"Cansu Çamlıbel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cansu Çamlıbel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cansu Çamlıbel

Oyun kuranların Suriye masası

Geçen hafta hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle İsrail polisi tarafından 5 saat boyunca sorguya çekilen İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu bu hafta Washington’daydı.

Netenyahu’nun ABD ziyaretini ülkesinde yara alan imajını toparlamak için bir fırsat olarak gördüğü her halinden belliydi. Netenyahu’nun olası bir erken seçimde Trump’ın Oval Ofis’te yan yana poz verirken mayıs ayında ABD’nin Kudüs’teki yeni büyükelçiliğinin açılışına katılabileceğini söylemiş olmasını da kendi döneminin ‘başkent’ zaferi paketi içinde pazarlayacağına şüphe yok.

 

Netenyahu için daha kritik olan ise tahminen AIPAC 2018 konferansındaki konuşmasıydı. ABD’deki en büyük Yahudi lobisi olarak tanımlanan AIPAC’in Türkçe açılımı ‘Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’. On binlerce üyesi olan bir sivil toplum örgütleri koalisyonu olan AIPAC, ABD’nin başkentinde her sene geleneksel olarak düzenlediği konferansı Amerikan politikalarını İsrail lehine etkileme hedefinin en güçlü platformu olarak görüyor.

 

Obama’nın İran’la nükleer anlaşmayı imzalayarak küstürdüğü İsrail lobisi için Trump döneminin ilaç gibi geldiğini biliyoruz. AIPAC’in bu seneki Washington buluşmasında ‘Kudüs’ü başkent olarak tanımış bir Amerika’ propagandasının coşkusu sahneden taşıyordu. AIPAC 2018’in yıldızı ise ne üzerine giydiği zorlama sempatik hallerle ‘ben hala o sizin tanıdığınız vatansever Bibi’yim’ şovu yapmaya çalışan Netenyahu idi ne de tarihin en İsrail yanlısı Amerikan yönetimi olduklarını ilan eden Başkan Yardımcısı Mike Pence idi. Dakikalarca ayakta alkışlanan, 20 dakikalık konuşması defalarca ‘seni seviyoruz’ çığlıklarıyla bölünen kişi Birleşmiş Milletler’deki Kudüs oylamasının başrol oyuncusu ABD’nin Daimi Temsilcisi Niki Haley’den başkası değildi.

 

Haley podyumdan indikten sonra uzunca bir süre Walter E. Washington Convention Center’daki rüzgarı devam etti. 18 bin delegenin aralarında gezerken kulak kabarttığım sohbetlerden anladığım Amerika’daki İsrail lobisi bir sonraki başkan adayını o gün seçti.

 

Niki Haley aşkı bir yana Washington’daki AIPAC konferansının ana gündemini ‘İran’ı durdurmak’ olarak özetleyebiliriz. İsrail Başbakanı Netenyahu konuşurken ekrana yansıtılan haritada Ortadoğu’da artan İran etkisinin yaşandığı ülkeler siyah olarak işaretlenmişti; Irak, Yemen, Lübnan ve Suriye. Netenyahu İran rejiminin Tahran’dan Suriye’deki Tartus limanına kadar uzanarak Akdeniz’e açılan bir koridor kurmaya çalıştığını anlattı. Dahası, İran’ın Suriye’de kalıcı üsler kurmanın ve ideolojik ortağı Hizbullah’ın etkin olduğu Lübnan’la yeni ortağı Esad rejimi için füze üretmenin peşinde olduğunu ekledi.

 

ABD Başkan Yardımcısı Pence’in AIPAC konuşmasında ise Yahudilerin yüreğine su serpen şu vurgu vardı; ‘Suriye’de DEAŞ’ın yenilgiye uğratılmasının İran için bir zafere dönüşmesine izin vermeyeceğiz.’

 

Bütün bunları neden anlatıyorum?

AIPAC kuruluş misyonunun Amerika’nın dış politikasını dolayısıyla da Ortadoğu’daki askeri pozisyonunu İsrail lehine yönlendirme olduğunu gizlemeyen bir kuruluş. Tecrübeler gösteriyor ki AIPAC konferansında kamuoyuna açık ya da ‘off the record’ oturumlarda konuşulanların güncel Amerikan siyasetine çok boyutlu yansımaları oluyor.

 

İsrail lobisinin Trump’tan öncelikli beklentisi İran’la nükleer anlaşmayı feshetmesi gibi gözükse de asıl aciliyet taşıyan dertleri Suriye üzerinden İsrail devletinin sınırlarına yaklaşan İran milis güçlerinin bertaraf edilmesi. İsrail devleti bunun için hem Washington’da hem de Moskova’da kuvvetli bir diplomasi yürütüyor. İsrail’in hedefinde Suriye’de karşı karşıya savaşan konumdaki ABD ve Rusya’yı bu ülkenin geleceğine ilişkin asgari bir müşterekte buluşturmak var. İran’ın yolunun kesilmesi için İsrail’in kafasına yatan ve dolayısıyla da Washington ve Moskova’ya pazarlamaya çalıştığı formül ise Esad rejimiyle ABD’nin ortağı Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) uzlaştırılması.

 

ABD ısrarla terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG’nin Afrin’de savaşan bölümünün SDG’nin bir parçası olmadığını savunsa da sahadaki tüm gelişmeler aksini kanıtlamaya devam ediyor. Zeytindalı Operasyonu başladığından beri Afrin’e savaşmaya giden YPG’lilerin toplam rakamını tam bilemiyoruz. Ancak SDG Komutanlığı’nın bu haftaki açıklamasına göre 1700 kişi daha Deyrizor’da devam eden DEAŞ savaşından çekilerek Afrin’e gönderildi. SDG içinde yaşanan son gelişmeleri Esad rejiminin uzantısı milislerin bundan iki hafta önce büyük bir şovla Afrin’e gittiği haberleri ve İsrail’in Suriye’ye yönelik stratejik vizyonuyla birlikte okumak gerek.

 

Geçen gün sohbet ettiğim Türkiye’den üst düzey emekli bir asker küresel ve bölgesel güçlerinin vekalet savaşlarına sahne olan Suriye’deki son durum için ‘Belki de Amerika Ankara’yı Afrin’e operasyon başlatsın diye sınır güvenlik güçleri kurulacak gibi haberlerle bilinçli olarak provoke etti’ şeklinde bir yorum yaptı. Yabana atılmayacak bir varsayım.

 

Washington ve Moskova hiçbir konuda uzlaşamasalar bile   Suriye’de şu anki nüfuz alanlarını gerçek manada bırakıp gitmedikleri gevşek bir federasyon üzerinde anlaşabilir. Esad rejimi ise Afrin’deki Kürt etkisini kırmaya gönüllü olurken öte yanda pekala PYD/YPG’nin Fırat’ın doğusundaki kontrolüne müsade eden bir yol tutturabilir. Bu yönde seyredebilecek olası gelişmeler karşısında Türkiye’nin stratejik bir vizyon ortaya koyup koyamayacağını kestirmek zor. Bugüne kadar Suriye’de daha ziyade taktik adımlarla oyun bozan ülke olmayı başaran Türkiye’yi oyun kuranların masasında çok çetin pazarlıklar bekliyor.

 

 

X