"Burak Küntay" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Burak Küntay" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Burak Küntay

Başkanlık sistemi ve Kuvvetler Ayrılığı

Geçtiğimiz haftaki yazımda başkanlık sistemini ve Türkiye’de uygulanabilirliğini farklı unsurlarıyla ele alacağımı belirtmiştim.

Başkanlık sistemini mühim kılan ve Amerika Birleşik Devletleri’nde verimli bir şekilde yürümesini sağlayan en önemli özelliklerinden biri kuvvetler ayrılığı prensibidir. Bir devlet sisteminde üç temel erk olan yasama, yürütme ve yargının birbirinden tamamıyla ayrı olması ve bu erklerin doğru işleyebilmesi için kuvvetler ayrılığı ilkesi büyük önem taşımaktadır. Başkanlık sisteminin diğer bir önemli unsuru olan denge denetim sisteminin rahat işletilebilmesi için kuvvetler ayrılığı ilkesi çok önemlidir.

Uzun zamandır parlamenter sistemi ve şuan Türkiye’de uyguladığımız bu mevcut sistemdeki kuvvetler ayrılığı sorununu hep dile getirmeye gayret ettim. Türkiye’de mevcut kullandığımız sistemde kuvvetler ayrılığının birçok noktada yok olduğunu ve kuvvetlerin içiçe geçtiğini, bundan dolayı denge denetimin de verimli olamadığını görmek mümkündür. Bunu Amerikan sisteminden güzel bir örnek ile değerlendirmekte fayda görüyorum.


Şu anki ABD Başkanı Barack Obama, 2008 seçimlerinde Başkan adayı olmadan, yani yürütme erkine talip olmadan önce Amerikan Kongresi’nde Illinois senatörlüğü görevini yürütmekteydi. Obama ile birlikte Başkan Yardımcısı olarak seçimlerde aday olan Joe Biden ise yine Amerikan Kongresi’nde Delaware senatörü olarak görev yapmaktaydı. Obama’nın rakibi olan John McCain ise Arizona senatörü olarak görevine devam etmekteydi. Açık bir tabirle ABD yürütme erkinin en üst noktasına, yani Başkan ve Başkan Yardımcılığına aday olan bu üç ismin hepsi yasama erkinde aktif göreve sahip birer Senatördü.


Seçimler yapıldıktan sonra sonuçlar açıklandığında Barack Obama ve Joe Biden isimlerinin ABD Başkan ve Başkan Yardımcısı olarak halkoyuyla seçilip yürütme erkinin başına getirildiğini gördük. Seçim sonuçlarından sonra anayasal olarak gelinen nokta kuvvetler ayrılığı prensibinin en keskin noktasıdır. Yürütme erkine Obama ve Biden ikilisi seçildiği an itibariyle yasama erkinde temsil ettikleri senatörlük görevleri düşmüştür. Dolayısıyla iki veya daha fazla erkin aynı anda bir kişi tarafından kontrol edilmesi ya da bir kişinin her iki erkte de söz sahibi olması engellenmiştir. Burada da net bir şekilde görüleceği üzere bir kişinin birden fazla erkte görev alması söz konusu değildir. Başka önemli bir nokta ise bir kişinin çeşitli erklerde görev alarak kendi çıkarlarını her anlamda uygulamasının önüne geçilmiş, böylelikle erkler arasında çıkar çatışmalarına engel olunmuştur.


Öte yandan 2008 Başkanlık seçimlerinde yarışı Obama’ya kaybeden John McCain, seçimler sona erdikten sonra yürütmeye seçilemediği için yasama erkindeki senatörlük görevine devam etmiştir. Diğer taraftan 2008 Başkanlık seçimleri sırasında Hillary Clinton, Amerikan Kongresi’nde New York senatörü olarak görev yapmaktaydı. Obama, ABD Başkan’ı olduktan sonra Clinton’ı ABD Dışişleri Bakanlığı görevine atamış ve bu sebeple Clinton’ın yasama erkindeki senatörlüğü sona ermiştir. Daha sonraki dönemlerde, yürütme erkinin bir parçası olarak Savunma Bakanlığı görevine atanan Chuck Hagel’ın Amerikan Kongresi’ndeki Nebraska senatörlüğü görevi bitmiştir.


Başkanlık sisteminin bilhassa bu yönüyle Türkiye’de uygulanabilmesi demokrasi ve doğru kontrol ama hepsinden öte denge denetim sistemi açısından elzemdir.


Türkiye’de kuvvetler ayrılığını hâlihazırda nasıl uyguladığımızı da incelemekte fayda görüyorum. Öncelikle hükümeti oluşturması muhtemel bireyler Türkiye’de siyasi partilerin üyesi olarak yola çıkar, ardından da bu bireyler milletvekili adayı olur. Bu adaylık dolayısıyla önce TBMM’ye, yani yasama organına seçilirler.


Mecliste milletvekili çoğunluğuna tek başına ya da koalisyonla sahip olan partiler alıştığımız üzere hükümeti kurarlar. Türkiye’de hükümeti oluşturan Başbakan ve Bakanlar Kurulu, gelenekler çerçevesinde meclisteki milletvekillerinden teşekkül eder. Bu durumun nadiren de olsa tarihte istisnalarını görmek mümkündür.


Diğer taraftan, hükümette görev alan bir adalet bakanı, milletvekili olması sıfatıyla yasamanın, bakan olması sıfatıyla aynı zamanda yürütmenin, HSYK’ya başkanlık etmesi münasebetiyle de yargının önemli bir parçasıdır. Burada net bir şekilde görüleceği üzere Türkiye’nin mevcut siyasi sistemi kuvvetler ayrılığı ilkesinden uzakta seyretmektedir.


Hükümeti oluşturan bir milletvekili çoğunluğunun, doğal olarak kendi kendini eleştirmesini beklemek çok da olası değildir ve insan doğasına aykırıdır. Bir kimseden hem icrayı gerçekleştirmesi hem de gerçekleşen icrayı denetlemesi beklenmemelidir. Bir de bu kimseye herhangi bir konuda kanun uygulaması yapacak bireyleri atama yetkisini verirseniz burada demokratik olarak bir sıkıntı ortaya çıkacaktır.


Bir kişinin ya da bir partinin tek başına insiyatif almış ve bütün yetkileri tek elde toplamış gibi bir duruma sokulmasını doğru bulmuyorum; çünkü bu mevcut kullandığımız sistemde bundan önce ya da bundan sonraki her iktidar ve hükümet için geçerli olacaktır. Bu durumun asıl sebebi mevcut sistemin, denge denetimin önünü açacak ve kuvvetler ayrılığına müsade edecek nitelikte olmamasıdır. Kuvvetler ayrılığının tam olmadığı bir sistemde ise erklerin birbirinden bağımsız ve objektif olmasını, aynı zamanda da doğru bir şekilde birbirini denetlemesini ve dengelemesini beklemek de haksızlık olur. 


X

YAZARIN DİĞER YAZILARI