"Cemal Tükel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cemal Tükel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Cemal Tükel

EXPO’ya ihtiyacı olmayan şehir Dubai

4 Aralık 2013

Geçtiğimiz hafta içinde ikinci defa yola çıktığımız EXPO adaylığı konusunda maalesef hüsrana uğradık. Hüsranımız kaybetmek değil, nasıl kaybettiğimizdi. Çekişmeli geçeceğini düşündüğümüz oylamada erkenden havlu atmamız; sık sık tecrübeli olduğumuzun dile getirildiği adaylık süresince aslında ne kadar yanlış uygulamalar içinde olduğumuzun bir kanıtı gibiydi. Hele oylamanın kaybedilmesinin ardından yapılan “EXPO’ya ihtiyacımız yok” türü açıklamalar daha büyük talihsizlikti.

EXPO 2020’yi kazanan Dubai, Arabistan Yarımadası’nın ucunda küçük bir şehir devleti. Dubai’nin EXPO gibi bir itici ticari harekete aslında hiç ihtiyacı yok. Burası, Hong Kong’un Çin’e devredilmesi ile ortaya çıkan serbest ticaret merkezi boşluğunun en iyi doldurulduğu şehirlerden biri. 2013 yılının ilk 6 ayında 5 milyonun üzerinde turist ağırlamış. Hem de turistler gemi ile günü birlik değil, gece konaklamalı olarak geliyor Dubai’ye. Altı aylık dış ticaret rakamlarına bakarsak Hindistan 81 milyar dolar hacmi ile en büyük ticaret ortağı. 2 milyon nüfusu olan şehrin dünya ticaretinden altı ay içinde aldığı pay 500 milyar doları aşıyor.

Bu rakamları gördüğümüz zaman Dubai’nin EXPO ısrarına bir anlam veremiyor olabilirsiniz. Buna rağmen sürdürdükleri kampanya döneminde tüm şehir EXPO’yu yalayıp yutmuş gibiydi. Dev ekranlarda 24 saat EXPO 2020 adaylığı açıklamaları, tüm özel ve kamu ulaşım birimlerinin giydiği kıyafetlerde EXPO’yu hatırlatan logo ve amblemler, şehrin her köşesinde özellikle ingilizce olarak hazırlanmış bayraklar ve hatta alışverişte verilen kredi kartı sliplerinin üzerinde bile rastlanılan EXPO adaylığı duyuruları. Bilinçli halk, bilinçli devlet, bilinçli kampanyanın en güzel örneklerini sergilediler.

EXPO oylamasından üç gün önce Emirates Havayolları’nın açıkladığı 350 uçaklık siparişi de pastanın üzerine konulan krema niteliğindeydi.

Dubai’nin bir vizyonu, hedefleri ve dünyada olmak istediği bir nokta var. Bu konuda sistematik olarak geliştirdikleri yeni projeleri ile büyümelerini ve kalkınmalarını sürdürüyorlar. EXPO’nun kazanılması sonrası Dubai’deki tüm telefonlara Şehy El Maktoum’un teşekkür mesajının gönderilmesi de bir şehrin hedefe ne kadar kilitlendiğinin en büyük kanıtlarından biri.. İnşallah darısı başımıza...

Yazının devamı...

Dersler ve haneler

27 Kasım 2013

İlkokulu bitirdiğimiz 1970’li yılların başında orta öğrenimde özel kolej veya anadolu lisesi statüsündeki okullarda devam edebilmemiz için sınava girmemiz gerekiyordu. Bu yıllarda henüz ilkokul öğrencileri için dershaneler düşünülmemişti. İmtihandaki başarı; ağırlıklı olarak ilkokul öğretmeninizin size verdiği başarı çıtası ile paralleldi. Karşıyaka Ankara İlkokulu’ndaki öğretmenimiz Huriye Özöğüt hepimizi çok sıkı bir disiplinle yetiştirdi. Sınıfımızdaki 19 erkek öğrenciden ikisi hariç hepimiz özel kolej veya anadolu liselerine girmeyi başardık. O yıllarda dersler vardı, ama haneler henüz ortada yoktu.


Orta öğrenimi İzmir Saint Joseph Orta Okulu’nda okudum. Her hafta karne alıyorduk. Karnemiz 100 puan üzerinden toplanarak elde edilen başarı ortalamasını yansıtıyordu. 30 puan matematik, 10 puan Türkçe ve 60 puan Fransızca. Her hafta istisnasız bir matematik, bir Türkçe, iki veya üç Fransızca imtihanımız vardı. Gel de çalışma. Sınıfın en tembel talebesinin bile saatlerce ders çalıştığı bir sistem içinde yoğrulduk. Çalışmayanlar sınıfta kalıyordu. Sene kaybetmemek için var gücümüzle derslere asıldık. Öğretmenlerimiz olan Fransız Frère’lerden Fransızcanın yanısıra fizik, kimya, matematik dahil zorlu dersleri öğrendik. Türkçe hocalarımız, tarih ve coğrafya öğretmenlerimiz bizi yarıştırırcasına yetiştirmeye çalışıyorlardı. Sosyal derslerin özellikle Türkçe’nin ne kadar önemli olduğunu, burasının Fransızca eğitim veren okul olsa da; bilim ve dilin yanısıra sosyal dersleri öğrenmenin önemini anlatıyorlardı...
1970’li yılların ikinci yarısına ulaştığımız o günlerde; yine dersler vardı, haneler henüz yeni yeni ortaya çıkıyordu...,


Not ortalamamızın yüksek olması nedeni ile lise öğrenimi için İstanbul Galatasaray Lisesi’ne kabul edildik. İstanbul Saint Joseph o yıl yatılı okulu kaldırdığı için çok az arkadaşımız bu okula gidebildi. Robert Kolej imtihanını kazanan üç dört arkadaşlarımız da öğreniminlerini burada sürdürdü. Birçok arkadaşımız ise İzmir’de kalmayı tercih ederek kaydını imtihansız Atatürk Lisesi’ne yaptırdı…
Dört yıl Galatasaray’da kuş gibi uçup gitti... 80’li yılların başı gelmiş üniversite zamanı kapımıza dayanmıştı. Bu dört yıl içinde birçok fen dersinden acımasızca çalıştırılmıştık. Başarılı geçen bir imtihanın notlarının dağıtıldığı gün, süpriz bir yazılı daha yapılıp not ortalamalarımızın düşürülmeye çalışılması dahil her türlü zorlu testten geçmiştik.

Yazının devamı...

Çöpe atılıp, yıkılan tarih

20 Kasım 2013

Geçen hafta İzmir’in 7 bin yıllık tarihinin kalıntılarının gerektiği gibi kıymetlendirilerek, değerlendirilemediğini dile getirmiştim. Paris’de uygulanan koruma amaçlı yapılaşmadan söz ederek; şehrimizin kültür mirasına daha çok sahip çıkılması gerekliliğini savunmuştum. Bu yazıya nazire yapar gibi TCDD İzmir Bölge Müdürlüğü bünyesinde bulunan İzmir’in yaşıyan en tarihi mekanlarının biri olan Alsancak Garı’ndaki hangarın taş duvarları tehlike arzettiği gerekçesi ile yıkıldı.

1860’lı yıllarda Société de Quai de Smyrne tarafından inşaa edilen depoların herhangi bir SİT koruması altında olmaması düşünülemez. Kaldı ki bu yıkım sonucunda ortaya çıkan çatı detayları, bugün bile birçok ustaya parmak ısırtacak nitelikte. İşte tarihi değerlerimize verilen değer ortada. Ben hukukçu değilim, fakat yıkımı yapanlar hakkında hukuki işlem yapılması gerekli olabilir. Bir gecede ortadan kaldırılan taş duvarların sadece iki bölümü ortada kaldı. Acı olan başka bir gerçek ise maalesef şehrimizin konu ile ilgili meslek odalarından tek bir açıklama dahi gelmemiş olması.

Kültürel mirasımıza sahip çıkamamamız ile ilgili ikinci üzücü haber ise İnciraltı’ndaki lagünün çevresinden geldi. Agora’da bulunan katlı otoparkın yapımı sırasında ortaya çıkan birçok tarihi eser maalesef lagün çevresinde dolgu malzemesi olarak kullanılmış. İnşaattan çıkarılan, antik çağların temsilcisi mermer sütunlar, sütun başları ve belkide heykeller kıyı şeridinde toprağa gömülü duruyor. Burası için EXPO 2015’in alınması belki de bir fırsat olarak görülebilir. Zira burada geçici olarak da olsa, inşası düşünülen yapıların üretimi sürecinde; arkeologların da desteği ile bu alanlar titiz bir uygulamayla taranarak yok edilen tarih tekrar gün yüzüne çıkartılabilinir.

İzmir’e yeni bir arkeoloji ve Ege Medeniyetleri Müzesi kazandırmak için eski Sümerbank arazisi üzerinde yapılan bu kadar mücadele, söz düellosu ve çekişmeler devam ederken; aslında tarihimizle ilgili ne kadar göstermelik hareket ettiğimizin en büyük kanıtları gözler önünde..


Maalesef artık herşeye ticari bakmaktan gözümüz şehrin kültürel ve sanatsal gelişim boyutunu göremiyor. Buna benzer olayları, ağaçlıklı yoldaki kamu kurumlarının atıl kalan arazileri üzerinde yaşıyoruz, eski fabrika bina ve arsalarında yaşıyoruz; hatta kıyı şeridinde toplum yararı için ayrılan alanların bile yok edilmesi adına yaşıyoruz.

Aslında adım adım ortadan kaldırdığımız şehrimizin geleceği değil mi?

Yazının devamı...

İzmir’in tarihini yansıtabilmek

13 Kasım 2013

GEÇTİĞİMİZ günlerde Fransa’nın başkenti Paris’in son 2 bin yıllık tarihini üzerine dört bölümlük bir belgesel izledim. Paris’in aslında ilk olarak Galliler (Gaulois) tarafından biraz daha kuzeyde, bugün Nanterre olarak bilinen bir alanda kurulduğunu; bugünkü yer seçiminin ikinci tercihleri olduğu anlatılıyordu. Savaşı kazanmalarına rağmen savunma bakımından zayıf olan şehirlerini yakan Galliler; daha sonra Seine nehri üzerinde bulunan küçük bir adada Romalılarla birlikte bugünkü Paris’i kurmuşlar... Bu belgesel süresince Paris şehrinin tarihi ve 2 bin yıllık süreçte inşa edilen yapıların anlatılmasının yanısıra; günümüzde nerede oldukları, ne kadarının kaldığı ve hatta üzerinde bugün ne yapılmış olduğu da gösterilmekteydi.

İzmir bazı belgelere göre 5 bin, bazı belgelere göre 7 bin yıllık bir şehir olarak maalesef tarihine ve tarihi yapılarına sahip çıkmakta çok geç kalmış bir konumda. Çarpık ve bilinçsiz yapılaşmanın birçok yerde yok ettiği eski tarihi binalar ve kalıntılar; İzmir’den bulunmuş birçok medeniyetin izlerinin de silinmesini de getirmiş. Dünya kültür mirasının bir parçası olabilecek bu yerlerin birçoğu maalesef ya yok edilmiş, ya da üstü kapatılarak bir dahaki yıkıma kadar gizlenmiş durumda...

Genelde tarihi binalarımızı toptan koruma veya tamamen yok etme yöntemi ile şehirlerimizi şekillendiriyor olmamız; tarihimizi günlük yaşantımızın bir parçası yapabilmemize imkan da tanımıyor.
Şair Eşref Bulvarı’nda bir işhanının temelinde çıkan eski bir liman bloğunun korunarak, o binanın bir parçası yapılması dışında bir örneğini göremediğim bu tür uygulamalar; aslında bize çok farklı bir turizmi de kazandırabilir. Bir kale duvarının parçası, amfitiyatronun iki üç basamağı veya bir hamamın kalıntıları doğru sunulması halinde bir cazibe noktası olarak ortaya konulabilinir..

Oysa ki benzer bir kalıntıya rastladığımızda, maalesef ticari getirilerin önde tutulması veya inşaatın durdurularak sürece maddi zarar verebilme ihtimalinin bulunması; bu kalıntının ortadan kaldırılmasının tercih edilmesine neden oluyor.

Yazının devamı...

İktisat Kongresi mi Konferanslar dizisi mi

6 Kasım 2013

Türkiye’nin zirvesi gerek devlet erkanı, gerekse hükümet erkanı ile temsil yarışındaydı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayip Erdoğan, bakanlar, devlet kurumlarının üst düzey bürokratları açılışta hazır bulundu. Öncelikle son güne kadar “Uluslarası” olarak lanse edilen toplantının birden “Ulusal”a döndüğüne şahit olduk.


Tabii hükümetin yaklaşık bir ay önce açıkladığı 10’uncu Beş Yıllık Kalkınma Planı’nı da hatırlarsak; Türkiye’nin geleceğine ışık tutacak, tarihe not düşülecek bu toplantı için iktidarın ne kadar samimi yaklaşım içinde olduğu tartışılır. Bir buçuk sene önceden belli olan, yurtiçi ve yurtdışından düşüncelerini dinlemek üzere delege olarak davet ettiğiniz onca kişi varken, önümüzdeki yılların planını açıklamak; “Ben yasak savma toplantısı yapıyorum” demekten başka birşey olmasa gerek. ‘Planlar dinamiktir, değiştirilebilir’ iddiasında bulunabilirsiniz. Ama en azından bu planı açıklamak için kongrenin yapılmasını beklemek, hatta burada gelişebilecek fikirleri de plana eklemek daha doğru olmaz mıydı?
Ama maalesef ilk kongre dışında yapılan Türkiye İktisat Kongreleri dinlemekten çok anlatmayı içermiyor muydu? 1981 yılında rahmetli Turgut Özal’ın topladığı 2. İzmir İktisat Kongresi notlarına bakarsanız; burada da 24 Ocak Kararları’nı anlatma dışında birşey yapılmadığın görebilirsiniz?

Kongre nasıl yapılmalıBirinci İzmir İktisat Kongresi 15 gün sürdü. Acaba daha çok yapılacak iş vardı da bundan mı uzadı; yoksa katılan tüm delegelerin fikirlerinin dinlenmesi sonucunda oraya çıkan fikir tartışmaları nedeni ile mi 15 gün sürdü... Kongrelerde, yurtiçi ve yurtdışından konularında uzman ve özenle seçilmiş delegeler fikirlerini ortaya koyabilecekleri platformlarda biraraya gelerek yeni fikirlerin üretilmesi için buluşurlar. Amaç ortaya çıkacak fikirlerin geleceğin planlanması konusunda etken ve etkin olmalarını sağlamaktır. Bunun dışında delegelere kısıtlı söz hakkı verilerek yapılan toplantılar konferans statüsünde algılanır. İzmir fobisi mi desem, yoksa başkasına söz söyleme hakkını kabul etmemek mi desem; toplantılar aleyhte konuşabilecek kişilere sanki kapalı gibi göründü.


Yazının devamı...

Mega projeler

30 Ekim 2013

Bu programda dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan dev inşaat projeleri, köprüler, madeler, fabrika şehirler ve yeni yaratılan yaşam alanları ekrana getiriliyor. Türkiye’nin de son yıllarda ortaya koyduğu mega proje; İstanbul Boğazı’nı denizin içinden geçen “Marmaray Projesi”. 1973 yılında Cumhuriyet’in 50’inci kuruluş yıldönümünde Boğaz Köprüsü’nün açılışı yapılırken; aslında Türkiye’nin önemli bir mega projesine imza attığımızı tam kavrayamamıştık. Fakat iki kıtanın deniz altından demiryolu ile bir daha birleşmesi; Londra’dan Hong Kong’a kadar uzanan demiryolunun tamamlanması anlamına geliyor.

Fakat unutulmamalıdır ki, 20’inci yüzyılın dünyadaki en büyük mega projesi; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün inşa ettiği “Türkiye Cumhuriyet’i Projesi”dir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 90. Kuruluş yıldönümü kutlu olsun...

Beşinci Uluslararası İzmir İktisat Kongresi
CUMHURİYETİMİZİN 90’ıncı kuruluş yıldönümünü coşku ile kutladığımız bugünlerde, ülkemizin ekonomik gelişmesinin temellerinin atıldığı İktisat Kongresi’nin 5’incisi, bu defa uluslararası boyutu ile yine İzmir’de yapılıyor. Üç gün sürecek kongrede, ulusal ve uluslarası birçok finans ve ekonomi kurumunun üst düzey yöneticileri; toplantılar, paneller ve konuşmalar yapacak.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yıldönümü için geriye sayıma başladığımız bu yıllarda; gerek dünya, gerekse Türkiye ekonomisinin gelecek haritasının ana hatları ortaya konulacak. Bu kongre dünya ekonomisi adına da çok önemli bir zamanlama içeriyor. Dünyada yaşanan ekonomik krizden en az etkilenmiş ülkelerden bir olan Türkiye burada iyi bir örnekleme olarak kullanılabilecek. Ayrıca bu başarının devamı için gerekli düzenlemelerin ve reformların ortaya konulması veya masaya yatırılması adına büyük fırsat.

Yazının devamı...

Çeşme’de kış temizliği

22 Ekim 2013

Belki yaz aylarında şahit olduğumuz hınca hınç dolu restoranlar, gece kulüpleri ve yer bulmakta zorlanılan plajlara rastlamadık, fakat her zaman gündeme gelen ‘Çeşme’nin sezonunu uzatma’ konusunda neler yapılabilineceği hakkında kaba da olsa bazı ipuçlarını görebildik.


Kalabalığın çekilmesinin ardından Çeşme’nin hemen hemen tüm mahallelerinin ve sokaklarının ne kadar yıprandığına şahit oluyorsunuz. Yazın kısa dönem için kiralanan yerlerin boşaltılmasından, hatta tabiri yerindeyse terk edilmesinden sonra ortaya çıkan çirkin, yıkık dökük görüntüden rahatsız olmamanın imkanı yok. İşlerine hala devam eden esnaf ve işyerlerinin yanında neredeyse ucube gibi duran bu mekanlarla ilgili muhakkak bir nizamname hazırlanması gerekli. Gelişigüzel ve kontrolsüz bir şekilde denetimden uzak yapılmış birçok işyeri; bu boşalmanın ardından tüm çirkinliği ile ortaya çıkıyor.
Belediyelerin bu konuda daha hassas ve yaptırımcı davranarak yeni işyerlerinin gerek açılması, gerekse kapanması sonrasında denetimlerini artırarak ortaya bu kötü manzaranın çıkmasını engellemeleri lazım. Belediyeler aynı zamanda yazın ardından kalan pisliğin de temizlenmesi konusunda gevşek davranmamalı.

Bu denetimlerin, işyerlerinin açıldığı sezon öncesi aylarda da farklı bir şekilde yapılması kaçak yapılaşmayı önleyebileceği gibi; aynı zamanda daha güzel ve kalıcı güzelliklerin de ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
Çeşme’nin daha serin geçen kış aylarında en büyük eksiği; yıllardır konuşulan fakat bir türlü yapımı için gerekli zemini hazırlanamayan Termal Kür Merkezi. Böyle bir merkez, termal turizm konusunda Çeşme’ye gelişmenin ötesinde sıçrama fırsatı yaratarak; daha uzun turizm sezonunu yakalamasını sağlayacaktır. Son yıllarda yapılan otellerin spa ve termal tesislerinin muhakkak kapsamlı bir termal kür merkezi ile desteklenmesi; bu konuda yapılacak en büyük yatırım olarak görülmelidir. Zira uzayan sezona paralel olarak bugün boşalan birçok işyeri mevcudiyetini sürdürmeye devam edecektir.

Yazının devamı...

Eski Sümerbank Fabrikası

16 Ekim 2013

Şehrin ana akslarından birinin üzerinde liman arkasında yatan büyük bir arazi burası. Yeni şehir merkezi ve liman arkası gelişme alanı ile eski İzmir’in arasında bir yer. Maalesef bakımsızlıktan tarihi sayılabilecek birkaç binası da çöktü çöküyor.

Taliplisi tabii ki çok. İzmir’deki birçok kurum ve kuruluşun, hatta birçok özel sektör yatırımcısının; kısaca herkesin burası ile ilgili bir hayali var.

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı merhum Ahmet Priştina’nın hayali; burasını Ege Mahallesi ile birleştirerek Kültürpark’ın devamı haline getirmekti. Kentsel yenileme kapsamında Ege Mahallesi sakinlerini mevcut evlerinin karşılığında alacakları yeni konutlara taşıyarak, bu bölgeyi ikinci bir Kültürpark yapmaktı arzusu. Tabii bunu yaparken mümkün olduğu kadar uygun bir taşıma sistemi ile mevcut Kültürpark alanını da yeni oluşturulacak park ile birleştirmekti. Havai bir hat bile dile getirilmişti 12 sene önce. Burada birçok kültür faaliyetlerinin yapıldığı mekanların yanısıra, Paris’te bulunan bilim müzesinin bir benzerini yapmak da gelmişti gündeme.

Önce Milli Eğitim Bakanlığı bir parça kopardı buradan ve rahmetli Salih İşgören’in bağışları çerçevesinde ‘Endüstri Meslek Liseleri’ni kondurdu buraya. İzmir Ticaret Odası ve diğer birçok kuruluş devreye girdi, ama yine de geri kalan arazi, İl Özel İdaresi’nin bünyesinde kaldı. Geçtiğimiz aylarda Büyükşehir Belediyesi’nin talebi de reddedilince, ‘şimdi acaba kime satılacak?’ söylentileri kulaktan kulağa dolaşır oldu..

Kentsel dönüşüm ile yeşile dönüştürülmüş Ege Mahallesi ve bu arazinin gelecek kuşaklara vereceği zenginliği hayal edebiliyor musunuz? İzmir’in eski belediye başkanlarından rahmetli Behçet Uz; Kültürpark alanını yaratırken geleceğe büyük bir imza attığını kanımca çok iyi biliyordu. Yangın yerindeki harabeden, yokluklar içinde yaratılan cennet; tabii ki ilk gününden bugünkü görüntüsünü vermiyordu. Ama vizyonerlik işte böyle birşey. İzmir’in vizyoner Belediye Başkanı Behçet Uz, İzmirlilere, hatta tüm Türkiye’ye eşsiz bir hazine armağan etti. Biz bugün İzmirliler olarak bu hazinenin kıymetini bile bilmekte zorlanıyoruz. Şimdi gelecek kuşaklara bu hazinenin devamını hediye etmek de bugünün yetkililerinin elinde. Yaratılabilecek ticari rantı gözetmeksizin; İzmir ve İzmirliler için yeni bir akciğer daha ortaya koyma imkanını iyi değerlendireceklerini ümit ediyorum...

Uçan yol havalandıracak

BUCA’nın giriş çıkış trafiğine büyük katkı sağlayacak “Uçan Yol” bitmek üzere. Geçtiğimiz günlerde kavşak çalışmaları için açılan bölümü kullanma fırsatım oldu. Havada döner kavşak yapmak kimin aklına geldi bilemiyorum fakat, burası estetik güzelliği olduğu kadar da tehlikeli bir geçiş noktası olacağa benziyor. Özellikle kısa mesafede soldan sağa, sağdan sola geçmek zorunda kalacak araçlar; kesişme noktalarında ciddi problemler yaşayacak. Konak tünellerinin zamanla devreye girmesi, buradaki yoğunluğu daha da artıracak. Kaldı ki yolun yüksekte olması araçların aşağı uçma tehlikesini getiriyor. Alsancak Limanı çıkışında bulunan üst yoldaki virajda ne kadar vahim sorunların yaşandığı, kazalara şahit olduğumuz hala hatırlarımızda. Burada çözüm şerit sayısını azaltarak beton bariyerler ile kazalarda araçların aşağı uçmalarını engellemek olmuştu. Maalesef benzer manzaraların yeni kavşakta da yaşanacağını düşünmekten kendimi alamadım. Umarım yanılan ben olurum; uçan yol ve havai döner kavşak da Buca’nın trafik sıkışıklığı derdine sorunsuz çare olur...

Bugün Kurban Bayramı’nın ikinci günü. Tüm Hürriyet okurlarının Kurban Bayramını kutlar, sağlık dolu, neşeli ve kazasız bir bayram geçirmenizi dilerim.

Yazının devamı...