"Burak Küntay" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Burak Küntay" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Burak Küntay

Suriye kilidi

Yıllardır IŞİD meselesi ve Suriye’nin içinde bulunduğu durum dünya ve Ortadoğu gündeminin en önemli maddelerinden birini oluşturmaktadır. Tüm dünyanın tepkisini çeken, ülkelerde iktidarları ve muhalefetleri IŞİD konusunda ortak tavır almaya sevk eden, birbiriyle aynı masaya oturamayan birçok ülkeyi müttefikliğe iten IŞİD, artık bir terör örgütü veya Ortadoğu’da marjinal bir oluşum olmanın ötesinde dünya sistemini kitleyen bir unsur haline geldi.

ABD, Rusya, Avrupa ülkeleri, Türkiye, İran, Körfez ülkeleri ve daha birçok Ortadoğu ülkesi IŞİD’in ortadan kalkmasını istiyor. O halde, IŞİD bunca yıldır dünyanın gözü önünde zulmüne devam ederken neden bütün dünyanın hem fikir olduğu bu konu çözüme ulaşmıyor? 

Kimine göre, IŞİD konusunda yaşananlarda birçok ülke söylediğinin aksine samimi değil. Kimilerine göre, IŞİD dünyada güç mücadelesi yapan ülkelerin kendi üretimi. Kimilerine göre ise, kendisine karşı olduğunu söyleyen ülkelerin bizzat desteğini alan bir örgüt. Bütün bu söylediklerimiz elbette komplo teorisinden öteye geçemez.

Ancak burada görülmesi gereken en önemli nokta, aslında IŞİD’in ve bu meselenin çözüme ulaşamamasının en önemli etkeni olan dördüncü soruya geçilememesidir. Tabii ki akıllara ilk gelen nokta “Nedir bu dördüncü soru” olur. Münih’te, Cenevre’de, Viyana’da, Washington’da ve daha birçok toplantıda birçok ülke aynı masaya oturduklarında Suriye’deki duruma karşı ilk soruyu sormak ve cevaplamakta sıkıntı yaşamıyorlar. 

Birinci sorunun ne olduğu açık; “Suriye’deki gidişatın durabilmesi için ne yapılmalı, öncelikli hedef, öncelikli düşman kim olmalı?” Bu sorunun cevabı net; bütün ülkelerin cevabı tabii ki IŞİD.Yalnız ikinci soruya geçer geçmez ülkelerin çok ciddi bir şekilde birbirinden ayrıldığı gerçeği ortaya çıkıyor. Bu ikinci soru “IŞİD ile kim mücadele edecek?” ABD, en azından Obama döneminin sonuna kadar sahada askeri bir güç kullanmayacağını defalarca ifade etti. Belki de bu yüzden IŞİD’e karşı YPG’yi kullanma yoluna gitti. Bu Türkiye için kabul edilemez bir durumdur ve Türkiye bu noktada tavrını koymuştur. Rusya’nın önceliği asker göndermek ve hatta  sahada olmak.

Ancak bu ihtimalin gerçekleştiğini görmeyi ne ABD ne de Türkiye istiyor. İran ise, Esad’lı bir Suriye’yi en çok arzu eden ülke. Dolayısıyla IŞİD’le mücadele konusunda Esad güçlerinin kuvvetlendirilmesi için her türlü desteği vermeye hazır. Bu noktada devreye Suudi Arabistan, Türkiye ve belli boyutlarda ABD de dâhil oluyor. İşte, daha detaya inmeye gerek kalmadan net bir şekilde görülüyor ki ikinci sorunun cevabını uluslararası sistemde vermek mümkün değil. Üçüncü soruya geldiğimizde iş daha da karmaşıklaşıyor; “Suriye’nin geleceğinde yönetim nasıl olmalı?”ABD, Esad’a sıcak bakmıyor, ama Esad sonrası boşluğu dolduracak bir güç görmediği için tavır alma insiyatifini kullanamıyor.

Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkeler Esad’sız bir Suriye’nin gerçek barışın gelmesi noktasında elzem olduğunu düşünüyor. Rusya, Esad’a yakın bir politika izlerken, İran çok net bir şekilde Esad’lı bir Suriye’nin en önemli nokta olduğunu söylüyor. Yirminci yüzyılın ortalarından itibaren yaşadığımız en önemli ve en vahim insanlık dramlarından biriyle karşı karşıyayız. Uluslararası kamuoyunun hızlı, doğru ve insani bir insiyatif alarak IŞİD’e son verip, sorunun temel kökeni olan Suriye’deki gidişatı ve zulmü durdurması gerek.

 

Ancak bunu yapabilmek için global anlamda bir insiyatif oluşamıyor. Birinci sorunun cevabında mutabık kalan dünya, ikinci ve üçüncü soruda kilitlenip dördüncü soruyu soramıyor bile. Uluslararası sistem Suriye üzerinde kilitlenmiş durumda. Bu kilit öyle bir kilit ki, IŞİD’in bitmesinin önüne geçiyor ve bu vahşetin bitmesine mani oluyor. Bu çıkarlar çatışması, kilit olmuş Suriye üzerinde duruyor. Bu noktada gerekli olan tek şey, dengeleri değiştirecek ve orada yaşananlar karşısında insani duruş sergileyebilecek, özetle bu kilidi kırabilecek bir inisiyatif. Peki, dördüncü soru mu?

Suriye’nin bütünlüğü ne olacak, Kürtlerin, Türkmenlerin ve diğer grupların gelecekleri nasıl şekillenecek, Şii-Sünni gerginliğinin akıbeti ne olacak, petrol fiyatlarının mevcut gidişatı ve IŞİD denkleminin durumu ne olacak, ABD’nin yeni Başkanı seçildikten sonra ABD ve Rusya’nın Suriye’deki diyalogları nasıl şekillenecek gibi onlarca soru sorulabilir. 

 

Ancak ne yazık ki mevcut tabloda,  dördüncü, beşinci ya da altıncı soruya geçmek çok mümkün değil.Bir an evvel bireysel çıkarlar kollektif bir harekete dönüşmezse, maalesef dördüncü soru ancak ve ancak iş işten geçtikten sonra “Peki, ya şimdi ne yapacağız?” olur.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI