"Cansu Çamlıbel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cansu Çamlıbel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cansu Çamlıbel

ABD ile S-400 krizinde keskin viraja girildi

ABD’nin PKK’nın Suriye kolu YPG ile bugün itibarıyla hala devam eden ortaklığının neden olduğu sarsıntının gölgesinde kör topal ilerleyen Türk-Amerikan ilişkileri yeni bir keskin viraja giriyor. Hatta girdi bile. Bu öyle bir viraj ki kriz atlatılamazsa Türkiye açısından sonuçları çok katmanlı ve uzun soluklu olacaktır. 

 

Ankara’nın bugüne kadar en üst düzeyde dile getirildiği Rus yapımı S-400 füze savunma sistemini bu yaz Türkiye topraklarına getirme kararlılığının Washington’daki karşılığı Türk savunma sanayiini hedef alan sert yaptırımlar olacak gibi duruyor. Daha basit ifade etmek gerekirse Türkiye süresi belli olmayan bir askeri ambargoyla karşı karşıya kalacak.

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in hem geçen hafta gerçekleşen telefon görüşmesinde bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, hem de Münih Güvenlik Konferansı sırasında açıktan kamuoyuna verdiği uyarı mesajlarını haberlerden takip etmişsinizdir. Belki Türkiye kamuoyunda birileri geçen yaz Brunson krizi sırasında olduğu gibi bunun Pence’in kişisel pozisyonu olduğu, Başkan Trump’ın o kadar sert bir noktada durmadığı tezi üzerinden gitmeye çalışacaktır.

Krizi Amerikan yönetimi içindeki kişi ya da kurumlar arasındaki güç dengeleri üzerinden okuma çabası Brunson ve Suriye dosyalarında ne kadar anlamlıysa, S-400 dosyası açısından o kadar anlamsız. Ben şahsen gazeteci olarak ne Amerikan devlet kurumları içinde ne de Amerikan Kongresi’nde Türkiye’nin S-400’leri almasının tolere edilebileceğini düşünen tek bir kişiye bile rastlamadım.

Dosyanın Washington’daki bürokratik boyutunu yürütenler bu kez Başkan Donald Trump’ın kendilerinden çok da farklı bir yerde durmadığını söylüyor. Meksika duvarı gibi kendi politik söylemi açısından hayati gördüğü iç politika başlıklarında Kongre ile çatışmaktan kaçınmayan Trump’ın Türkiye için Kongre üyeleriyle kavgaya girmeye hiç mi hiç niyeti olmadığı kanaati hakim.

Trump’ın yapı itibarıyla aniden ve şiddetli kararlar almaktan hoşlanan bir siyasetçi olduğu malum. Nitekim 2018 Ağustos’unda Türkiye’yi hedef alan Brunson yaptırımlarını ilan etme hızı ve üslubu hafızalarda. Adeta bürokrasinin önünde koşmuştu. Türk savunma sanayiini hedef alacak olası yaptırımlar sürecini de benzer bir tarzda yönetmeyeceğinin garantisi yok.

ABD Kongresi zaten bütçe yasasına son anda eklenen F-35’lerin Türkiye’ye teslimatını Kasım ayına kadar askıya alan düzenlemeyle işi yaptırım sathı mahalline sokan kritik adımı attı. Kongre, Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarından S-400’lerin Türkiye’ye gelmesi durumunda ABD’nin Türkiye’ye hangi yaptırımları uygulayacağına dair detaylı bir raporu Kasım 2019’a kadar sunmasını talep etti.

Pentagon yaklaşık üç ay önce Kongre’ye sunduğu raporda S-400 füze savunma sisteminin Rusya’dan alınması durumunda F-35’lerin teslimatının yanı sıra F-16’ların ve Sikorsky helikopterlerinin de olumsuz etkilenebileceği zaten bildirmişti. Ancak eski Savunma Bakanı Mattis’in direktifleriyle hazırlanan o raporda ‘F-35’ler Türkiye’ye teslim edilmemeli’ gibi kesin bir tavsiye yer almamıştı. Bu kez ise durum farklı. Kongre yönetimden Türkiye’ye uygulanacak yaptırımlar konusunda net taahhüt bekliyor.

Bütçe yasasında öngörülen takvim üzerinden hesaplanırsa ABD’nin yaptırım için Kasım ayında düğmeye basacağı düşünülebilir. Nihayetinde S-400 bataryalarının Türkiye’ye yerleştirileceği ay da Kasım. Ancak anlaşıldığı kadarıyla Rus yapımı sistemin diğer parçaları yaz aylarından itibaren peyderpey Türkiye’ye getirilmeye başlanacak. Dolayısıyla da Washington, bu teknik süreç geri dönülmez bir biçimde başlamadan önce bahar aylarında proaktif bir çıkış yapma niyetinde.

ABD güvenlik bürokrasisi içindeki bir kanat, yaptırımların daha S-400’lerin herhangi bir parçası Türkiye’ye doğru yola çıkmadan ilan edilmesinden yana. Bunu savunanlar bu tür bir hamlenin caydırıcılığının yüksek olabileceğini hesap ediyor olabilir. Ancak böylesi bir hamle sanılanın tam aksine iki ülkeyi hızla kopuş noktasına da pekala getirebilir.

Edindiğim bilgiye göre, yaptırım takviminin bahar aylarına çekilmesi ihtimalinin arkasındaki bir diğer sebep ise Ankara’ya verilen revize Patriot teklifindeki kritik bir unsur.

Daha önce yazmıştım; teklifin ilk versiyonunda yeni üretilecek Patriot füzelerinin Türkiye’ye en erken 2026 yılında teslim edilebileceği belirtilmişti. Ankara kararlı bir biçimde itirazını sürdürünce Amerikan tarafı bu kez halihazırda başka bir ülke için üretilmiş ve 2019’da teslime hazır Patriot’ları Türkiye’ye yönlendirme teklifi yapmış. Ancak, başka ülke adına verilen siparişin Türkiye’ye çevrilebilmesi için bürokratik işlemlerin Mart ayı sonuna kadar tamamlanması şartmış. Bürokratik işlemlerin tamamlanabilmesi için ise Türkiye’nin S-400’leri almayacağına dair taahhüdü de içeren bir belgenin altına imza atmasını gerekiyor. 

Ankara-Washington hattındaki pazarlık henüz kopmuş değil ama pozisyonlar arasındaki makas çok açık. Amerika Birleşik Devletleri, S-400 alımını Türkiye’nin acil savunma ihtiyacını giderecek pragmatik bir tercih olarak değil de müttefiklik ilişkisi açısından stratejik bir kırılma olarak görmekten vazgeçmiyor.

ABD askerleri hızla çekilsin çekilmesin istikrarsızlığın süreceği Suriye’deki aktif çatışma ortamında Washington’ın askeri yaptırımlarına maruz kalmak işleri Ankara açısından daha sıkıntılı bir boyuta taşıyabilir. Zira Trump yönetiminin üzerinde çalıştığı yaptırımlar sadece F-35’lerin teslimatını ve Patriot satışını bloke etmekle kalmaz. ABD’nin Savunma Sanayii Başkanlığı’na yaptırım uygulamaya başlaması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin halihazırda kullandığı tüm Amerikan malı askeri teçhizatın yedek parçalarını ve yazılımlarını riske sokabilir.

 

 

 

 

X