"Buse Özel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Buse Özel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Buse Özel

Kız gibi koşun deseler ne yaparsınız?

Microsoft harika bir sosyal sorumluluk projesi yapmış ve kadın bilim insanları ile ilgili müthiş bir algı yanılsamasına dikkat çekmiş.

Biz, kadına fiziksel şiddeti konuşmanın ötesine henüz bir tık geçemediğimiz için bunları konuşmak size çok "Avrupai" bir konu gibi gelebilir ama masaya yatırılmalı.

 

Reklam filminde 10-15 yaşları arasındaki kızlara önce, cinsiyet belirtmeden önemli buluşlar yapan bilim insanları soruluyor. Hepsi sırayla Albert Einstein, Nikola Tesla, Thomas Edison'un isimlerini sayıyor. Ardından kızlara önemli buluş yapan kadın bilim insanları soruluyor. Uzunca bir süre düşünüyorlar ve en tanınmış kadın bilim insanlarından Marie Curie'nin bile adı akıllarına gelmiyor. 

 

Bu onların suçu değil. Bu eğitim hayatından itibaren, sistematik bir şekilde ve hatta bize göre kadın erkek eşitliğini daha fazla sağlamış Batı ülkelerinde bile kadınların bir şeyi başarabilme konusundaki oluşturulan "algıyı" ortaya koyuyor.

 

"KIZ GİBİ KOŞMAK" DİYİNCE AKLINIZA NE GELİYOR?

 

Şimdi size "kız gibi koşan" birini hayal edin desem gözünüzün önüne ne gelir? 

 

Kız gibi koşun deseler ne yaparsınız

 

Microsoft'un yaptığı çalışmaya benzer bir sosyal sorumluluk filmini başka bir ünlü marka da yapmıştı. 7-8 yaşlarındaki kızlara ve bir de ortaokul çağlarındaki kızlara "kız gibi" koşmalarını söylüyorlar. Daha küçük yaştaki kız çocukları yani henüz "zihni zehirlenmemiş", "özgüvenleri baltalanmamış" küçük kızlar var gücüyle koşuyor. Çünkü onlara göre kız gibi koşmak "var gücüyle savaşmak" demek.

 

Bir de daha büyük yaşta, lise çağlarındaki kızlara "kız gibi" koşmalarını söylüyorlar. Her an ayağı takılıp düşecekmiş gibi koşuyorlar.

 

Toplumun bizim cinsimize, el birliğiyle, hatta bizim de desteğimizle neler yaptığının en çarpıcı örneğiydi bence bu.
Dünyanın ilk "anaerkil" toplumunun yaşadığı Anadolu topraklarında kadının "elinin hamuru", "kadın işte" "kadın kısmı" gibi dilimize yerleştirilen kodlarla, söylemlerle kadının engellenmesini ben kabul edemiyorum. Bence bunun için ilk adım da "fark etmek." Yani biz kadınların zihnine "başarısız ve güçsüz" olduğumuza dair yanlış inançların nasıl el birliğiyle kodlandığını hepimizin fark etmesi gerekiyor. Sonrası çorap söküğü gibi gelecek. 

 

Merak edenler için reklamın linkine buradan tıklayabilirsiniz

 

Dipnot: Bilim adamı değil bilim insanı. Benim de dilimin alışması zaman aldı ama yapabiliriz.

 

ÇATALHÖYÜK

 

Yeri gelmişken bir miktar Çatalhöyük'ten de bahsedelim. Bugünkü Konya ilinin, Çumra ilçesi'ne yakın bir bölgede bundan 9 bin yıl önce yerleşim yeri olmuş bir antik kent. Neolitik döneme dayanır ve yer yüzünde yaşayan en eski toplumlardan birini barındırdığına inanılır. Çatalhöyük bu yönüyle çok özeldir. Ancak bir özel tarafı da anaerkil bir düzenle yönetildiğinin ortaya çıkması. Daha sonraki yıllarda bu konunun anaerkillikten ziyade eşitlikçi olduğu da söylendi.

 

Burada uzun süre kazı yapan Prof. Ian Hodder, Çatalhöyük’te iş bölümünün kadın ve erkek arasında eşit olarak dağıtıldığını ve hiyerarşi olmadığını düşündüklerini açıklamıştı.

 

"HAVAYI DA PARAYLA SATACAKLAR" GERÇEK OLUR MU

 

Araştırmalara göre günde sadece yarım saat yürüyüş yapmak belli bir miktar antidepresan kullanma ile eşdeğer. Buna istinaden geçenlerde azıcık yürüyüş yapayım, tüm gün oturan biri olarak iyi gelir diye evimin yakınlarında bir tur atayım dedim. Egzoz kokusundan evden markete bile gidemedim. Cadde üstünde oturmak eskiden bir avantajdı değil mi? Artık değil... Dişimi sıkayım başka yerlerde yürürüm dedim ama en az 1 saatlik bir mesafede yürüyüş yapabileceğim tek bir alan buldum. Ama eğer oraya kadar yürürsem zaten yeteri kadar yürümüş oluyorum.

 

Sağlık Bakanlığı çok güzel kampanyalar yapıyor, bedava bisiklet bile dağıtıyor. Hatta Sayın Mehmet Müezzinoğlu geçtiğimiz günlerde kadın kanserlerine karşı farkındalık yaratmak için pedal çevirdi. Ama çevre düzenlemesi olmadan bunların hiçbirini yapmak mümkün değil. O yüzden belediyeler ve Sağlık Bakanlığı beraber çalışırsa yol kat ederiz ve daha mutlu bir toplum oluruz.

 

Biz şehir insanlarına sorarsanız aslında hiçbirimiz perdeleri uzaktan kumandayla açılan residence'larda yaşamak istemiyoruz. Sadece kibar bir insan topluluğuyla, ayağımızın birazcık toprağa, yeşile, güneşe değebileceği alanlar istiyoruz. Bunun için de milyon dolarlar harcamak istemiyoruz. Yarın öbür gün acaba temiz hava için para ödemek zorunda kalır mıyız bilemiyorum?

X