"Burak Küntay" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Burak Küntay" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Burak Küntay

Tillerson-Trump Dengeleri

Rex Tillerson, Amerika Birleşik Devletleri’nin Dışişleri Bakanı. Henry Kissinger,  Madeleine Albright, Colin Powell, Condoleezza Rice, Hillary Clinton, John Kerry gibi siyasi bir arka plandan gelmeden ve daha önce askeri ya da siyasi bir görev üstlenmeden dışişleri bakanı olmuş bir isim. Önemli bir iş adamı, Exxon Mobil’in eski CEO’su ve ABD dış politikasının en önemli yapıcısı konumunda.

Rusya, geçtiğimiz günlerde önemli bir karar aldı. Birçok kişinin belki gözünden kaçan bir detay var. Herkes Putin’in, ABD’nin Rusya misyonunda bulunan 1210 diplomatik personel sayısını 455’e indirmesi meselesine şahit oldu. Ancak gözden kaçan ayrıntı bu değil. Gözden kaçan ayrıntı bu 455 kişinin aslında Rusya’nın Amerika’da bulunan diplomatik personel sayısına denk bir hale getirildiği gerçeğidir. Zaten bu kadar yıldır ABD ile Rusya arasında diplomatik personel noktasında dengesiz bir temsiliyet vardı. Fakat bu kadar yıl sonra Trump’ın, ekseriyeti Asya’ya karşı olmak üzere aldığı bazı dış politika kararlarına yönelik böyle bir ters yaptırım olmasına ABD tarafından nasıl bir cevap verileceği merakla bekleniyordu.

 

Biraz önce ismini verdiğimiz eski dışişleri bakanlarını ve başkanları düşündüğümüzde sanıyorum ki çok gergin bir ortam doğabilirdi. Oysaki Tillerson çok net bir şekilde, ABD ile Rusya’nın birbirini anlaması gerektiği, iki ülkenin Suriye’de DAEŞ gibi ortak düşmanlara karşı mücadele ederek mutlak müşterekte buluşması gibi bazı hususları gündeme getirerek tansiyonu azaltma yöntemini seçti. Tillerson’ın bunu yaparken gösterdiği iyi niyet, geçmişe dayanan Rusya ilişkilerine ve Exxon Mobil’in CEO’su olmasından dolayı kaynaklanan diyalogları göz ardı edemeyecek olmasına dayanıyor. Rusya’ya karşı Tillerson’dan çok da sert bir hamle görmek zaten mümkün değildir. Rusya ile olan gelişmeler baştan beri Tillerson noktasında bu şekilde seyretmektedir. Öte yandan Tillerson tarafından Trump’ın da Kongre’nin Rusya’ya karşı almış olduğu kararı kendisi gibi onaylamadığı defalarca belirtildi. Burada ilginç olan nokta bu konudaki esas söz sahibinin, kamuoyunun önüne çıkan ve bu konuyla ilgili yorum yapan kişinin Trump değil Tillerson olmasıydı. Çünkü Rusya ABD için herhangi bir ülke değil; çok önemli bir stratejik, ekonomik ve askeri denge unsuru.

 

İkinci hadiseyi Çin noktasında yaşadık. Meşhur bir karar vardır yıllar önce çıkmış olan; 1974 yılında imzalanan Ticaret Anlaşması. Trump göreve gelmeden evvel önemli söylemlerinden biri Çin ile olan dengesiz ticaret konusuydu. Biraz daha açmak gerekirse, Çin ile Amerika’nın son yıllarda yaptığı ticarete baktığımızda arada Çin’in lehine büyük bir dengesizlik mevcut. Geçtiğimiz yıl ABD ve Çin arasındaki ticaret açığı 347 milyar dolardı. Yani ABD’nin Çin’e ihracatı 116 milyar dolar iken ithalatı 463 milyar dolar rakamlarında seyrediyordu. Bütün bunları değerlendirdiğimizde ABD Başkanı’nın 1974 yılında yapılan Ticaret Anlaşması gereği böyle bir lüzum gördüğü takdirde bu sürece dair bir soruşturma başlatıp, gerekirse ilerleyen dönemde bu ilişkilerin kopması ve ticaret anlaşmasının yenilenmesine dair bir hamle yapabilme yetkisi vardır. Asıl sorun, Trump’ın bu dengeyi Çin lehine görmesinden ve ABD ekonomisini etkilemesinden dolayı yaptığı söylemin, Rusya meselesinin aksine Tillerson ile arasında ciddi bir görüş ayrılığı yaratmasıdır. Çünkü Çin konusunda Tillerson‘ın söylemleri Trump’ınkine zıt konumda. Tillerson; Çin’in büyük bir global ekonomi olduğunu belirterek, bu büyük global ekonominin herhangi bir şekilde gerginliğe müsaade etmeden, birbirini dışlamadan, aksine bir uyum ve ortaklık içerisinde çalışmasının sadece ABD ve Çin’e değil, dünya politikası açısından da ekonomiye olan önemini belirten açıklamalar yapıyor.

 

Söz konusu herhangi bir ülke değil Çin iken ABD Başkanı’nın bu tarz radikal bir söylem içinde olduğu bir noktada kendisinin çok büyük ümitlerle atadığı dışişleri bakanının çok daha farklı bir görüşte olması, Amerikan kamuoyunda ve dünya nezdinde tereddütler oluşturmaktadır.

 

Tillerson ile Trump’ın dış politikadaki bu çatışmaları akıllara bambaşka bir sorun getiriyor. Bu sorun, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi Trump ile Tillerson arasındaki bilhassa Çin noktasındaki büyük farklılıkların kamuoyuna bu denli yansımaması, buna karşın Beyaz Saray’ın dış politika yapımı konusunda zaaf içinde görülmesi. Aynı şekilde Sally Yates’in görevden alınıp yerine Jeff Sessions’ın getirilmesi akabinde Sessions ile Trump arasında hukuki konulardaki ciddi şekilde farklı söylemler ve farklı bakış açıları. En tecrübeli isimlerden Priebius ile Trump’ın arasındaki kabine yönetimi ve iç yönetimsel sisteme dair büyük ayrılıklar, Trump’ın FBI başkanı ile olan görüş ayrılıkları ve bunun gibi daha sayabileceğimiz pek çok farklı örnek...

 

Kısacası Beyaz Saray’ın içinde Trump’ın kendi atadığı isimlerle yaşadığı ters düşmeler artık öyle bir noktaya geldi ki birçok kişi son dönemde ciddi şekilde süreci eleştirmeye başladı. Tillerson-Trump farklılığı ya da Trump’ın kendi atadığı isimler ile arasındaki farklılığından öte, gerek diğer bakanları gerek bürokratlarıyla arasındaki gerginliği de sadece su yüzüne çıkan buzdağı olarak görmek mümkün.

 

Dolayısıyla Tillerson-Trump farklılığı Trump’ın yanına Tillerson ismini çıkarıp daha birçok kişiyi koyarak yapılabilecek analizlere gebedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin karar alma mekanizmalarında ciddi sıkıntılar var. Trump’ın yönetsel olarak daha aktif, etkin ve istikrarlı olamaması Washington’da dolanan en önemli hadiselerden biridir. Ne kadar bu hadise basına sızdıktan sonra Trump ile Tillerson arasında bir gerginlik olduğu söylemi gündeme gelse de, Tillerson’ın başkanla iyi ve paralel çalıştıkları konusundaki politik söylemi kimseyi tatmin etmiş değil.

 

Özetle, eğer Donald Trump önümüzdeki günlerde başka Tillerson örneklerini de kamuoyunun önüne çıkarmamak ve kendi karar alma sürecini zedelenmeyecek bir noktaya getirmek istiyorsa; artık Amerikan dış politikasında ya da iç politikasında değil ama tüm bu kararların alındığı Beyaz Saray’da bizzat kendisinin marjinal kararlar alması, bazı yönetimsel değişiklikleri yapması ve yönetim üslubunu değiştirmesi gerekir.

X