"Cansu Çamlıbel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cansu Çamlıbel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cansu Çamlıbel

Haspel’in Türkiye ziyareti ve çıplak gerçekler

Amerika Birleşik Devletleri’nde gazeteci olarak istihbarat kurumlarının faaliyetleriyle ilgili soru sorduğunuzda kameralar önünde alacağınız yanıt standarttır; ‘İstihbarat alanına giren konularda yorum yapmıyoruz’.

Neyse ki Oval Ofis gündeminin en mahrem dosyalarını dahi uluorta konuşmaya bayılan Başkan Trump var. CIA Direktörü Gina Haspel’in Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın ölümü konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün gerçekleri kamuoyuyla paylaşmayı vaat ettiği 23 Ekim tarihinden hemen bir gün önce Türkiye’de olduğunu Başkan Trump sayesinde öğrendik.

Haspel ve beraberindeki heyet Türkiye’deki temaslarına henüz başlarken Trump, ‘En üst düzey istihbaratçılarımız Türkiye’de. Döndüklerinde elimizde ne var göreceğiz’ dedi. Başkan tüyoyu verdikten bir saat sonra kastettiği üst düzey istihbaratçının Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA’in ilk kadın Direktörü Haspel olduğu ortaya çıktı.

Bilebildiğimiz kadarıyla bu, beş ay önce göreve başlayan Haspel’in CIA’in bir numarası sıfatıyla Türkiye’ye yaptığı ilk ziyaret. 2000’lerin başında Türkiye’de görev yapan ve Türkçeye hakim olan Haspel’in Türkiye’deki muhatabı belli. Türk basınında çıkan haberlerde dikkatimi çeken ‘MİT Başkanı Hakan Fidan’la görüşmüş olabilir de olmayabilir de’ havası oldu.

Mesele buraya kadar geldikten sonra hala olağanüstü bir sır perdesi arkasında iş yapılıyor havası yaratmak için epey geç!

Dünya kamuoyu zaten Suudi katliam timinin Cemal Kaşıkçı’yı nasıl öldürdüğüne dair en ince detaylara vakıf. Haspel’in Türkiye’ye - hepimizin Türk yetkililerden çıkan sızdırma haberler sayesinde Ankara’nın elinde olduğunu anladığımız - delilleri görmek/dinlemek ve hatta mümkünse birer kopyasını almak için gittiği aşikar. Bu kadar kritik bir görüşmeyi de Hakan Fidan dışında kimseyle yapmayacağını söylemeye dahi gerek yok.

Washington Post da, Reuters da CIA Direktörü Haspel’in Kaşıkçı cinayetine dair Türk istihbaratının elindeki ses kayıtları dinlediğini yazdı.

Madem gündem o kayıtlar, yeri gelmişken hatırlatmakta fayda var. Türkiye’deki Kaşıkçı soruşturmasının ilk haftasında dünya medyasına sızdırılan ‘Kaşıkçı’nın kolundaki Apple Watch her şeyi kaydetmiş, dışarda nişanlısı Hatice Cengiz’de bıraktığı iphone ile senkronize olmuş’ şeklindeki zayıf anlatı unutuldu gitti.

Bugün neredeyse herkes Türk istihbaratının Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nu zaten öteden beri dinlediği için bu kayıtlara sahip olduğu ön kabulü içinde. Ancak cinayetin kendisi o kadar vahim ki Türkiye’nin kayıtları nasıl elde ettiği üzerine normalde olmasını bekleyebileceğimiz türden bir tartışma yürümüyor. Son bir kaç haftadır işin bu boyutunu sorduğum (çoğu Batılı ülkelerden) altı ayrı diplomattan ‘Zaten herkes herkesi dinliyor’ yanıtını aldım. Sanırım diplomasi camiasında herkesin bildiği bu sırrı bir tek Suudiler bilmiyordu!

Haspel’in Türkiye ziyaretine dönecek olursak, Amerikan istihbaratının artık bu noktada cinayetin nasıl işlendiğinden daha ziyade Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman bağlantısına ilişkin ipuçlarının peşinde olduğunu tahmin etmek güç değil. Haspel’in Fidan’la görüşmesinde yanıt aradığı soruların başında muhtemeldir ki 22 Ekim tarihli Reuters haberinde yer alan Kraliyet Divanı Müsteşarı El Kahtani’nin olay esnasında Skype aracılığıyla katliam timine canlı bağlandığı bilgisinin doğru olup olmadığı da vardır. Veliaht Prensin en yakın adamlarından olan El Kahtani geçen hafta ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Riyad ziyareti sonrasında görevden alınmıştı.

Türk tarafının bugüne kadar meseleyi nasıl yönettiğine bakarak MİT’in Haspel’e kayıtların kopyalarını vermek yerine sadece dinletmekle yetindiğini tahmin edebiliriz. Hele de ses kayıtları gerçekten dinleme üzerinden elde edildiyse Türk istihbaratının bunun kanıtını bizzat kendi eliyle CIA gibi bir kuruma teslim etmesi beklenemez. İleride bu tür bir kanıtın Türkiye aleyhine kullanılmayacağının garantisi yok.

Türkiye’nin bu hafta CIA Direktörü Haspel ile paylaştığı içerik her neyse artık ABD Başkanı Trump da buna haiz. Beyaz Saray iki gün önce Gina Haspel’in Trump’a Türkiye ziyaretine ilişkin bir brifing verdiğini duyurdu. Zaten Haspel daha Türkiye’deyken Trump’ın tonu değişmeye başlamıştı. Wall Street Journal’a o gün yaptığı açıklamada Veliaht Prens Selman’ı kastederek ‘İşleri yürüten o, dolayısıyla da eğer olanlardan birinin haberi varsa odur’ diyordu.

Trump’ın Suudi Krallığını ABD açısından son derece radyoaktif hale gelen Selman’ın azli için zorlayıp zorlamayacağını henüz bilmiyoruz. Bildiğimiz şey ABD’nin Suudi Arabistan’a yönelik politikasının önümüzdeki dönemde Kongre’deki bir numaralı gündem maddesi haline geleceği.

Trump da, Pompeo da Kaşıkçı olayının faillerine yaptırım için Kongre’nin talep ettiği şekilde çalışacakları yönünde kuvvetli mesajlar verdiler. Elbette Trump, yaptırımların damadı Jared Kushner ile yakın ilişkiler içinde olan Veliaht Prensin kendisine kadar götürülmesini istemeyecektir. Ancak Kongre’deki tartışmayı kontrol edemeyebilir. Özellikle de on gün sonraki 6 Kasım ara seçimlerinde Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu beklendiği gibi Demokratların alması durumunda.

Hem Senato hem de Temsilciler Meclisi’ndeki istihbarat komitelerinin CIA Direktörü Gina Haspel’i çağırıp ‘Türkiye’de dinlediğin, elde ettiğin bilgileri bize kapalı oturumda anlat’ deme hakkı var. Ve o oturumun detayları her zaman olduğu gibi sızacak.

Haspel’in Kongre’de oturumlara çağrılması Ankara-Riyad-Washington hattında kapalı kapılar ardında şekillenmekte olan çıkış stratejisini uzun süre kamuoyundaki tartışmaların hedefinde bırakabilir.

X