Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Geç olmadan

SONUNDA bir Dünya Kupası’na hem de 40 yıl sonra bir hakemimizi yardımcıları ile birlikte göndermeyi başardık.

Bayağı da iyi oldu. Neden mi? Hem dünyanın en iyi hakemlerinin nasıl maç yönettiklerine, pardon nasıl maç katlettiklerine şahit olduk; hem de yıllardır yorumcuların genelinin zaten bizim hakemlerimiz iyi olsalar büyük turnuvalarda görev alırlar eleştirisinden kurtulduk. Kurtulduk diyorum; benim de hakemlik yaptığım dönemin en kolay söylenilen eleştirisi buydu da ondan. Sağ olsun Cüneyt ve ekibi hem güzel maç yönetip hem de Türkiye’yi en iyi şekilde temsil ettiler de kimsenin artık böyle bir söylemle eleştirecek hali kalmadı.
Asıl sorgulanması gereken, 40 yıldır Türk hakemliği böyle bir organizasyonda neden yok? Gördünüz Dünya hakemliğini, ortada çok büyük kalite farkı mı var? Olmadığını, hatta daha iyi olduğumuzu bile söyleyebiliriz. Şu var UEFA konvansiyonuna girip UEFA Hakem Kurulu üyesi Uilenberg’in ülkemizden sorumlu olması elbette büyük şans ama bir de farklı açıdan bu konuyu ele almak istiyorum.
2 hafta önce bir fıkra yazmıştım. Hani cehennemde her milletin ayrı bir kazanının olduğu fıkra. Diğer milletlerin kazanının başında zebaniler duruyor da Türklerin kazanında bir zebani bile yok. Çünkü ihtiyaç yok. Türkler birbirlerini çektikleri için kazandan kurtulan da yok.

ONLAR DA DESTEKLENMELİ

İŞTE maalesef hakem camiası da böyle. Birbirini yemekten, ben yükselemiyorsam o da yükselmesin demekten, onun hakkı değildi benim hakkımdı düşüncesinden ve de onun adamı FIFA olmasın benim adamım olsun zihniyetinden dolayı tam 40 yıla mal oldu. Birlik ve beraberliğin olmadığı yerde başarıdan söz etmek ise ne mümkün.
Hakem camiasının bütünleşememesi, koltuk kavgalarının ve biraz daha görevde nasıl kalırımın hesabı vardı. Geçmişte kendi kendimizin ipini çektiğimize örnek mi istiyorsunuz? Alın size örnek: Kim söktü Avrupa’da şakır şakır maçlara giden Orhan’ın, Erol’un, Ali’nin, Metin’in kokartlarını? Anladınız değil mi? Elin Avrupalısı veya başkası değil, biz Türkler. Camiamızın büyükleri değil mi? Tam anlattığım fıkradaki gibi.
Zekeriya Alp ve MHK’sına düşen görevler var. Cüneyt’in başarısını sürekli hale getirmek. Tıpkı Merk’ten sonra Fandel’in ondan sonra da Felix Brych’e kadar Almanya’nın planladığı gibi. Görünen Cüneyt’ten sonra Halis, ya Halis’ten sonrası? İşte iyi bir planlama yapıp hak edene FİFA kokartını takma zamanı Cüneyt’e verilen destek gibi onların da desteklenme zamanı...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI