"Buse Özel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Buse Özel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Buse Özel

Ya milyonda bir görülen hastalığa yakalanırsanız

27 Mayıs 2014

Geçtiğimiz günlerde oğlu otizm hastası olan bir arkadaşım ile konuşuyordum. Teşhis yeni koyulmuş, ne yapacağını bilemediği bir dönemde. Hangi uzmana götürsem diye düşünüyordu. Bir an kendimi yerine koydum, sanki zirvesi olmayan bir dağa tırmanmaya çalışıyordu ve herkes ona "bu taraftan git" diyordu. Panik, çaresizlik, endişe iç içe geçmiş bir sürü olumsuz duygu vardı.

YA MİLYONDA BİR GÖRÜLEN HASTALIK SİZİ BULURSA

Ancak konumuz sadece gelişimsel bir bozukluk olan otizm değil. Milyonda, 2 bin kişide bir görülen bir sürü hastalık var. Tıpta bunlara nadir hastalıklar deniliyor. Peki, eğer böyle bir hastalığa yakalanırsanız ne yapmamız gerektiğini biliyor muyuz?

- Eğer 3-4 ay boyunca bir türlü sonuç alamadığınız bir şikayetiniz varsa, bir türlü doğru teşhis koyulamıyor demektir ve atabileceğiniz en iyi adım sorunun kaynağı olan organınızla ilgili uzman bir merkeze gitmeniz.

- Yani mesela cildinizde bir türlü çözülemeyen bir sorun varsa farklı farklı doktorlara gidip, komşudan duyduğunuz bitkileri aktardan almak yerine bir deri hastanesine gidebilirsiniz. Mesela İstanbul'da yaşayanlar Bakırköy Lepra Deri ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi'ne başvurabilir. Gözünüzde bir sorun varsa göz hastanesine, kulak burun boğaz ile ilgili bir sorunda bu konuda uzmanlaşmış bir hastaneye ya da kliniğe gidin.

-Devlet ve üniversite hastaneleri ilk tercihiniz olsun. Zira çare ararken durumunuzu suistimal etmek isteyenler olabilir.

- Diyelim ki size teşhis koyuldu ve ömrünüz boyunca yaşamanız gereken bir hastalığa, soruna sahipsiniz. "Şimdi ne yapacağım" duygusuna kapılmanız işten bile değil. Eğer böyle bir sorun ortaya çıkarsa tabii ki psikolojik destek alın ama unutmayın ki yalnız değilsiniz. Türkiye'de yaklaşık 5 milyon kişi nadir hastalıklardan etkileniyor. Sizinle aynı hastalığı yaşayan binlerce insan var. Kendinizi yalnız hissetmeyin.

- Hastalığınıza dair bir vakıf, dernek varsa onlara üye olun. Hastalığa sizden önce yakalanmış insanlar yolunuza ışık tutacak. Çünkü geçtiğiniz yollardan geçti, hissettiğiniz duyguları hissetti. Dernekler ayrıca hastalığınızı tedavi ettiğini söyleyerek cebinize göz dikilmesini de önleyebilir. Yani paranızın da suistimal edilmesini istemiyorsanız derneklerle iletişime geçin.

Yazının devamı...

Erken teşhis yapacak doktor aranıyor

20 Mayıs 2014

Doktorların erken teşhis yapamamasının sebebi yetersiz eğitim mi, işlerini özensiz yapmaları mı, aşırı hasta sayısı mı?

Bunun en önemli nedenleri hastanelerdeki yığılmalar, hastaya bütüncül bakan, hastayı tanıyan, genetik faktörlerini bilen bir doktorun ve buna uygun bir sistemin olmaması. Soğuk algınlığı gibi basit sorunları için de uzmana başvuran hastaların yarattığı yığılma tatmin edici tedavi yapılmasını da engelliyor.

Türk Tabipler Birliği Genel Sekreteri Dr. İlhan Bayazıt birinci basamak sağlık hizmetleri güçlenirse insanların sadece daha uzun ömürlü değil aynı zamanda kaliteli bir yaşlanma yaşayacağını belirtiyor.

"Aile hekimliği güzel bir sistem. Ama eksikleri var. Daha bütünlüklü hale getirilmesi, hastanın koruyucu sağlık hizmeti alması gerekiyor. İnsanlar doğrudan uzmana başvurmak yerine aile hekimi tarafından yönlendirilirse şikayetine en uygun bölüme başvurup, teşhise de daha kolay ulaşabilir.

HASTALAR NE YAPACAK?

Sistemin sıkıntıları çok, ama vatandaş olarak ne yapabilirsiniz? Diyelim ki şikayetinize çözüm bulamıyorsunuz, kafanıza göre bir iki doktora gittiniz olmadı. Kendi başınıza ne yapabilirsiniz? İşte birkaç öneri...

- Eğer hangi uzmana başvuracağınızı bilmiyorsanız aile hekiminize başvurun ve şikayetlerinize göre sizi bir uzmana yönlendirmesini isteyin.

- Uzmanlaşma arttıkça doktorlar ister istemez sadece kendi alanlarını değerlendirir ve bütünü göremeyebilir. Mesela iç hastalıklarının bir alt dalı olan endokrinoloğa başvurmadan önce bir iç hastalıkları uzmanına başvurun. Yani genelden özele doğru ilerleyin.

Yazının devamı...

'Bir beş dakikacık daha uyusam'

29 Nisan 2014

Memorial Şişli Hastanesi'nden nöroloji ve uyku bozuklukları uzmanı Prof. Dr. Hakan Kaynak uykunun nefes alma, yeme içme gibi olmazsa olmazlardan biri olduğunu belirtiyor.

ZAYIFLATIYOR, HASTALIKLARDAN KORUYOR

Peki uykuyu bu kadar tatlı yapan şey nedir? Prof. Dr. Kaynak uykunun faydalarını anlattı.

- Hastalıklardan koruyor

Uyku bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve hastalıklardan koruyor. Aynı şekilde uykusuzlukta da vücut enfeksiyona karşı daha dirençsiz ve açık hale geliyor. Birkaç gün üst üste uykusuz kaldığınızda kolayca hastalandığınızı kendi üzerinizde gözlemleyebilirsiniz.

- Şişmanlığı önlüyor

Uykusuz kalmak vücutta yağlanma ve diyabete eğilimi artıyor çünkü uyku vücutta yağ ve şeker metabolizmasını etkiliyor.

- Yaşlanmadan koruyor

Yazının devamı...

'Bir beş kilo versem süper olacağım' mevsimi geldi

8 Nisan 2014

Bugüne kadar takip ettiğim, konuştuğum hemen her uzmanın ise kilo verme konusunda mutlaka uzlaştığı ve şiddetle önerdiği birkaç nokta var. Size şu diyeti bu diyeti öneremem ama yine uzman bilgilerine dayanarak hemen hepsinin hemfikir olduğu önerilerle birkaç kiloyu ya da o meşhur 5 kiloyu verebileceğinizi düşünüyorum... Tabii ciddi kilo problemi olanlar veya bir türlü veremediğini düşünenler yine bir diyetisyene ve bir endokrinoloğa başvurmalı.

- ŞEKER Mİ? EVLERDEN IRAK

Yıllardır "yağlı yememek" üzerine kendimizi paraladık. Ancak asıl tehlikeyi göz ardı ettik. Yani beyaz un ve şeker… Geçtiğimiz yıl obezite problemi olan çocuklar üzerinde bir araştırma yapıldı. İki gruba ayrılan çocuklara aynı kaloriye sahip yemekler verildi. Ancak bu kalori kotası bir grupta şeker, bir grupta yağ ile dolduruldu. Araştırma sonucunda kamptaki çocuklardan şeker ile beslenenlerin kilosu, hiç şeker tüketmeyen ve yağ ile beslenenlerden daha fazlaydı. Birçok uzman işlenmiş şekerden köşe bucak kaçmayı öneriyor. Tatlı ihtiyacınızı mümkün olduğunca meyveden, kuru meyvelerden yani doğadan, dalından giderin.

- AKTİF BİR HAYAT

Bu yüzyıl hepimizin masa başına hapsolduğu bir zaman dilimi olarak tarihe geçecek. Babaannelerimiz, dedelerimiz zamanında spor mu vardı? Tabii ki hayır... Ancak dağ, tepe yürürken, tarlada çalışırken yeterince hareket ettikleri için hiç doktora gitmemelerine rağmen uzun yıllar yaşayabildiler. Ve o meşhur "bir parmak tereyağını" sürüp sürüp yerken bu kadar çok obezite problemi yaşamadılar.

Elimde bilimsel veri yok ama mantık yürütürsek, o zamanki yaşam ortalamasının bugünden kısa olmasının nedeniyse muhtemelen erken bebek ölümleri ve basit hastalıklardan ölümlerdi. Klişe olacak ama otobüsten bir durak erken inmek, hiç olmadı ev içinde biraz ısınıp, esneme hareketleri yapmak, azıcık dans etmek, köşedeki bakkala değil de biraz daha uzaktakine yürümek iyi bir fikir olabilir. Günde 10'ar dakikadan 3 kere tempolu olarak bir yerden bir yere yürümek bile metabolizmanızı ciddi anlamda hızlandıracak.

- HER ŞEYDEN YE

Hiçbir şeyi hayatınızdan tamamen çıkarmayın. Bir şeyleri tamamen keserek yapılan diyetler mutlaka daha fazla kilo alımı ve vücutta onarılamaz hasarlar olarak geri dönüyor. Sıvı diyetleri, tek tip beslenme vs. gibi şok diyetlere itibar etmeyin.

Yazının devamı...

Saçını tarayamayan kadınlar kulübü

25 Mart 2014

EKONOMİK ÖZGÜRLÜK MÜ ZENGİN KOCA MI?

Bu ülkede para kazanmanın kadınları özgürleştirdiğini sanıyorduk ancak aksine bu durum kadının "kölelik" kollarına bir yenisini ekledi. Çünkü kadınlar hala işverenler için ucuz iş gücü ve bu yüzden bir erkeğe mecburi bağlılığı devam ediyor hem de bağlı olduğu sözde 'eşitlikçi' erkekler artık kadınların parası üzerinde de söz sahibi olduğuna inanıyor. Ama hayata dair işleri bölüşmeye gelince yine eski 'ataerkil' düzene geri dönülüyor. Zaten muhtemelen o "eşitlikçi-ataerkil" ikileminde yaşayan erkeğin annesi de saçını süpürge eden neslin neferlerinden bir tanesi.

Tabii hal böyle olunca herkes kendi çapında çözümler üretiyor. Mesela bazıları iyi bir evliliğin anahtarı olarak hiçbir zaman popülerliğini yitirmeyen "zengin koca"yı görüyor.

MUTSUZ KADINLAR GÜRUHU

Ancak maddiyat için yapılan evlilikler bir yana durum tam isyan edilesi. Ama hayır! Kimse isyan etmiyor çünkü "bencil yaftası" yemekten korkan kadınlar bir türlü avazı çıktığı kadar bağıramıyor. Her şeyi üstlenip, sonra da hiçbir şey yapmayan eşine öfkeleniyor ve sonuç: Mutsuz kadınlar...

Klinik psikolog Deniz Bolsoy Erdem ya da nam-ı diğer yasaklı Twitter'ın 62 bin takipçili "Terapi Defteri" sinir krizinin eşiğindeki mutsuz kadınlar için birkaç önerisi var.

İHTİYAÇLARINI GÖZ ARDI EDEN KADIN YALNIZ KALIYOR

Deniz Bolsoy Erdem'e göre toplumdaki mutsuz evliliklerin temel nedeni ilişkinin eşit olmamasından kaynaklanıyor:

Yazının devamı...

Şipşak muayene

18 Mart 2014

Tabii ki hayır... Çünkü bir doktor neredeyse 5 dakika aralıklarla günde 100-150 hastaya bakıyor. Hatta bu rakam asistan hekimlerde insanüstü bir hal almış. Günde ortalama 230 hastaya bakmak zorunda kaldıkları oluyor. Özel hastanelerde ise SGK 60 hastaya kadar provizyon veriyor. Türk Tabipler Birliği Genel Sekreteri Dr. Bayazıt İlhan bir doktor olarak kendileri de hastaya yeteri kadar vakit ayıramamaktan şikayetçi: Bu şekilde sağlıklı bir muayene yapabilmemiz mümkün değil.

HASTA OLARAK BİR MUAYENE GÜNLÜĞÜ

Geçtiğimiz hafta özel bir hastanede gittiğim göz doktoru gözünü gözüme değdirmeden muayenesini "başarıyla" tamamladı. Yani kullandığı aletlerin dışında gözüme, çıplak gözle bir kez bile bakmadı. Trafiğe takıldığı için 1 saat geç gelen doktor, kendisine sabah kahvesini koyduğu için tam içeri girecekken seslendi: Bekleyin çağıracağım...

Kuzu kuzu kapıda bekleyip sonra muayenemi oldum. Her şey o kadar hızlıydı ki "Gözleriniz sulanıyor mu" sorusuna, doktora gitme sebebim gözlerimin sulanması olmasına rağmen "Hayır sulanmıyor" diyebildim. Aklıma takılan ikinci soruyu dahi ne iş yaptığını bilmediğim ilk "önlüklüye" sordum. Umutlarım ise 15 gün sonra gideceğim kontrol muayenesine kaldı.

Muayene çabalarımız tam anlamıyla "Söylesem olmuyor, sussam gönül razı değil" kıvamında geçiyor. Tabii tüm bunlar bir hasta gözüyle benim yaşadığım onca muayene hikayesinden kısa bir kesitti.

DOKTOR OLARAK BİR MUAYENE GÜNLÜĞÜ

Türk Tabipler Birliği Genel Sekreteri Bayazıt İlhan bana doktor gözüyle yaşananları aktardı... Aslında amacım geçmiş yıllardaki hasta verileriyle şimdikileri karşılaştırmaktı... Ancak dinledikçe, bilmediğim birçok başka boyutu olduğunu gördüm. Türk doktorları sistemden şikayetçi ama sadece kendileri için değil, hastalara da haksızlık yapıldığı için. Hastalara yeterli süre ayıramadıklarını düşünüyorlar. İşte Bayazıt İlhan'ın aktardığı birkaç istatistiki bilgi durumla ilgili önemli ipuçları veriyor aslında:

- DSÖ'nün (Dünya Sağlık Örgütü) verilerine göre bir hastaya doğru teşhis için en az 20 dakika ayırılması gerekiyor. Türk doktorları ise ortalama 3-5 dakika ayırabiliyor. Çünkü 10 dakikada bir randevu veren MHRS'de (Merkezi Hekim Randevu Sistemi) araya giren hastalara da bakıldığı için bu süre kısalıyor

Yazının devamı...

Şanslı kölelerin mutlu dünyası

8 Mart 2014

Hatta bu sözleri unutma durumu o kadar üst düzeyde ki artık anmalarda bile şiddet var. 9 Mart'ta, 8 Mart günü dayak yiyen, öldürülen kadın sayısını konuşur olduk. Aslında fiziki şiddet ve yaşama hakkının elinden alınması son nokta. Ekonomik özgürlüğü olmayan, eğitim seviyesinin düşük olduğu, sosyo-kültürel nedenlerle bir erkeğin himayesinde yaşamaktan başka çaresi olmadığını hisseden kadınlar bir yana bunun tam tersi profil de şiddete maruz kalıyor. Hem de her türlüsüne...

Yapılan araştırmalara göre çalışan ve hatta büyük şirketlerde üst düzey yöneticilik yapan kadınlar da şiddet görüyor. Ancak şaşırtıcı biçimde eğitim düzeyi düşük olanlardan daha fazla susuyorlar çünkü sosyal statüleri gereği bunu söylemekten utanıyorlar.

EK KART ÇIKARMAK EKONOMİK ŞİDDETTİR

Tabii ki şiddet fiziki saldırıyla da sınırlı değil. 90'larda özgürleştiğini zanneden kadınlar aslında daha da hapsolmuş durumda. Çünkü artık kendi alın teriyle kazandığı parayı bile nasıl harcayacağına eşi karar veriyor. Üzerine kafa bile yormadığımız ne kadar çok şeyin şiddete girdiğini duymak, düşündükçe "farkına varmak" insanın tüylerini ürpertiyor. Biz bir türlü kadına olan şiddetin fiziki boyutunu aşamadığımız için konu buralara hiç gelemiyor bile. Ama bakın hiç düşünmediğiniz neler aslında şiddet olarak değerlendiriliyor;

- Kadının kredi kartı çıkarmasına izin vermemek. Limitini kendisinin belirlediği ek kart çıkarmak.

- Parasına el koymak, harcamalarına müdahale etmek.

- Sessiz kalmak, sorunlara karşı çözüm bulma çabasından kaçınmak.

- Cinsel olarak aşağılamak, güzel bulmadığını belirtmek.

Yazının devamı...