"Burak Küntay" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Burak Küntay" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Burak Küntay

0004

Darbe teşebbüsü olduğu günden bu güne kadar her gün yeni bir haberle, yeni gelişmelerle ve bu işin boyutlarını gözler önüne seren bilgilerle karşılaşıyoruz.

Görevden almalar, uzaklaştırmalar, gözaltına almalar hızla devam ediyor. Bunlar şüphesiz devleti zafiyete uğratmak isteyen ve bugün bu işin müsebbibi olan kimselerin cezalandırılması için olmazsa olmazlar. Ama bundan sonraki nesiller için bu hadiseyi ve bırakın buna benzer kalkışmaları; düşünceleri bile ortadan kaldırmak istiyorsak geçmişten itibaren yaptığımız bazı hatalarla yüzleşmek zorundayız.

 

Bu hain terör eylemine imza atanlar ve teşebbüse kalkışanların rütbe itibariyle 1980’lerden itibaren devlete sızdığı söyleniyor. Eğer bu gerçekten böyleyse, o zaman çok acı bir gerçeği kabullenmek zorundayız. 1980’den günümüze kadar Türkiye’de yirmi iki tane hükümet gördük; sağdan veya soldan koalisyonlar yaşadık, çok partili ya da tek partili dönemler gördük. Türk tarihinde önemli iz bırakmış liderlerin başbakanlıklarını ve onların liderliğindeki hükümetleri gördük. Bu hükümetler devlet ve millet için büyük emekler verip önemli vazifeler yapmış olsa da; bugün bu yaşadığımız hadisenin kanaatimce temelinde yatan iki sorunu göz ardı etmişlerdir. Bunlardan ilki şüphesiz ki devlet kadrolarına yapılan atamalar ve tayinlerdir. Çünkü bu menfur saldırıya kalkışanların sayısı ne bir, ne beş, ne on... Devleti çürütmüş bu zihniyet için, on binlerden belki de önümüzdeki günlerde yüz binleri bulabilecek ciddi rakamlardan bahsediyoruz. Bundan böyle Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet kademelerine yapılacak olan her atama, terfi ve işe alımlarda yepyeni bir kriter konulması; doğru bir algı, tayin ve takdir zihniyetiyle devletin yeni nesillerinin vatansever, milletsever doğru ellere teslim edilmesi zaruridir.

 

Ancak beni daha da çok endişelendiren ikinci nokta; otuz altı yıldır belki de gözden kaçan, her şeyden çok felsefi olarak görmezden geldiğimiz fakat  gözümüzün önünde duran bir gerçektir.

 

Yazımın başlığında ifade ettiğim gibi 0004.

 

Evvelde sorardım “Cumhurbaşkanı’nın araba plakası nedir?” diye. Büyüklerimiz derdi ki, “Cumhurbaşkanı’nın plakası olmaz, devletin başıdır, forsla temsil edilir.”

 

“Peki,  0001 kim o zaman?’’ derdim. “Devletin 3 erkinden biri olan yasamanın, Gazi Meclisi’nin başkanında bulunur 0001” derlerdi.

 

“Peki, 0002 kimin?’’ dediğimde devletin ikinci erkinde, yani hükümetin başındaki Başbakan’da  bulunduğu  ifade edilirdi.

 

0003’ün devletin üçüncü erki olan Anayasa Mahkemesi Başkanı’nda bulunması da gayet anlaşılabilir bir hadiseydi.

 

Yaşımız ilerleyip üç temel erkin  devleti oluşturduğunu,  bu erklerin dışında devleti oluşturan başka bir güç olmadığını idrak etmeye başladığımda insanın aklına; “Peki o zaman 0004 kimde?”  sorusu ister istemez geliyor.

 

Anayasa Mahkemesi üyelerinden birinde mi? Çünkü en nihayetinde yüksek yargının en üst düzeylerinden biri. Meclis Başkan Yardımcısı’nda mı? Yoksa Başbakan Yardımcısı’nda mı? Bunların hiç birinde değildi elbet. 

 

0004; devletin Cumhurbaşkanı ve ardından üç temel erkini temsil eden kişiden sonra devletin adeta dördüncü erki yerine konulmuş TSK’nın başındaki Genelkurmay Başkanı’nda bulunmaktaydı.

 

Dünyanın bir çok ülkesinde emniyet teşkilatı, İçişleri Bakanlığı’na bağlıdır. Teşkilatın başında bakan vardır. Nitekim Türkiye’de de  böyledir. Atamaları, görevlendirmeleri bizzat bakan, müsteşar yapmaktadır. Hem de bu bahsettiğimiz polis teşkilatı  ve valilik teşkilatı da azımsanacak bir yapı değildir. Belki Türkiye’nin en büyük ordusu olan eğitim teşkilatı da, başında seçilmiş olan, yine bir bakana bağlıdır. Atamalar, görevden almalar, terfiler sivil iradeyle yürütülür. Dışişleri Bakanlığı'ndaki büyükelçilik atamalarından, Maliye Bakanlığı'ndaki müfettişlere kadar her şey olması gerektiği gibi sivil iradenin yetkisindedir. Dolayısıyla Emniyet Genel Müdürü’nün, MEB Müsteşarı’nın veya herhangi bir üst düzey bürokratın kırmızı plakalı bir araca sahip olduğunu ne gördük ne de bunun düşüncesi aklımıza yattı.

 

Oysa ki; Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı olan -ki ne kadar böyle işlediğini sorgulamak ve tartışmak gerekir. (Buradaki şüphenin en önemli sebebi de TSK’nın bağlı olması gereken Milli Savunma Bakanlığı’nın plaka numarasının Genelkurmay Başkanı’na tahsis edilen 0004’ten daha gerisinde yer almasıdır) - Türkiye’nin önemli bir gücü olan Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı, gerek atamalarda oluşturulan Yüksek Askeri Şura ile, gerek verilen plakanın simgesel bile olsa sıradaki önemi ile aslında felsefi olarak ne kadar sivilleştiğimizin ya da hala devletin üç erki dışında bir kurumu adeta bir erkmişçesine payelendirdiğimizin de göstergesidir. Bu zihniyet bugün geçmişle kıyaslanmayacak kadar azalmıştır ama yine de TSK'nın demokratik bir ülkede, sivil iradeyle yönetilen bir ülkede eksiksiz bir şekilde Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması; terfilerin, yükseltmelerin bakanlık bünyesinde yer alması ve diğer devlet bürokrasisiyle aynı görülmesi gerekir. Yok, bu dediğim böyle değilse de bunun bir açıklaması zaruridir. Neden ordu diğer bürokrasiden farklı işlemektedir?

 

Özetle, bazı şeylerin bugün için önlemlerini hiç şüphesiz devlet almaktadır. Gerek sivilleşme yolunda, gerekse bundan sonraki tehlikeler için tedbirler alınmaktadır. Ama eğer gelecek nesillere daha demokratik, daha sivil yönetim sahibi, daha “darbe” sözünü literatürden çıkarmış bir Türkiye bırakmak istiyorsak, bunu öncelikle devlet hiyerarşisinde de, algısında da değiştirmek şarttır. 0004 belki bir çok kişiye basit gelebilecek bir simgedir. Ama bu simge otuz altı yıldır Türkiye’nin kabullenmek mecburiyetine bırakıldığı bir gerçeği de gözler önüne sermektedir. Sivilleşmenin ve demokrasinin yarımı çeyreği olamaz, ya tam olur ya da eksik olur. Üç büyük partinin bir arada hareket ederek yapmayı planladığı anayasa değişikliği Türkiye için bir şanstır. Türkiye’deki demokratik düzenin sağlamlaştırılması, eksiklerin giderilmesi ve sistemin yeniden tesisi açısından TSK’nın devlet içinde olması gereken yeri ve prosedürleri sivilleşme ve daha demokratik bir Türkiye için olmazsa olmazdır. Yeni anayasa değişiklikleri bu bağlamda büyük fırsat olup önceliği de bu hususa vermelidir.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI