"Cem Keçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cem Keçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cem Keçe

Cem Keçe

Neden seks yaparız

22 Mart 2015

Toplumumuzda cinsellik ve seks kavramları birbirine karıştırılıyor. Cinsellik denildiğinde birçok kişinin aklına seks geliyor. Cinsellik; psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik yönleri olan çok boyutlu bir kavram ve insanın doğuştan getirdiği cinsiyetine ait özelliklerin tümünü içeriyor. Kişinin cinsiyeti, ses tonu, giyimi, saç şekli, yürüyüşü, oturuş şekli, cinsel kimliği cinselliğinin bir parçası olabiliyor. Seks yapmak ise; birbirini seven iki insan arasında yaşanan bir eylem; dokunma, öpüşme, sevişme gibi eylemleri içeriyor; sevginin ve zevkin, ruhun ve bedenin şehvetli paylaşımı olarak tarif ediliyor. Evlilikleri ve yakın ilişkileri keyifli ve katlanılabilir kılan, iyi bir arkadaşlıktan ziyade, şehvetin ateşli ve yakıcı kaynaşması olarak dikkat çekiyor.

SEKSİN YAKITI ŞEHVETTİR

Evlilik ve ilişki sorunlarının bahanesi çoğu zaman (1) sevginin yarattığı beklentiler ve hayal kırıklıkları, (2) şefkate bulanmış sevgi, (3) sevginin her şeyi çözeceği inancı ve (4) sevgisizlik oluyor ama gerçek nedeninin şehvete bulanmış tutku eksikliği olduğunun üstü hep örtülüyor. Bu nedenle evliliklerin sevgiden çok şehvet üzerine kurulması gerekiyor. Çünkü sevgisiz olmaz ama şehvetsiz hiç olmaz. Bir erkek ve kadının birbirlerine çekim duymasını sağlayan temel bağı yalnızca şehvet devam ettirebiliyor. Şefkat ile yoğrulmuş sevgi yerine şehvet evlilikleri yaşanabilir kılıyor. Seks evlilik ilişkisinin başarısını ölçmek için en önemli barometre... Bu barometrenin ölçüm birimi ise şehvet... Şehvet, çiftin birbirine duyduğu, birbirlerini zamanın ve mekanın ötesine taşıyacak kadar derin bir arzuyu, tutkuyu ve özlemi ifade ediyor. Bu nedenle evli bir çiftin hem aşık hem en iyi arkadaş olabilmesinin yolu, şehvetten, tutkudan ve zindelikten geçiyor.

SEKS ARTIK ZEVK ALMAK İÇİN

Yapılan araştırmalar insanların (1) çocukları olsun diye, (2) aşklarını ifade etmek için, (3) rahatlamak ve gönül eğlendirmek için seks yaptıklarını ortaya koyuyor. Ancak tarih boyunca insanın neden seks yaptığı çok tartışıldı... Eski devirlerde seks sadece üreme amaçlı bir eylem olarak görülüyordu. Zevk almak, özellikle de kadınların seksten zevk alması kimi toplumlarda yasaklanmıştı ve hoş karşılanmazdı. Bu durum ülkemizde de bazı bölgelerde hala geçerli bir düşünce olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde ise seksin üreme amacının ikinci plana itildiği ve en önemli amacının zevk almak olduğu görülüyor.

Yazının devamı...

Aldatmadan sonra

15 Mart 2015

Ruhunuz tanımadığınız duyguların dirildiği mahşer yeri gibiydi. Ruhunuzun saldırganı, en berbat duygularınızın yaratanı, sizi aldatan o insan yine kapınızda. Kapıyı araladınız, şimdi ne yapacaksınız? Aldattınız. Hiçbir şey mezara kadar saklı kalmazmış, o an inandınız. Kafanız allak bullak oldu. Koca bir taş yediniz başınıza. Evet, gerçekten de yakalandınız. Resmen kalabalık şehir meydanında çırılçıplak kalakaldınız. Çok şükür bir zaman sonra kaybetme korkusu baş gösterdi ve ardından kapısına vardınız. Kapı aralandı, şimdi ne yapacaksınız? İhanetin ardından, kapı aralığından, birbirine bakan bir aldatan ve aldatılan...

HALA UMUT VAR

Aldatan da aldatılan da kapı aralığından birbirine bakıyorsa iyileşmek ve toparlanmak için hâlâ bir umut vardır. Aldatan; bu evrede suçluluk ve utançtan kaçmaya, kendi ruhunu kurtarmaya meyilli olur. Kapı aralığının öteki tarafında acılar içinde kıvranan karşısında daha da deliye döner, kendine acır, onuru zedelenir ve kapıyı kapaması gerektiğini düşünür. Oysa aldatan; bulunduğu yerin anlamını kavramalı, o aralıktan girebilmek için önce ve sadece aldatılanın ruhunu iyileştirmesi gerektiğini anlamalı. “Benimle ilgilenmedin, benimle sevişmiyordun, kendine bakmıyordun, kavga etmiştik, benden uzaklaşmıştın” gibi suçlayıcı cümleler kurmak yerine ölümüne pişmanlık anlatılmalı.
İTİRAF AŞAMASI

İhanet sonrası krizin aşılmasında itiraf aşaması; aldatanın daha da suçluluk ve utanç hissetmesine, aldatılanın ise daha fazla acı çekmesine neden olur. İki tarafın da kendini daha berbat hissettiği bu aşama ise en gereklisi ve en iyileştiricisidir. Aldatılan kişi bu hatayı affedecekse, neyi affedeceğini bilmek ister. Bu ilişkiyi kurtarmak için adım atacaksa aldatandan gerçek bir dürüstlük bekler. Geleceğe güvenle bakacaksa geçmişle alakalı kuşkulardan arınmak ister. “Aldatmaya dair tüm detaylar” ortaya dökülmedikçe aldatılmış olan hâlâ aldatılmakta olduğu hissine kapılır. Burada en önemli nokta ise isteniyorsa aldatmanın cinsellik yönünün de konuşulmasıdır. Aldatılan ne ısrar ederse aldatan kişi “kaç kere seks yaptıklarına, hangi pozisyonlarda seviştiklerine, nerede seviştiklerine, daha iyi mi öpüştüklerine, daha fazla mı orgazm olduklarına” dair sorulara da cevap vermelidir. Ayrıca, bilinmeli ki araştırmalara göre bu aşamayı gerçekleştiren çiftlerin yüzde 86’sı aldatma sonrasında boşanmazken bu aşamayı atlayan çiftlerin ise sadece yüzde 59’u boşanmıyor.

Yazının devamı...

Neden aldatıldım

8 Mart 2015

Bazen bu soruya mantıklı bir cevap bulunabilir. Evlilik dışı partnerin aldatılan kişiden fiziksel olarak daha çekici özelliklere sahip olması, daha anlayışlı davranması, statüsü nedeniyle daha saygın olması, daha eğlenceli olması, yataktaki sınırsızlığı, maddi olanaklarının fazlalığı, zekâsı ve yetenekleri ile daha etkileyici oluşu, sevgisini ispat yöntemleri gibi sebepler öne sürülebilir ve aldatılan tarafından büyük bir acıyla kabul edilebilir. Hatta evlilik dışı partnerin karşısında yenik durumda olduğunu gören aldatılmış kişi, aldatılmayı hak ettiğini düşünecek kadar öfkesini kendine döndürebilir. Kendi eksiklik ve hatalarını gerekçe görerek aldatanı haklı çıkarabilir. Daha da ileri gidip evlilik dışı partneri yüceltip, onun kendi eşinde ne bulduğuna bile şaşabilir.
KİMSE ANLAM VEREMEZ

Sadakatsizliğin söz konusu olduğu bazı ilişkilerde ise yapılan bu tür kıyaslamalarda aldatılan kişinin evlilik dışı partnere oranla daha üstün olduğu görülür. Akıl ve mantıkla aldatılanın aldatılmasına ilişkin hiçbir gerekçe bulunamaz. Ne aldatılanın somut bir özelliğiyle ne cinsel uyumsuzlukla ne de mevcut yerleşik ilişkinin kalitesizliğiyle açıklanamaz ihanet. Bu sadakatsizliğe aldatanın dışında kimse anlam ve vermez. Bu durumda ihanetin aldatılandan değil, aldatanın flört tutkusundan kaynaklandığı düşünülür. Oysa sebep aldatanın evlilik dışı partnere yaptığı yansıtma olabilir. Yani flört ile yansıtma birbirine karıştırılabilir. Yeni bir kişi ile başlanan flörtün bu sadakatsizlikteki payı sadece yansıtmaya olanak sağlaması olabilir.

ORTAM SAĞLAYAN FLÖRT

Başlangıcı üzerinden yıllar geçen birçok ilişkide genellikle bir önceki yıl bile doğru dürüst hatırlanmaz, fakat flört edilen ilk yıllar ise bir türlü unutulmaz. Yıllar boyunca yaşanan sıra dışı anılar bile flört dönemindeki derin bir bakışın yerini tutmaz. Flört döneminde iki tarafın da birbirine duyduğu basit ilgi, bazılarına, yıllar boyunca yoğunlaşan sevgiden bile daha çekici gelebilir. Bu; yeni alınan bir arabaya ilk biniş, yeni bir ayakkabıyı ilk giyiş, Paris’e ilk gidiş gibidir. Bazı kişileri evlilik dışı ilişkiye iten de evlilik dışı partnerin sahip olduğu veya aldatılanın sahip olmadığı iyi nitelikler değil, yasak ilişkinin “yeniliği” ve “ilkliği”dir. Yani flörtün kendi özellikleridir. Peki, flört neden daha cazip gelir? Evlilik dışı ilişkiler genellikle gizli yürütülür, bu nedenle birlikte geçirilen zaman hep kısıtlı olur. Kısıtlı ve kısa oluşu, zamanın en iyi şekilde değerlendirilmesini sağlar. Bu zaman; sadece güzel bir yemek, içten bir sohbet, kışkırtıcı bir hareket ve iyi bir seks için harcanır. İş, para, çocuk, sağlık, siyaset gibi konular; “kısa” olduğu için “özel” olan bu zamandan bir saniye bile çalamaz. Tek başına bu bile aldatma partneri ile geçirilecek zamanın iple çekilmesine neden olur. Ayrıca yeni bir kişi yeni bir cinsel keşif ve yeni bir tecrübe demektir. Bu da cinsel arzuların kabarmasının nedenidir. Yerleşik ilişkide sabah eşin yanağına kondurulan bir öpücük eşliğinde söylenen “faturaları unutma” cümlesinin, yeni ilişkideki partnerin dudağından içilen aşk şarabı sonrasında dile getirilen “haftaya kadar seni hayal edeceğim” cümlesi ile kıyaslanması pek adil olmaz. Bir tarafta tüm sıkıntı ve sıradanlıklardan uzaklaşılan yasak bir ilişki, diğer tarafta sıkıntıların göz ardı edilemeyeceği yıllanmış mevcut ilişki... Hâlbuki yerleşik ilişkiye harcanan zaman yeni ilişkiye de harcanacak olsa yani zaman kısıtlaması ortadan kalksa ne bu yeni ilişkinin ne de yeni partnerin farklı bir cazibesinin kalmayacağı görülür.
ORTAM SAĞLANAN YANSITMA

Birçok sadakatsizlik vakasının nedeni aldatanın aldatma partnerine ebeveynlikle ilgili bir figürü veya idealleştirdiği bir figürü aktarmasıdır. Ebeveynlikle ilgili bir figürün aktarılması, sevilen ve hayran olunan bir ebeveynin niteliklerinin evlilik dışı partnerde görülmesi anlamına gelir. Ebeveynin temel özelliği çocuğu sevmesi, çocukla ilgilenmesi ve çocuğu her haliyle kabul etmesidir. Tıpkı flört aşamasında partnerlerin kısıtlı zamanda birbirlerine yaptığı gibi. Evlilik dışı partner kişiyi sever, onunla ilgilenir ve onu her haliyle (tabii gördüğü kadarıyla) kabullenir. Ebeveyni tarafından sevilmeye, ilgi ve şefkat görmeye ihtiyaç duyan kişi bu ihtiyaçlarını aldatma partnerinde giderir. Aldatma partnerinin ekmeğine tereyağı sürüp, yediriyor olması bile sadakatsize göre sadakatsizlik için geçerli bir neden olabilir. Bu durumda psikoterapist desteği ile aldatan kişinin ebeveynlerine dönük ihtiyaçlarını çözümlemesi gerekir.

Yazının devamı...

İlişkilerde yaş farkı

1 Mart 2015

Yani kadın-erkek birlikteliğinde “yaş” kavramı, otomatik olarak “yaş farkı”na dönüşür ve kadın erkekten “daha genç”, erkek kadından “daha yaşlı” hayal edilir. Bunun sebebi geçmiş nesillerden aktarılan kalıplaşmış bilgilerdir. Bilgi, geçmiş nesillerden geliyorsa vardır bir hikmeti diyorsunuzdur. Var elbet. Genç erkek savaşa gider, savaştan ya döner ya dönmez, dönse de eli hemen iş tutmaz, tutacak olsa iyi para getiremez, getirdiğiyle evi geçindiremez. Genç kız baba evinde sığıntıdır, kadın ekonomisi diye bir şey o zamanlar yoktur, hele kadının tensel istekleri diye bir şey hiç yoktur, bir an önce en iyi kocaya varmalıdır. En iyi koca ahlaklı, namuslu, çalışkan, işi-gücü oturmuş, eşine ve evine bakabilen adamdır; doğal olarak yaşı daha büyük olandır. Yaşı büyük ve olgun adamın ihtiyacı, evin işini yürütebilecek güce, erkeğin cinsel isteklerine boyun eğecek sessizliğe sahip olan genç kızdır. Yani geçmiş nesillere göre karşılıklı ihtiyaçlar sebebiyle ideal çift “daha yaşlı erkek” ile “daha genç kadın”dan oluşur. Atalarımızın, “erkek dediğin kadından büyük olacak” sözü ve fikri, iki tarafın yıllar önceki mecburiyetlerinden kaynaklanır. Şimdi sorduğumuzda “biz istemezdik, ihtiyaçlar öyle gerektirirdi” derler. Kadın-erkek rolleri eskiye oranla çok değişti, ama “yaşlı erkek-genç kız” ilişkisi bir türlü eskimedi.

KİMİNİN PARASI, KİMİNİN BABA DUASI

Genç kadınların, kendilerinden yaşça büyük erkeklerle birlikte olmaları tüm dünyada normal karşılanıyormuş gibi yapılıyor. Bu tür ilişkilerdeki yaş farkı giderek daha da büyüyor; 5-10 olan yaş farkının 20’lere, 30’lara, hatta 40’lara çıktığı durumlar var. Aklın yolu bir; kimse yaşlı erkeğin, gencecik kadına gerçekten çekici gelebileceğine ihtimal vermiyor. Verilmemesi de gerekiyor. Yaş farkının büyük olduğu ilişkiler hem sosyolojik hem psikolojik açıdan hiç de sağlıklı değil. Peki genç kadınlar neden kendilerinden yaşça büyük erkeklerle birlikte oluyor? Bu konu ile ilgili yapılan bir araştırmanın sonuçları pek şaşırtmıyor. Araştırmaya katılan genç kadınlara yaşça büyük erkeğin en ideal özelliği soruluyor. Kadınların yüzde 68’i yaşça büyük erkekleri maddi imkânlarından, kariyerinden, statüsünden veya şöhretinden dolayı tercih ediyor. Genç kadınların yüzde 16’sı yaşça büyük erkeğin, hayat deneyiminden dolayı tercih edilebilir olduğunu belirtiyor. Kadınların yüzde 7’si yaşça büyük erkeklerin çok genç erkeklerle kıyaslandığında sekste daha deneyimli olduğunu düşünüyor, yine de belli bir yaşın üstündeki erkeklerle sevişmekten haz etmeyeceklerini belirtiyor. Genç kadınların yüzde 9’u ise yaş farkını sorun etmeyip “önemli olan sevgidir” diyor.
AŞK DEĞİL AKTARIM

Yaşça büyük bir erkekle sevgisi için birlikte olduğunu söyleyen genç kızların sözünü ettiği sevgi, maalesef kadın-erkek ilişkisine uygun olmayan türden. Çocukluk ve genç kızlık dönemlerinde babasından sevgi ve ilgi görememiş olan genç kızların içinde bir baba sevgisi açığı oluşuyor. Yıllar sonra kendinden yaşça büyük birinden ilgi gören genç kız, bu erkeğe karşı yoğun duygular hissedebiliyor. Bu duyguları da aşk zannediyor. Oysa bunun psikolojideki adı aşk değil, aktarımdır. Yani baba figürüne ait güzel duyguların baba yerine koyulan birine aktarılmasıdır. Yani bu tür ilişkiler, genç kızların baba sevgisini alma fantezilerinin dışavurumundan başka bir şey değil. Yaşlı erkek-genç kadın ilişkilerine kadın tarafından bakıldığında sağlıklı bir sebep görülemiyor. Büyük çoğunluğu aslında hayat sorumluluğunu taşıyamadığı için bu tür bir ilişki yaşıyor. Genç kadınların bir kısmı ise “güvenli bölge” arayışıyla kendinden yaşça büyük bir erkekle ilişkiye başlıyor. Bazı genç kadınlar ise anlık bir merak ile yaşça büyük bir erkeğin çekimine kapılıyor. Bazıları ise “baba sevgisi” boşluğunu doldurmak için yaşça büyük bir erkekle ilişkiye başlıyor.

İKİ TARAF İÇİN DE SAĞLIKLI DEĞİL

Dile gelen güven, sevgi, aşk kavramları aslında hep başka bir duyguyu veya ihtiyacı gizlemeye yarıyor. Kimi zaman bilinçli, kimi zaman bilinçsiz... Şöyle bir gerçek var ki yaş farkının büyük olduğu ilişkiler psikolojik ve sosyolojik bakımdan kadın için de erkek için de sağlıklı değil. Bu tür ilişkilerin sağlıklı şekilde ve dürüstçe yürütülmesi pek de mümkün değil. Bu tür ilişkiler genellikle ya genç kadının aldatmalarının ortaya çıkmasıyla ya maddi veya duygusal ihtiyacını karşıladıktan sonra erkeği terk etmesiyle sona eriyor. Ya da erkeğin bilmediği ve istemeyeceği şekilde sürüp gidiyor.

Yazının devamı...

İnanışlarınızı yoklayın

15 Şubat 2015

Sağlıklı bir cinsel yaşam için hurafeler yerine bilimsel gerçekleri esas almak gerekiyor. Cinsel mit deyince akla cinsel konularda toplumun genelince doğru kabul edilen, toplumun fertlerinin birbirine aktarmasıyla yayılan, abartılı ve yanlış inanışlar geliyor. Çünkü cinsel mitler, gizli kalmış ve kapılar ardındaki kaygıları, korkuları, endişeleri veya yargıları yansıtır ve bir istihbarat teşkilatı gibi beyinde örgütlenir. Toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren gerçek bilimsel verilerle bağlantılı olmayan cinsel mitler, olumsuz düşünceler, yalan ve yanlış algılardır. Bu nedenle cinsel mitlere halk deyimiyle cinsellikle ilgili “uydurma”, “hurafe” veya “kurmaca” denir.

ERKEKLER HER ZAMAN HAZIR MI?

Erkeklerin; her zaman, her yerde, her koşulda sevdiği, beğendiği ya da hiç tanımadığı seksi bir kadını görür görmez penisinin hazır konumuna geçeceğine inanılır. Bu inanış, erkekleri, hacıyatmaz türü bir penise indirgemekten başka bir şey değil. Bu inanışla büyüyen erkek, her daim uyarılmadığı için cinsel bir sorununun olduğunu düşünüyor ve kendine olan güvenini yitiriyor. Bu bilgiye haiz olan kadın da kendi seksapelinden emin olmak için erkekten her daim onay bekliyor. Bu onay her zaman, her yerde ve her koşulda gelmediği için kendine olan güvenini yitiriyor. Erkeğinin kendini beğenmediğini, çekici bulmadığını düşünüyor. Bu bilgi, bazı kadınlar için, erkeklerinin kendilerini her zaman, her yerde ve her koşulda aldatabileceği anlamına geliyor.

SEVİŞMEYİ BAŞLATAN KADIN AHLAKSIZ MI?

Erkek-kadın ilişkilerinde erkek, kadın ile sevişiyor. Kadının iyi sevişmesi bekleniyor, bir de orgazm olursa erkek bunu kendi zaferi olarak görüyor. Tüm bunlar gösteriyor ki kadın, sevişmenin bir parçası. Kadının erkeği ile sevişmesi ve orgazm olması çok doğal. Buna rağmen sevişmeyi kadının başlatması ahlaksızlık olarak görülüyor. Bu inanış nedeniyle birçok kadın, ilk adım erkeğinden gelmediği sürece cinsel isteğini baskılamak zorunda kalıyor. Kadının erkek isteyene kadar ahlaklı olması, erkek istediğinde ise birden ahlaksız olması bekleniyor. Oysa kadının, kendinin de bir parçası olduğu bir eylemi başlatması kadar doğal bir şey yok.

Yazının devamı...

2015 seks trendleri

8 Şubat 2015

Moda sektörü başta olmak üzere sürekli olarak kendini yenileyen hemen hemen tüm sektörlerde kullanılan bir ifade olan “trend” kelimesi güncel, moda olan, moda, eğilim, akım, gidişat anlamlarına geliyor ve günümüzde en popüler olan nesneleri belirtmek amacıyla kullanılıyor. Bu nedenle moda, yeme-içme, gece yaşamı, hatta dekorasyon alanındaki trendler seks hayatına da yansıyor. Peki, 2015 yılında sekste ve yakın ilişkilerde nelerin öne çıktığını biliyor musunuz? İşte, 2015 top 10’da yer alacak seks trendleri...

70’LERE DÖNÜŞ

Sekste 70’li yılların jartiyerli ve dantelli iç çamaşırlarına dönüş yaşanıyor. Partnerle birlikte sabah duşunu alıp ve günün geri kalanını çıplak bir şekilde geçirme modası aşk hayatında monotonluk yaşayan birçok çiftin gözdesi olmaya devam ediyor. 2015 yılında erkeklerin sekste daha pasif bir rol oynaması, hayatın her alanında giderek daha fazla söz sahibi olan kadınların sekste daha ön planda olması, yatakta daha açık sözlü, sert ve arzulu olması bekleniyor. Seksteki etkilerini hissettirmeye başlayan bu trend, sosyal yaşamda kazanılan kadın-erkek eşitliğinin uzantısı olarak karşımıza çıkıyor.

ALTIN SEKS TERCİHİ ARTIYOR

Her çiftin seks ihtiyacı zamana ve koşullara göre değişebiliyor. Çiftler seks yapma rutinlerini değiştirerek ve farklı şeyler deneyerek, daha renkli ve tutkulu bir ilişkiye sahip olabiliyor. ‘Altın seks’ adını verdiğimiz kaliteli seks ortalama iki saat sürüyor. Erkekler genellikle boşalmaya yönelik düşündükleri için, seks konusunda eşlerine en kısa yoldan en fazla zevki vermeye çaba gösteriyor. Bu nedenle erkekler, kadın doyum noktasına yaklaşırken, bir an önce doruğa tırmanabilmesi için ellerinden geleni yapıyor. Oysa kadınlara daha fazla zevk vermenin sırrı, doyum noktasına yaklaştırdıktan sonra, yavaşlamak ve aynı hareketleri yinelemekte yatıyor. Kadını böyle iki ya da üç kez doyum noktasına yaklaştırıp, enerjisini tüketmeden önce biraz yavaşlamasını sağlamak aldığı zevki kat kat arttırabiliyor. Altın seks için ön sevişmeye ve aşk oyunlarına daha uzun zaman ayırmak ve önce kadının doyuma ulaşmasına dikkat etmek gerekiyor.
AKŞAM YEMEĞİ ÖNCESİ YAKINLAŞMA

İş çıkışı eve gitmeden önce arkadaşlarla bir şeyler içmek, birçok çiftin yorgunluklarını unutma ve hayatlarına renk katma davranışı olarak biliniyor. Ancak 2015 yılında iş çıkışı dışarıda bir içki yudumlamak yerine evde seks yapma fikri ön plana çıkacak gibi görünüyor. Yemekten sonra televizyondaki dizilerin bitmesini ve saatin gecenin yarısı olmasını beklemek ve rutine teslim olmak yerine artık harekete geçme zamanı... Bunun için işten eve dönerken partneri ateşleyecek mesajlar atılması, romantik jestler yapılması ve farklı mekanlarda, farklı seks yapılacağına dair imalarda bulunulması önem taşıyor. İş çıkışı seks, hem evlilik ve ilişkiyi hem bireysel anlamada moral ve motivasyonu hem de iş hayatındaki verimi artırabiliyor, seks hayatını renklendirebiliyor, monotonlaşmış ve alışkanlıklarla dolu olan ilişkide farklı heyecanlar yaratabiliyor.

Yazının devamı...

Maço mu romantik mi

1 Şubat 2015

“Maço erkek mi romantik erkek mi?” Kadınlara “Hangisini tercih ederiniz?” şeklinde, erkeklere ise “Hangisisiniz?” şeklinde sorulur. Bu soru toplumun bir kesimine pek de anlamlı gelmez. Sorunun anlamsızlığı bu iki kelimeyi gerçek anlamlarıyla karşılaştırdığımızda ortaya çıkıyor. Bunun için öncelikle “Maço” nedir, romantik nedir?” sorularına cevap vermek gerek. “Maço” kelimesinin etimolojik anlamına dair internette bir araştırma yaptığımızda kelimenin İspanyolca’dan İngilizce’ye, İngilizce’den de Türkçe’ye geçtiğini görüyoruz. İspanyolcada macho, “erkek” anlamına geliyormuş. İngilizce’de ise “İspanyol erkeği gibi” ve “kabadayılık taslayan erkek” anlamlarında kullanılıyormuş. Kelimenin Türkçe’deki karşılığı ise şöyle: “Sert ve kaba erkek. Görgüsüz, kadını küçümseyen erkek.” “Romantik” kelimesi ise Fransızca’dan Türkçe’ye girmiş ve her iki dilde de aynı anlamlara gelen bir karşılığı var: “Hissi, duyarlı ve hassas.” Sanırım bu sorunun, bazılarına neden anlamsız geldiği şimdi anlaşılmıştır. Zaten soruyu duyduklarında “Kötü olanı kim ister ki!” tavrıyla cevap verir bu kişiler ve “Elbette romantik erkek!” deyip noktayı koyarlar, çünkü kendilerine kaba davranılmasındansa hassaslığı isterler ya da kadınları küçümseyen, kaba bir erkek olarak anılmaktansa duyarlı ve hassas bir erkek olmak isterler.

ERKEK EGEMEN DÜŞÜNCE

Tabii bir de bu iki kavramı toplumun diğer kesiminin onlara yükledikleri anlam bakımından değerlendirmek gerek. Maço erkek; maçoculuğu yaşatan erkektir, yani “erkeğin toplumsal bakımdan kadına egemen olduğu düşüncesi ile hareket eden erkek”tir. Birçokları için bu düşüncenin hiçbir sakıncalı ve yanlış tarafı yoktur. Onlara göre erkek kadına egemendir, egemen olmalıdır. Yani erkek dediğin kadına üstünlük sağlar, erkek dediğin kadına sözünü geçirir, erkek dediğin kadına sahip olur, erkek dediğin kadına bağımlı olmaz, erkek dediğin hükümrandır, kadının hâkimidir. Maçoculuğu makbul bulanlar için maço erkek; evin reisidir, bu yüzden kararları sorgulanmaması gerekendir, her şeyi halledebilendir, kadını koruyandır, kadından daha iyi düşünebilendir, bu yüzden kadınına bağırmaya hakkı olandır, kadını aciz bulandır, dolayısıyla kadının üzerinden sorumluluk alandır, kadını rahat ettirendir, restoranda hesabı ödetmeyendir, kadınını delicesine kıskanandır, bu yüzden kadınının ne giydiğine ve nereye gittiğine karışmaya hakkı olandır, bir kavga ortamında deli cesaretiyle ortaya atılabilendir, yumruğu pek olandır, genelde kara kaşlı ve kara gözlüdür, güçlüdür, sert bakışlarıyla oldukça seksidir, erkeksidir, erkektir (bakınız: İspanyolca karşılık), “daha ne olsun”dur.

DUYGULARI TEMSİL EDİYOR

Gelelim toplumun bu kesimindeki romantik erkek imajına. Romantik erkek narindir, duygusaldır, aşırı duyarlıdır, incedir, zariftir. Romantik erkek; baş döndürücü aşk sözcükleri söyleyebilen, aşk dolu bakabilen, kadının ruhunu okuyan ve okşayan, kadını en güzel duygulara boğabilen, mum ışığında yemek organize eden, keman eşliğinde evlenme teklif eden, ön sevişmeyi uzun tutan, önemli günleri hatırlayıp kadınına sürpriz yapan, slow dans edebilen, kadınına çiçek alan, kadının en beğendiği ayakkabıyı tahmin edip hediye eden, sesi belli bir desibelin üzerine çıkmayan erkektir. Toplumun bu kesimi için maço erkek, gücü; romantik erkek ise, duyguları temsil eder ve güç, duygulara üstün gelir. Ne de olsa güç, erkeksidir; duygu, kadınsıdır. Kadın iki iltifat duyacak, kadınlığı okşanacak diye diğer taraftaki sert erkeğin koruyup kollamasından mahrum kalamaz. Ayrıca kıskançlık yapıp har gür çıkarmak en büyük sevgi göstergesidir, toplumun bir kesimine göre.

KADIN RUHUNDAN ANLAYAN AKILLI VE GÜÇLÜ ERKEK

Soruyu tekrar soralım ve verilmesi gereken cevabı verelim: Erkekler maço mu olmalı yoksa romantik mi? İlkel toplumların maço erkeği güçlü, atılgan, girişken, korkusuz ve avdan en fazla payı elde edebilen erkekti. Modern toplumların romantik erkeği ise kadını anlayan, onun duygularına hitap eden, romantizme yatkın ve şiirsel iltifatlar eden erkektir. Sadece maço olduğunuzda kadının ruhunu ve duygularını boşlamış olursunuz. Sadece romantik olduğunuzda ise kadının ihtiyacı olan gücü gösteremez, güven duygusunu hissettiremezsiniz. Bu nedenle erkek her iki kavramın da iyi özelliklerini taşımalı, kötü özelliklerine ise bulaşmamalı. Erkek elbette kadınını koruyup kollamalı, sahiplenmeli, kıskanmalı ve kadınına gücünü hissettirmeli; fakat maçoluğun gerektirdiği kabalığı ve sertliği kadına göstermemeli. Kadını üstün gelinecek, hükmedilecek bir varlık olarak görmemeli. Erkek elbette kadının duygularından anlamalı, kadına hassas davranmalı, kadının ince bir ruh taşıdığını unutmamalı; fakat bu duyarlı ve narin tutumu hayatının her alanına taşımamalı. Erkek işinde tuttuğunu koparan, girişken, gerektiğinde sesi yükselebilen biri olmalı. Tüm hayatı kadının etrafında dönmemeli, tek çabası kadını mutlu etmek olmamalı. Erkek dışarıda maço, kadının yanında ise romantik olmalı. Avdan getirdiğiniz et ile kadının bedenini, bir çift güzel söz eşliğinde sunduğunuz çiçek ile de ruhunu doyurmalısınız.

Yazının devamı...

Şehir efsanesi penis captivus

25 Ocak 2015

Yani cinsel ilişki sırasında kadının vajina kasları penisin etrafına kenetleniyor, çiftin bütün çabalarına rağmen penis vajina içinden kurtulamıyor. Son derece ürkütücü bir durum olan ‘penis captivus’un çok iyi bir özelliği var; o da gerçek olmayışı!

EN YAYGIN CİNSEL MİTLERDEN BİRİ

Vajina kilitlenmesi veya seks yaparken kilitlenip kalma bilimsel olarak gerçekten tespit edilmemiş, kesinlikle doğrulanmamış bir durum. Bu durumun tıp çevrelerince ‘penis captivus’ olarak adlandırılmasında ilginç bir metafor var; vajina kilitleyen, penis ise kilitlenen olarak düşünülüyor. Yani vajina hapse, penis ise tutsağa benzetiliyor. En yaygın cinsel mitlerden (doğru bilinen yanlış, hurafe) biri olan penis captivus, ürkütücülüğü nedeniyle vajinismus (seks yapma korkusu) gibi cinsel işlev bozukluklarının sebeplerinden biri olarak dikkat çekiyor.

GERÇEKTE NE OLUYOR?

Gerçekte, penis vajina tarafından sadece birkaç kere kenetlenip bırakılıyor. Bu bir tutsaklıksa, bu tutsaklıktan iki taraf da zevk alıyor. Kadının boşalmasından önce, vajina kasılmaya başlıyor. Vajina ağzı, kasılmalara bağlı olarak kısa zaman aralıklarında yarı yarıya daralıp genişliyor. Erkeğin en heyecanlı anında penisin çapı daha da genişliyor. İşte, penisin vajinaya birkaç saniyelik tutsaklığı o anda gerçekleşiyor. Vajina ağzının bu şekilde kasılarak daralıp genişlemesi, sekse çok düşkün olanlarda daha da uzun sürebiliyor ve tecrübeli çiftler bu kasılma anını hissedebiliyor. Sonuçta alınan keyif artmış oluyor.

HURAFELERİN GÜCÜ ADINA

“Hurafelerin gücü adına... Güç vajinada.” Penis captivus; sadece bir hurafe, bir düşünce ürünü. Belki de penisinin hiç küçülmediğini, vajina tarafından çok arzulandığını ve vajinanın zorla penisini alıkoyduğunu hayal eden bir erkeğin fantezisi. Gelin görün ki kanın hücum etmesiyle büyümüş ve şişmiş olan penisin bir daha küçülmemesi ve birkaç kasın var olduğu vajina duvarının ezici bir güce sahip olması imkânsız. Şimdiye kadar ispatlanmış, bir vaka olarak yayını yapılmış, seksoloji kongrelerinde sunulmuş, fotoğrafı veya videosu çekilmiş bir penis captivus olayı hiç görülmedi ama bununla ilgili birçok şehir efsanesi var.

EFSANELERDEN BİRKAÇI

Yazının devamı...