"Cemal Tükel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cemal Tükel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Cemal Tükel

İzmir’i turizme dönük şehir yapmak

14 Ağustos 2013

İzmir kruvaziyer turizmi sayesinde yabancıların uğrak yeri haline geldi. Adnan Menderes Havalimanı ağırlıklı olarak Kuşadası, Çeşme ve civarındaki turistik tesislerde konaklamaya gelen yabancı turistin giriş kapısı olması nedeniyle şehrimize turizm açısından katkısı çok yüksek değil. Ancak Alsancak Limanı turistin İzmir’e doğrudan ulaştığı nokta. Gelenlerin hemen tamamı yabancı olmasına rağmen; limandan çıktıktan sonra turisler için tek yabancı dilde hazırlanmış yönlendirme işareti yok. Turistlere ellerinde harita şehri keşfederken; maalesef nereye gittiğini, nerede bulunduğunu veya nereye gitmesi gerektiğini gösterecek işaretler veya bilgi noktaları da bulunmuyor. Ören yerlerini gösteren kahverengi tabelalarda bile herşey Türkçe... Zaten kısıtlı süre geçirmek için geldikleri bu şehirde; harcayacakları zamandan maksimum faydalanmalarını sağlama yönünde katkımız yok denecek kadar az.

Bu sezon yaklaşık 600 bin turist denizyolu ile şehrimize gelecek. İzmir’de organize şekilde bu turistleri dolaştırmak için bir tek üstü açık şehir turu otobüsleri var. Bunun dışındaki farklı aktiviteler için fazla bir alternatif sunamıyoruz. Bisiklet, doğa yürüyüşü, golf, deniz-plaj gibi olanaklarımızı bir türlü devreye sokamıyoruz.

İzmir Ticaret Odası’nın girişimleri ile yoktan var edilen bu sektörden maalesef şehrimiz alması gereken geliri elde edemiyor... Bu konudaki girişimler için yerel yönetimlerin de katkı koyması gerekli.

Limandaki karşılama indirme ve bindirme koşullarının da, ne kadar yeterli olduğu ortada. Bu şartların özelleştirme ile değişeceği sık sık vurgulanıyor ama özelleştirme hala askıda... Alsancak Limanı’nın yanındaki demiryollarına ait arazide yapılması planlanan bir AVM ile turistten elde edilen geliri artırma yönünde bir girişim oldu. Fakat böyle noktasal bir yapılaşmanın da şehre yapacağı katkı sorgulanmakta.

Kemeraltı, Kadifekale ve Agora gibi şehrin tarihi yerleri ve alışveriş noktalarına turistlerin ulaştırılması konusunda zayıf kalıyoruz.

Yeni yatırımlar ile kongreler ve fuarlar bakımından daaha etkin bir konuma geliyoruz. Yabancıların şehirde konaklaması bakımından da yeni bir yaklaşım içine girdik. Birçok yeni otel ardı arkasına devreye giriyor. Günlük turist ile konaklamalı turist olgusunu birleştirerek yeni bir sinerji yaratılması mümkün. Bu sezonu kaçırdık. En azından gelecek sene için İzmir’i turiste ve turizme dönük bir şehir yapmak için gerekli işbirliğini ve girişimleri gündeme getirmemiz lazım. Tabii bir de EXPO 2020 adaylığımızı unutmamalıyız. Çünkü bu tür yapılaşmaların sonuçları ancak birkaç senede elde edilebilir. İzmir’i biraz geçmişi ve tarihi ile bütünleştirerek yüzü turizme dönük bir şehir haline getirme zamanı geldi...

Çeşme’de bayram bereketi..

Çeşme bayramda kelimenin tam manası ile yükünü aldı. Dağ, taş insan ve araba dolarken, sahil bandı zaman zaman Kemaraltı’ndaki kalabalıkları anımsattı. Trafikte ise tam bir karmaşa yaşanırken, bazı kavşaklarda kuyruklar kilometrelerce uzadı. Konaklama yerleri yüzde yüz doluluk oranlarına ulaştı; restoran ve lokantalarda oturacak yer bulma güçlüğü bile yaşandı. Otel sahipleri memnun, restoranlar memnun, satıcılar memnun, ama ben vergi dairesini merak ediyorum. Acaba bayramın bereketi Çeşme Vergi Dairesi’ne de uğradı mı?

Yazının devamı...

Marinalar şehri İzmir

7 Ağustos 2013

DENİZCİ gözüyle bakarsanız İzmir’in üç tarafı denizlerle çevrili. 3.5 milyonluk şehir maalesef denizle muhabbetini bir türlü artıramamış. Sadece biraz günbatımı seyretmesini, biraz da geçen gemilere bakmasını biliyoruz.
Bir zamanlar yüzüyorduk, ileride yine yüzeceğiz diye bir tevatür var ama; sadece körfezin dışında şimdilik bu mümkün oluyor. Körfezi kullanmayı aslında çoğu zaman en son aklımıza getiriyoruz. İlk hedefimiz karadan ulaşmaya çalışmak bir yere...

Yakında yeni ve hızlı gemilerimiz gelecek. Umudumuz bu gemiler sayesinde körfezle barışmak... Ama gerçekten deniz ile barışık olmak, denizi yaşamak bu kadar sınırlı mı bizim için. Sadece sabah veya akşam bir gemiye binip karşı tarafa geçmekten ibaret mi deniz ile olması gereken ilişkimiz.
Deniz seven, denizleri ile yaşayan uluslar hergün irili ufaklı teknelerle dolduruyor denizlerini, körfezlerini.. Maddi durumumuz elvermiyor diyebilirsiniz... Asıl mesele de burada yatıyor. Bu kadar pahalı olmamalı deniz üzerinde geçirmeye çalışacağımız zamanın maliyeti.

Eski Karşıyakalı, rahmetli Ertuğrul Erol Ergir küçüklüğünde körfezden tuttuğu balıkları anlatırdı bana. Kendisi Girit’in Hanya şehrinin son Türk belediye başkanının torunuydu. Çok küçük gelmiş Karşıyaka’ya ve ilk sahip olduğu şey bir kayık. “Aslında dökülüyordu, ama onardım ve yüzdürdüm. Annem akşam yemek yok, git balık tut gel dediği zaman atlardım kayığıma getirirdim akşam yemeğini” diye anlatırdı hikayelerini. Çocukluğunun ve okul dışındaki en önemli aktivitesinin sandalı ile körfezde dolaşmak olduğunu sık sık dile getirirdi. Denizle barışık olmak böyle birşey olsa gerek.

Yazının devamı...

Kordon’un keşmekeşliği

31 Temmuz 2013

Kordon İşadamları Derneği hafta içi saat 20.00, hafta sonu 19.00’dan sabahın erken saatlerine kadar kapatılan Kordon’un tek yönlü olarak trafiğe açılmasını istedi.

Akşam saatlerinde Kordon’da trafik akışı durduğu zaman caddeye bir huzur ve sessizlik hakim oluyor. Yayalar için daha rahat yürüme imkanı doğarken, restoran müşterilerinin de geçen arabalardan kalkan toz ve egzoz dumanını yutması nisbeten azalıyor. Diğer zamanlarda ise tam bir keşmekeşlik. Kaldırımlar araç park yeri gibi, hatta bazı kendini bilmezler dik olarak çimlerin üstüne kadar park ediyor araçları. Çimin üstünden tur atan bile var... Eğer önemli bir yetkili o gün Kordon’a gelmeyecekse; trafik ve zabıtanın çekicileri piyasa yapmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Ama eğer gündemde bir belediye başkanı veya Vali Bey’in ziyareti varsa hummalı bir temizlik operasyonu başlatılıyor.
Şimdi trafiğin tek yön olarak açılması isteniyor. Bu uygulamanın Türkçe meali; “Kaldırımlara park edilen araçlar yetmedi, bir de yolun kenarına tek sıra ile park edelim” olacaktır. Araç geçişi de tek sıra halinde yapılır olur biter. Yani Kordon otoparka çevirilecek...

Ne olacak bu esnafın hali diyebilirsiniz. İyi de burada bulunan yaklaşık 450 işyeri var. Peki Kordon’da ikamet eden yaklaşık 10 bin kişinin hali ne olacak. Bunu düşünen yok mu?

Dükkanların içi boş, genelde müşteri dışarıda oturuyor. Fakat kiracılar dükkana para ödüyor. Kış aylarında birkaç restorandan başka içerisini dolduran işyeri yok... Kordon’daki mekanlar kış aylarında dışarısının da cam ile kapanması talebi ile geliyor. Yani sokağa dükkan yapalım der gibi birşey. Tabii üstü ve yanı kapalı olursa aslında sigara yasakları nedeniyle müşteri dışarıda da oturmaz. Zira böyle bir yapılaşma sigara yasağı kapsamına giriyor.

Yazının devamı...

Şehirde ‘Yaz Temizliği’

24 Temmuz 2013

Yıllardır evlerde yaz temizliği yapmak diye bir anlayış vardır. Yaz aylarıyla birlikte kışlıklar kalkar, halılar toplanır evler dip bucak temizlenir, boyaya badanaya ihtiyaç olan yerler boyanır, tamiratlar yapılır. Bu süreçte evin günlük temizliğinde ulaşılamayan veya yapması zor olan birçok düzenlemenin de yapılması sağlanırdı.

Aslında evlerimiz için yaptığımız bu temizlik ve küçük tadilatlar, yaşadığımız şehirler için de geçerli. Kışın getirdiği yoğun pisliğin dip bucak temizlenmesi için de belediyelerin yaz aylarında hummalı bir çalışma içinde olması gerekmez mi?

Maalesef birçok cadde ve sokak kışın pisliğini, hatta bazıları yılların getirdiği kirliliği hala üzerinde taşıyor. Bazı caddelerde park etmiş araçların hemen hemen hiç kalkmaması nedeniyle yollar pislik içinde, resmen kokuyor. Temizlemek için bu park yerlerinin kısa bir süre için bile olsa hiç boş kalmaması; maalesef belediye temizlik birimlerinin buralara ulaşımını engelliyor. Ayrıca yapılması gereken küçük tadilatların da gözden kaçmasına veya yapılması imkansız hale gelmesine neden oluyor.

Birçok Avrupa ülkesinde araç park yerlerine yapılan duyurular ile yılın belli zamanlarında bu alanlar birkaç günlüğüne boşaltılarak gerektiği gibi temizliği ve bakımı yapılması sağlanmakta. Bu uygulamanın benzerinin şehrimizde yapılması gerekli.

Bugün Alsancak, Göztepe, Karşıyaka, Buca, Bornova’daki birçok ara sokakta, bazen kokudan geçilmeyecek noktalara ulaşan kirliliğe çare bulmak; aslında yapılacak sistemli bir temizlik ve bakım ile mümkün. Cadde ve sokakları genelde sadece asfalt yenilemesi için boşaltan belediyelerin; özellikle son yıllarda moda olan parke taşı döşemelerinden kaynaklanan, başta çökme olmak üzere daha birçok aksaklıkları düzeltebilmek için de böyle bir fırsat yaratması gerekir.

Şehrimizde yapılan düzenlemelere sahip çıkmak ve bunların zarar görmesini engellemek tüm vatandaşların görevi. Fakat aynı zamanda belediyelerin de bu konuda daha aktif davranarak sadece göstermelik temizlik aletleri ile değil, daha geniş çaplı uygulamalar ile şehrin temizliğini yapması gerekir. Zira diğer bir açıdan; yapılması gereken bu temizlik, toplum sağlığı açısından da çok önem taşımaktadır. Özellikle çöp konteynerlerinin bulunduğu alanlardaki kirlenme, sağlık açısından da tehlikeli boyutlara ulaşmakta. Böyle bir uygulama olabilecek birçok hastalığın daha başlamadan engellemesi açısından önemli tedbir olacaktır.


Yazının devamı...

Örnek alınabilecek bir bölge: Region d’Alsace

17 Temmuz 2013

 
FRANSA’nın Almanya sınırında, Starsbourg şehrinin de içinde bulunduğu bölgeye Region d’Alsace (Alsace Bölgesi) denilmekte. Bölgenin Avrupa Parlamentosu’na da evsahipliği yapan şehri, milattan önce 58 yılında Celt’ler tarafından kurulmuş. Yıllarca Alman ve Fransız kavimleri arasında el değiştirmiş, en son ikinci dünya savaşı sonunda çizilen sınırlar içinde Fransız toprağı olarak kalmış...

Bu bölgenin, Ege ve İzmir ile ne gibi bir benzerliği olduğunu sorabilirsiniz...

Bilinenin aksine her iki bölge de benzerlikler içeriyor... Öncelikle nüfus yoğunluğu bakımından birbirlerine oldukça yakın. Alsace verimli toprakları ile Ege gibi bir tarım bölgesi... Tarıma dayalı endüstri ve gıda sanayi oldukça ilerlemiş durumda. Bunun yanısıra otomotiv ve tekstil sanayinin de en eski merkezlerinden biri. Bölgenin ihracatı, ithalatına oranla fazla veriyor... Starsbourg Avrupa’nın en eski şehirlerinden biri olması nedeni ile Ege gibi yoğun bir turizm bölgesi..

Starsbourg aynı zamanda bir liman şehri. Deniz kıyısında olmamasına rağmen, Ren Nehri üzerinde yapılan taşımacılıktan oldukça önemli bir pay alıyor. Alsancak limanı kapasitesine eşit bir limana sahip.. Bu nedenle hatırı sayılır bir lojistik merkezi olma özelliğini de taşıyor.

Bütün bu karşılaştırmalar ve benzerlikler içinde özellikle kişi başına düşen milli gelir konusunda Alsace’ın birdenbire açık ara öne çıktığını görüyorsunuz. Bunun nedeninin araştırdığımızda karşımıza bölgenin son yıllarda başta ilaç sanayi olmak üzere birçok yeni endüstriye evsahipliği yapmasından kaynaklandığını görüyoruz.

Bölgedeki üniversitelerin de destek ve işbirliği ile; bioteknoloji, kimya, temiz teknolojiler, enerji tasarruflu yapı teknolojileri, yenilenebilir teknolojiler ve su teknolojileri alanlarında hatırı sayılır yatırımlara evsahipliği yapıyor Alsace. Dünyanın en önemli ilaç araştırma ve üretim merkezleri bu bölgede bulunuyor.

İnsan kaynakları, işgücü yapısı ve yaşam kalitesine bakıldığı zaman benzerlikler içeren Alsace Bölgesi’den; ileri dönük bir yol haritası çıkarma bakımından Ege’nin çok alabileceği çok şey var...

Yazının devamı...

Havalimanı özel treni

10 Temmuz 2013

AVRUPA’nın birçok kentinde şehir merkezi ile havaalanları arasında tren bağlantısı mevcut. Şimdi İzmir’de de böyle bir uygulamanın var olduğunu söyleyebilirsiniz. Fakat İzmir’deki uygulama şehir merkezi-havaalanı treni değil. Havaalanına gitmek için kullandığımız tren aynı hat üzerinde taşıma yapan İZBAN’ın treni.

Havaalanı yolcularının bavul ve diğer eşyaları ile bu trenlerde, özellikle yoğun saatlerde seyahat etmesi oldukça sıkıntılı. Ayrıca bu treni almak için şehrin merkezindeki tren istasyonlarından hiçbirini kullanamıyorsunuz.
Bildiğiniz üzere Alsancak ve Basmane garları, İzmir’in nostaljik ve tarihi mekanları. Genelde turisler tarafından sadece dışarıdan görülerek ziyaret bile edilmeyen iki tarihi nokta özellikle banliyö trenlerinin azalması nedeniyle tren taşımacılığında eski yoğunluğunu yaşamıyor.
Adnan Menderes Havalimanı yakında yeni iç hatlar terminalinin tamamlanması ile daha fazla sayıda uçağın iniş kalkış yapacağı bir merkez olma özelliğini kazanacak. Tabii artan yolcu miktarına parallel olarak buraya ulaşım konusunda da yenilikler yapılması ve ek tedbirler alınması gerekecek.

Alsancak veya Basmane garından kalkacak ve en fazla bir veya iki istasyondan yolcu almak suretiyle havalimanına ulaşacak “Havalimanı Treni” artacak yolcu talebinin karşılanmasında etkin bir çözüm olacaktır. Hatta Alsancak ve Basmane garlarında havayolu şirketlerinin kuracağı bürolarla bagaj ve bilet işlemleri bile burada yapılarak havalimanında oluşacak yoğunluğu ve yığılmayı önlemek mümkün olacaktır.

Yazının devamı...

İnciraltı’nda yeni bir oyun mu sahneleniyor?

3 Temmuz 2013

EXPO 2020’nin yapılacağı İnciraltı Bölgesi için çıkarılan imar kanunu İzmir’deki tüm kurum ve kuruluşların ortak fikirde buluşması ile hazırlandı. Yeşilin korunmasında, yapılaşmanın düşük tutulmasında azami gayretin gösterildiği planlar; bakanlıkların, belediyelerin, ilgili ilgisiz tüm odaların ortak akılda birleşmesi sonucunda ortaya çıkarıldı. İmar için ortak akılda buluşulduktan sonra buraya özel bir kanun ile kesinleştirildi.

Dört kat ve 0.6 emsal gibi düşük bir yapılaşma izniyle ortaya çıkarılan plan, yıllardır sürüncemede bırakılan arsa sahipleri için en azından çözüm üreten bir umut ışığı oldu. Düşük yapılaşma olarak nitelendirilmesinin sebebi; hemen otoyolun karşı tarafında 10-12 kat ve 3.5 emsal yapılaşma izinlerinin olması. Bu fark bile İnciraltı arazilerinin ne kadar çevreyi koruma amaçlı bir imara sahip olacağının en büyük göstergesi...

Geçtiğimiz günlerde EXPO’nun konumlandırma aşamasında kent ormanı diye adlandırılan alanda ağaç kesilmeden bir yapılaşma talebi gündeme gelmişti. Geçici olarak hazırlanan EXPO 2020 alanı teşhir binaları görsellerinde bu ormanın neredeyse yok ediliyor olması aşırı tepki toplamıştı. Ağaç kesimine karşı çıkanlar, haklı olarak bu konunun tekrar incelenerek daha doğru bir planlamanın yapılmasını talep ettiler.

Bu planların geçici olduğunun açıklanmasının ardından bu defa İnciraltı Bölgesi’nde 400 bin metrekare alışveriş merkezi yapılabileceğine dair bir iddia ortaya atıldı.

Yazının devamı...

Kent Ormanı, EXPO’ya kurban edilecek mi?

26 Haziran 2013

Çevre yolundan, Balçova’ya doğru son tepeyi aşıp, Çeşme Otoyolu’na bağlandığı noktaya doğru yaklaştığınızda; denizi görür görmez, önünüze engin bir yeşil alan çıkıveriyor. Bundan 15-20 sene önce ağaç dikimine başlanan arazide ağaçlar yavaş yavaş büyürken; ikinci bir Kültürpark’ın yaratılması amaçlanıyordu... İster orman diyelim, ister koru, isterseniz yeşil alan; yılların emeğini taşıyan bu arazinin EXPO 2020 için feda edilme düşüncesi bile yürekleri dağlamaya yetiyor. Kaldı ki EXPO’nun teması için de ideal ortamı oluşturan bir alanın korunarak geliştirilmesi daha yararlı olur. Sahile oranla daha geride bulunan boş arazilerin ise EXPO’nun teşhir binaları için kullanılması daha doğru olacaktır.

İspanya’nın Sevilla şehri EXPO’ya iki defa ev sahipliği yapmış. 1929 yılında yapılan ilk EXPO sonrası ortaya çıkan dev park, şehrin yaşam alanını oluşturmuş. Dev bir botanik bahçesi haline gelen alanda tanıtım için kullanılan binaların birçoğu da; sergiye katılan ülkelerin konsoloslukları olarak kullanılıyor. Ayrıca konserlerin, sergilerin ve çeşitli gösterilerin de ilk adresi burası. 1992 yılında yapılan ikinci EXPO alanı ise şehrin diğer yakasında dev bir arazi. Yıllardır EXPO dışında belirgin bir amaca hizmet edemeyen bu beton ağırlıklı arazinin ne yapılacağı hala tartışma konusu...

İzmir’in EXPO 2020 adaylığı için ortaya koyduğu proje muhakkak revize edilecektir. Fakat yapılan projeler bugünü kurtarmak veya gösteriş  amaçlı olmamalı. Tam tersi EXPO’nun ivmesinden yararlanarak; İzmir’in geleceğine damga vuracak yepyeni bir alanın yaratılmasını sağlanmalıdır.

Yoksa yılların emeğini yok ederek, geleceği olmayan bir proje ile ortaya çıkmanın hiç bir yararı yok. Her zaman kendine özgü bir sanat dalı olarak gördüğüm mimarlık biliminin, bu soruna çağre bularak; mevcut bitki örtüsünü EXPO’ya kurban etmeden en iyi yolu ortaya koyacağından eminim...


Mavişehirde yapılaşma yoğunluğu artıyor

Mavişehir, Karşıyaka’nın yeni yaşam alanlarının başında gelen bir bölge haline geldi. Bir zamanların bataklık bölgesi; doldurma ve yüksek yapılaşma ile İzmir’in en ideal yaşam alanlarından birini oluşturdu. Alışveriş merkezleri, geniş parkları, müsait araç park alanları ile şehirlerimizin çarpık yapılaşmasından kaçan ailelerin tercihini oluşturdu. Tabii bu tercihler bölgedeki boş arazilerin değerini artırdığı gibi, yapılan imar planlarında belirtilen rekreasyon ve konut alanlarında da yeni imar hakları arayışını getirdi.

Geçtiğimiz aylarda Mavişehir Albatros bloklarının hemen dibine büyük bir okul inşaatı başladı. İmar planında sözkonusu arazinin okul için ayrılmış olduğu öne sürülebilir. Burada tartışılması gereken, bu kadar büyük bir inşaat için ayrılan arazinin yeterli olup olmadığı... Zira okul binası oldukça sıkışık bir görüntüyü ortaya çıkardı.

Yazının devamı...