ni ölçen bir barometre gibi algılanması aramızda şaka konusudur ama taksi şoförlerinin gerçekten de bu özelliği vardır.

Sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde.

Örneğin, üç yıl önce tam bu zamanlar Vietnam ve Kamboçya’da günler geçirdikten sonra, Kamboçya’dan Tayland başkenti Bangkok’a geçmiştim. Bangkok havaalanından şehir merkezine doğru giderken, taksi şoförü, nereli olduğumuzu sormuş, “Türk” olduğumuzu öğrenince, taksisinin torpido gözünden bir Time dergisi çıkartmış ve Tayyip Erdoğan ile ilgili bir yazıyı göstererek, başbakanımızı övmeye başlamıştı.

2011 yılının bir Aralık gecesi, Türkiye’den çok uzaklarda, Taylandlı bir taksi şoföründen Tayyip Erdoğan övgüsü işitmekten çok hoşlanmıştık açıkçası.

O diyalogtan birkaç gün önce Roboski olmuştu oysa. İnternet üzerinden gelişmeleri izliyorduk ama Tayyip Erdoğan’ın o tarihe kadar olan performansı ve genel görüntüsü, Roboski ile Tayyip Erdoğan arasında ilişki kurmayı aklımıza getirecek düzeyde değildi.

Erdoğan’ın “artıdan eksiye dönüşü”nün başlangıcı olarak, kendisini en yakın tanıyanlardan birisi, bir süre önce bana 2010 yılını, yüzde 58 “evet” oyu çıkan “Anayasa Referandumu” tarihini söylemişti. Çok kişi, “Bozulma Miladı”nı 2011 seçimleri olarak görür. Yüzde 50 oy, Erdoğan’a “Tek Adam” rejimi kurmaya yönelmek için gerekli enerjiyi vermiş olmalıdır, bu kanaate göre.

Tabii, bazıları Tayyip Erdoğan’da hiçbir değişiklik olmadığını, bugünkü tavrını ortaya koymak için “uygun zamanı kolladığını”, şartlar oluşunca da, “gerçek yüzünü ortaya koyduğunu” iddia ediyorlar. Ancak, bir kısım iflah olmaz “ulusalcı” çevrenin bu görüşü geçerliliği yok. Hayat öyle yaşanmaz, tarih öyle ilerlemez çünkü.

Bir ülke ya da bir ülke lideri için, en doğru ölçülerden birinin “dış dünya algısı” olması ve bu çerçevede ise taksi şoförlerinin gerçekten doğru bir “ibre” sayılması isabetlidir. Ne Müslüman olan ve ne de Türkiye’deki ideolojik-siyasi akımlardan haberdar olabilecek bir durumdaki Taylandlı bir taksi şoförünün arabasının torpido gözünde Tayyip Erdoğan ile ilgili bir yazı saklamaya iten ne olabilir ki?

Bir şey kesin: Tayyip Erdoğan’ın ve onunla birlikte Türkiye’nin uluslararası profili 2011 sonu itibarıyla hayli yüksekti.

Aradan üç yıl geçtikten sonra, bu kez benim açımdan “en derbeder” ve “en sevimli” Akdeniz şehri olan Napoli’de havaalanına doğru yol alan bir taksideyim.

Sağ yanımda, şehre tepeden bakan ve Napolilerin “aktivo” diyerek halen faal bir volkan olduğunu hatırlatmayı ihmal etmedikleri Vezüv. En son 1944’te lâv püskürtmüş. MS 79’da az ötedeki iki şehri, Pompei ve Ercolano’yu (Herculanum) onaltıbin kişiyle birlikte yerin altına gömecek şekilde patlamış. Şimdi “dorme” gerçi, yani “uyuyor” ama Napolililer, “dorme” de olsa hayatta olan “Vesuvio”nun yanıbaşına yaşıyor olmaktan ötürü hayatın keyfini çıkartmaya dönük şen yüzleri kadar, bir o kadar da herşeye ilişkin duyarlı kişiler.

Taksi şoförü Ciro Palladini, özbeöz Napolili olmakla övünüyor. Napoli’nin en eski işçi sınıfı semtlerinden Spangoli’de (İspanyol mahallesi) doğmuş büyümüş. Şehrine o kadar tutkulu ki, “İnşallah burada da ölürüm” diyor.

Ciro, taksisine binen siyasi kişiler için hatıra defteri barındıracak kadar siyasi uyanıklığa sahip birisi. Torpido gözüne uzanıp aldığı taksisinin hatıra defterinde, 1999-2006 yılları arasında görevde bulunmuş olan bir önceki İtalya Cumhurbaşkanı Carlo Azeglio Ciampi ile çekilmiş fotoğraflarını, Ciampi’nin kendisi için yazdıklarını gösteriyor. Ciampi’yi Napoli’de o gezdirmiş.

Nereli olduğumuzu öğrenince, “Ülkenizde büyük bir sorununuz var” diyor, “Cumhurbaşkanınız Erdoğan” diye ekleyerek. Bunu söylediği anda, sağ elinin işaret parmağını sağ şakağına hafifçe iki kez vurarak, “sorunumuz”un nasıl bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Üç yıl önce Bangkok’ta bir taksi şoföründen Tayyip Erdoğan övgüsüne muhatap olmak, üç yıl sonra Napoli’de yine bir taksi şoföründen elini başına götürerek yaptığı bir jest ile Tayyip Erdoğan’dan “ülkemizin sorunu” olarak söz edildiğini işitmek.
O el hareketini yaptıktan sonra, bir de kestirmeden yorum getiriyor Napolili taksi şoförü: “Ülkeniz demokrasiden uzaklaştı...”

Bunları söylediğinde, henüz Tayyip Erdoğan’ın “dört çocuk teşviki”ni yaptığını, “neslimizi kurutmak” amacıyla –muhtemelen kastedilen “dış güçler”dir- “doğum kontrolü” denilen “vatana ihanet”ten söz ettiğini duymamıştı. Duyması mümkün değildi. Cumhurbaşkanı, henüz konuşmamıştı.

Reuters’de “From democrat to autocrat” (Demokrattan otokrata) başlıklı Andrew Finkel imzalı yazıyı okumuş olması da söz konusu olamazdı. Zira henüz yayımlanmamıştı. Washington Post’ta Obama’nın sabah sabah okumuş olduğu başyazı da henüz yayımlanmış değildi. Washington Post’un başyazısı “The news media crackdown in Turkey threatens democracy” başlığını taşıyordu. En son Zaman ve Samanyolu yöneticilerine yönelen medya baskısının “Türkiye’de demokrasiyi tehdit ettiği” görüşüne yer veriliyordu.

Neredeyse dünyanın saygın ve etkili yayın organları, Türkiye’de demokrasinin “tehdit altına girdiği”ni görürken, bunun “otokrat” lider ile ilişkisini kurarlarken, dünyanın herhangi bir köşesindeki taksi şoförleri için Türkiye adı “Tayyip Erdoğan” ve “demokrasiden uzaklaşma” çağrışımı yapıyor.

Türkiye’ye ilişkin, taksi şoförlerinin gördüğü 2014-2015 gerçeklerini görmemek için, ya çıkar hesaplarıyla gözlerin kararmış olması gerekiyor ya da gerçekten yeryüzü ile ilişkisi kesilmiş bir şekilde “paralel evren”de yaşamak.

“Paralel evren”de yaşayanların bazıları “başdanışman” yapılırken, bazıları da cumhurbaşkanlığı, başbakanlık gibi sıfatları üstleniyorlar...

X