Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir rüya gibi

Parlayan gökyüzü, yeniden açan erguvanlar

Bir kabus gibi


Zehirlenen köpekler ve kediler


Bir rüya gibi


Yavru kediler ve köpekler


Bir kabus gibi


Sokaklarda yaşayan insanlar


Bir rüya gibi


Sokakta yaşayanlar için ‘çorbada tuzun olsun’ diyenler


Bir kabus gibi


Komşu ülkelerimizde ölen insanlar


Bir rüya gibi


Dünya’ya yeniden gözlerini açan bebeklerin gülümsemesi


Bazen bir rüya, bazense bir kabus şu hayat...


Sonu bitmek bilmez bir yolculuk adeta...


Kimi kabusta, kimi gökyüzünde uçmakta,


Kimi rüyada ama bunun bir rüya olduğunun farkında bile olmadan uykunun derinliğinde, tatlı yatağının mahmurluğu ile uyuyor belki de.


O yatak ki hala babasının aldığı bir beşik, annesinin üstüne serdiği bir yorgan adeta...


Annesinin sütü biteli, babası evden gideli belki asırlar oldu.


Lakin orası güvenli kucak, orası bildiği sığındığı yuva onun.


Belki de uyanmanın vakti gelmiştir.


Tabi bu uyanış rüyanın içinde olmalı ki kabuslar bitsin, herşey ışıl ışıl sevgi ile bezensin...


Herkes kendi rüyasını yaşıyor, kimi kabusunu, kimi ışık saçan rüyasını... Ama rüyanın içinde, rüyada olduğunu bilerek, rüyanı güzele, sevgiye, mutluluğa,
barışa ve sonu bitmek bilmeyen aşka dönüştürebilsin...


Yaşamımıza bir rüya gibi bakarsak, onun bizim bilinçaltımızın mesajları olduğunu görürüz.


O mesajlarda bizlerin sevgisi, nefreti, aşkı, hüznü, korkusu, sevinci ve binbir gece masallarından taşıdığımız ilizyonları görürüz.


Gerçekte artık kimse prens veya prenses değil. Ama herkes insan...


Hepimiz kendimizce binbir gece masallarının, hollywood filmlerinin ve Dallas gibi dizilerin etkisinde bambaşka beklentiler içinde, rüyadayız.


Bilinçaltımızda beyaz atlı prens veya pamuk prenses olarak yaşıyoruz. Kimi kendini Superman bir diğeri Batman olarak görüyor, adeta Dünya’yı hergün kurtarıyormuşçasına bir rüyanın içinde yaşıyor.


Annelerimiz ve babalarımız hep bizleri, evlerinin kralı ve başlarının tacı yaptıkları için belki de, herkesten onu bekliyoruz.


Bunun bir rüya olduğunu, gerçekliğin insanlığın birlik beraberlik ile yaşadığı ortamda barış ve sevgiyle yaşaması gerektiğini öğrenmeliyiz.


Birbirimizi insan olarak sevmeli ve temel içgüdülerimizin ötesinde yüksek bilinç ile ilerlemeliyiz.


Hayatta herşey, hayatının aşkını bulacaksın, evleneceksin ve çocuğun olacak değil.


Ben birçok, hayatının aşkını bulan, mutlu bir evliliği olan, sağlıklı ve başarılı çocukları olan ama yine de mutsuz insan tanıyorum...


Çünkü mutluluğun zihinsel bir başarı olmasının yanında toplumun farkındalığı ve birbirine karşı olan tutumu ile de paralel olduğuna inanıyorum.


Birbirinize gülümseyin, iyilik yapın ve birbirinizi kıskanmak yerine birbirinizin daha iyi olmasını isteyin. Barış içinde, sevgiyle, birlik içinde olmamız için ilk önce kendi evinizden, ailenizden, arkadaşlarınızdan, sokağınızdan, mahallenizden ve şehrinizden başlayın.


Siz daha kendi arkadaş çevrenizde yüksek bilinçli bir ortam yaratmadan Dünya’yı aydınlatmak isterseniz, bu birazcık zor olabilir.


Aslında en temeli ve asıl olan, ilk önce kendi içinizde mutlu ve barış içinde olmak.


Unutmayın ki siz Dünya’nın kolektif bilincinde binlerce, belki de milyonlarca insanı temsil ediyorsunuz. Siz başardığınız zaman sizi temsil eden herkes başaracak, ve bir gün dünya barışla ışıldayacak...


Ve yine diyorum ki, insanlık için rüyamızın içinde uyanmalı ve kendi rüyamızı insani değerler ile süslemeliyiz.


Yazmaya devam edeceğim...

Sizi Seven bir Can

X