Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AKP, IŞİD ve “Sünni yüzleşmesi”...

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, New York’ta IŞİD’e ilişkin yepyeni bir dil kullandı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, New York’ta IŞİD’e ilişkin yepyeni bir dil kullandı. New York’taki “İklim Zirvesi”nde ABD’nin beş Arap müttefikiyle birlikte Suriye’deki IŞİD hedeflerini vurmasını “olumlu bulduğunu ve ara vermeden sürmesi gerektiğini” belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin IŞİD’le mücadelede atacağı adımları New York dönüşünde hükümetle birlikte belirleyeceklerini söyledi.

Tayyip Erdoğan, IŞİD’e karşı mücadeleye verilecek desteğin kapsamına ilişkin bir soruya ise “Arkadaşlar, her türlü kapsar. Askeri, siyasi hepsi…” karşılığını verdi.

Daha birkaç gün önce ısrarla Türkiye’nin desteğinin “insani yardım” ötesine geçmeyeceğini özellikle vurgulanırken, şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan, “askeri, siyasi hepsi” deme noktasına gelmiş durumda.

Tayyip Erdoğan’da IŞİD’e karşı mücadelede atılacak adımların, New York dönüşü, hükümetle birlikte belirleneceğini söyledi.

Yani, ne yapılacak, Erdoğan New York’ta öyle, Türkiye’de başka türlü mü konuşuyor; New York dönüşü kısa süre içinde göreceğiz. AKP hükümeti, dünkü yazımızda altını çizdiğimiz gibi, hiçbir zemine sağlam basamadığı, her an, herhangi bir aktörün yönlendirdiği şekilde sürüklenebilir bir hale gelmiş olduğu için, ne Cumhurbaşkanı’nın, ne de Başbakan’ın (bakanlarını hepten bir yana bırakıyoruz) nerede, ne söylediklerinden ziyade; nerede, ne zaman, ne yapacakları önemli. Eskilerin “âyinesi iştir kişinin, lâfza bakılmaz” dediği hal geçerli.

Bununla birlikte, Erdoğan’ın sözlerini Fransız haber ajansı AFP’nin haberiyle birlikte değerlendirmekte de yarar var: “AFP’nin haberine göre, Türkiyeli yetkilerle yaptığı görüşmenin ardından New York’ta bir forumda konuşan Kerry, Türkiye’nin koalisyonun bir parçası olduğunu ve IŞİD’e yönelik mücadelenin ön saflarında yer alacağını belirtti. Kerry, IŞİD’in elinde rehin tutulan 49 yurttaş nedeniyle zorluk yaşayan Türkiye’nin, rehinelerin serbest kalmasının ardından koalisyonla birlikte örgüte karşı daha fazla çaba göstermeye hazır olduğunu vurguladı.”

Bir de İlhan Tanır’ın Washington çıkışlı şu haberiyle:

“Kerry’nin, New York’ta ‘Türkiye IŞİD karşıtı koalisyona katılma sözü verdi’ açıklamasını yaptığı saatlerde, Washington’daki muhabirlerin sorularını yanıtlayan bir Beyaz Saray yetkilisi, Türkiye’nin koalisyondaki ‘duruşu’ hakkında halen karar verme aşamasında olduğunu söyledi.

ABD’nin beş Arap müttefikiyle birlikte Suriye’deki IŞİD hedeflerine yönelik bombardımanına ilişkin soruları telekonfreans yönetimiyle yanıtlayan yetkili, Türkiye’nin koalisyondaki yeri hakkında halen karar aşamasında olduğunu söylerken Katar’ı ise ‘tam bir ortak’ olarak tanımladı.”

ABD’nin önceki gün sabaha karşı Suriye topraklarındaki IŞİD hedeflerine karşı giriştiği hava harekâtında yer alan ve Obama’nın “teşekkürü”ne mazhar olan Arap ülkelerine dikkat: S. Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar ve Ürdün. Bu ülkelerin tümü “Sünni” ve Katar dışında tümü, Mısır’da Müslüman Kardeşleri yönetiminin düşmesine destek olmuş olan ülkeler. Aralarında S. Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ile de Mısır konusunda öyle ters düşmüş durumdalar ki, Türkiye’ye dönük her türlü “ekonomik proje”yi askıya aldılar.

Ayrıca, hatırlarsak, çok yakın geçmişte, Katar, S.Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin ağır baskıları karşısında ülkesinde barındırdığı bazı Müslüman Kardeşler yetkililerini ülkeden çıkartmış ve bunları Tayyip Erdoğan Türkiye’ye aldırtmıştı.

Şimdi, Türkiye de, ABD’nin başını çektiği IŞİD’e karşı oluşturulan “Sünni koalisyonu”nun içinde “aktif rol” sahibi olacak şekilde “radikal bir siyaset değişikliği”ne mi gidiyor?

Göreceğiz.

Obama’nın IŞİD’e karşı “stratejisi”nin belkemiğini, Ortadoğu’daki “Sünni güçler”in, Suriye ve Irak topraklarının bir bölümüne yerleşerek, alan genişletmeye çalışan IŞİD adındaki “Sünni olgusu”na karşı “fiili” yani “askeri ve siyasi hareket”e girişmesi oluşturuyor. ABD’nin buradaki en belirleyici katkısı, Bosna’da ve Kosova’da Sırbistkan’ın Miloşeviç’ini yıkılmasına kadar giden etkili hava operasyonlarının benzeri olacak.

Gerçi New York Times gazetesi “Wrong Turn on Syria: No Convincing Plan” (Suriye’de Yanlış Dönüş: İnandırıcı Plan Yok) başlıklı dünkü başyazısında, Suriye’de IŞİD’e karşı girişilen hava harekâtının nihai başarısına ve bunun bir stratejik planın eseri olduğuna dair derin kuşkularını dile getirdi ama aynı gün etkili köşe yazarı Thomas Friedman “ISIS Crisis” (IŞİD Krizi) başlıklı yazısında Obama stratejisinin canalıcı noktasını yakalamıştı.

Obama’nn IŞİD’e karşı kampanyasında ve söz konusu kampanyayı inandırıcı biçimde açıklamakta zorluk bulunduğunu ve bu zorluğun bir gerilime yol açtığını ve gerilimin hep süreceğini öne süren Friedman, Obama stratejisinin bir yandan IŞİD’e karşı Arap-Müslüman dünyanın kendisiyle “yüzleşmeye” teşvik ettiğini, diğer yandan da IŞİD’in Suriye ve Irak’daki kalelerinde “kovalayıp, imha etmeyi” öngördüğünün altını çizdi.

Evet. Konu budur. Nitekim, “Bu yüzleşmeyi beslemek, Obama stratejisinin hayati ve –akıllı- bölümüdür. Amerika’nın hava harekâtı yükümlülüğünü, sadece Suriye ve Irak’taki IŞİD hedeflerine yönelterek, Obama kara savaşının Araplar ve Müslümanlar tarafından yürütülmesi gerektiğini ilân etti. Yalnızca, bunun onların savaşı olmasından ve dolayısıyla kayıpların büyük bölümünü kendilerinin üstlenmesi gerektiğinden ötürü değil; tam da IŞİD’i sahada bozguna uğratmak için gerekli olan Şii, Sünni ve Kürt çizgileri üzerinden kendilerini örgütlemek ve kendilerini çok zayıflatan mezhebi ve siyasi ayrılıkları aşabilmek, IŞİD’in yerini alacak ve kendisini yaşatabilecek şekilde düzgün, sağlam yönetimleri yaratmak içindir.

Gerilim yükseliyor zira IŞİD bir öldürme makinasıdır ve onu sahada izleyip, yakalayıp ortadan kaldırmak için bir başka öldürme makinasına ihtiyaç vardır. Eğiteceğimiz ‘ılımlı’ Suriyelilerin kesinlikle tek başlarına hem IŞİD ve hem de Suriye rejimi ile aynı zamanda savaşabilmeleri kesinlikle mümkün değildir.

Iraklılar, Türkiye ve yakındaki Arap ülkeleri de askeri birliklerini devreye sokmalıdırlar.

Sonuç olarak, bu, hem Sünni İslam ve hem de Arap dünyası için bir iç savaştır. IŞİD’i havadan zayıflatabiliriz –Suriye’deki bu IŞİD psikopatları vurmuş olmamızdan memnunum- ama sadece Araplar ve Türkler, IŞİD’i sahada ezebilirler. Şu sırada, Türkiye’nin cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, otoriterleşme, basına baskı, dost-ahbap kayırma kapitalizmi ve İslamcılara, IŞİD dahil, sessiz destek ile öne çıkıyor. IŞİD’i havadan zayıflatmak için Türkiye’deki üslerimizi bile kullandırmıyor. İçinde ne var? Suriye’de IŞİD’i bombalamak için bize katılmaya hazır olan ama kara birliklerine yanaşmayan Arap rejimleri ne düşünüyor?

Bu (yani İslam dünyası) sıkıntılı durumdaki bir uygarlıktır ve bir IŞİD canavarını karnından çıkartarak doğuran patolojiler ile yüzleşmedikçe, havadan ya da karadan elde edeceğimiz herhangi bir zafer geçici olacaktır.”

AKP iktidarının önündeki ve Türkiye’yi önüne diktiği temel sorun budur işte. Kendisiyle, ideolojik duruşuyla, “dogmaları” ile yüzleşmek.

Bunu becerebilecek mi? Yapmaya niyeti var mı?

Aslında ve özünde Kürtlerin de, cevabını Tayyip Erdoğan iktidarından beklediği temel soru bu.

X