"Bünyamin Gezer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bünyamin Gezer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Bünyamin Gezer

Vicdanlar sızlıyor mu?

16 Mayıs 2014

Bu sezon Okan Buruk, Elazığ’da üst üste 5 mağlubiyetle ‘hocalık’ kariyerine başlamıştı. Bir mağlubiyet daha olsa takımıyla bağları kopacak ve kariyeri sekteye uğrayacaktı. Antalya’ya karşı belki de son maçına çıkıyor, oyun da istediği gibi gitmiyordu. Ama hakem Fırat Aydınus’un çok doğru bir kararıyla penaltı çalıyor, Antalya da 10 kişi kalıyordu. Sonuçta Elazığ maçı rahatça kazanıyordu. Böylesine kritik bir karar verilmese, Okan Hoca için bugün konuştuklarımızı konuşabilir miydik?Geçelim İrfan Buz hocaya. Hayli emek vermiş. Almanya’da ilk diploması UEFA B lisansını hem de birincilikle Köln Spor Akademisi’nden almış. Yıllarca Almanya Futbol Federasyonu bünyesinde altyapılarda çalışırken, bazı ismi duyulmamış Alman kulüplerinde teknik adamlık yapmış. Hem Türk hem de Almanya’da çalışmış olması nedeniyle, Daum onu tercih etmiş; birlikte yolları Bursaspor’a düşmüş.

İRFAN BOZ’A ACIYORUM

Daum’un istifasıyla teknik adamlık koltuğa emanetçi olarak oturmuş. Sonrası malum; Abdullah Avcı, Elvir Balic derken,-hatta Balic ile prensipte anlaşıldı denirken- G.Saray ile oynanan kupa yarı finali ilk maçı ve deplasman da alınan iyi sonuçla belki de hayatboyu yakalamak istediği şansı, hem de şampiyon olmuş bir takımda yakaladı.
Ama Türkiye’de hoca olmak zor. Skor üretip sonuç alacaksınız. İstatistiklere bakıldığı zaman takımınızla göz dolduracaksınız. Ama o da ne? Kupada G.Saray ile yarı final 2. maçı oynuyor, maç 2-1 lehine iken olmayan penaltı ile gol yiyor. Takımın direnci düşüyor ve kupadan ağır bir yenilgi ile eleniyor. Gençlerbirliği deplasmanında da, içeride Trabzon ile oynadığı maçta da ikişer tane tartışılmayacak penaltıları verilmiyor. Erciyes deplasmanında ise oyun berabere iken atılan nizami gol, elle oynandı denilerek iptal ediliyor.
Hakem hataları Bursaspor’a kasıtlı yapılıyor demiyorum. Çünkü hakemlere ne kadar hata yapsalar da güveniyorum. Lakin İrfan Hoca’ya da acıyor ve üzülüyorum. Hayatboyu belki de bir kez yakaladığı teknik adamlık şansını yavaş yavaş kaybediyor. Nedeni mi? Türkiye’de bir maçta zirveye çıkarken, bir maçta teknik adamlık görevin son bulabiliyor. Ne oynanan oyuna ne yetiştireceğin oyuncuya ne de elindeki kadro kalitesine bakılıyor. Türkiye’de bakılan şey, öncelikle üç puan, sonrasında sezon sonunda sıralamada aldığın yer oluyor. Merak ediyorum, bir büyük takımımızın aleyhine yapılmış hatalardan sonra, Zekeriya Alp’in açıkladığı gibi hıçkıra hıçkıra ağlayan hakem olduğunu biliyoruz da, peki bir Anadolu takımı aleyhine hem de üst üste bu kadar hata yapıldıktan sonra ağlayan ya da hiç olmazsa vicdanı sızlayan hakem veya yönetici var mıdır?Soma’da hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Başımız sağ olsun!

Yazının devamı...

Neden korkuyorsunuz?

9 Mayıs 2014

Bir alt ligde görev yaparken ligin sonuna doğru üst ligde sadece prestij maçlarına çıkan takımların maçları çoğalınca hem sevinir hem de heyecanlanırdım. Acaba bir maçta bana görev verilir mi, diye. Şanslıymışım ki iki kez hem B klasman hakemiyken hem de A klasman hakemiyken bu mutluluğu yaşadım. Bir üst ligde maç yönetebilme şansını yakaladım (Yavuz ve Çulcu’nun başkanlığındaki kurullar). MHK’ye de üst lige hazır olduğum mesajını yolladım, onlar da bu mesajı aldılar ve sezon sonunda da gereğini yapıp, bir üst klasman kadrosuna terfi etmemi sağladılar. Şimdi bırakın alt lig hakemini, MHK’nin elinde Süper Lig’de hiç düdük çalmamış ama kadrosunda üst klasman hakemi yazan tam 16 hakem, çok sayıda yardımcı hakem var. Tamam, bu hafta Kutluhan’a Gençlerbirliği-Antalya maçını verdiniz (İzmir bölgesi hakemi olmasa verir miydiniz bilmiyorum). Yanına bir kişi olsun, genç yardımcı veremeseniz de, bu iyi bir atama. Ama bakıyorum küme düşmesi mucizelere bağlı Konyaspor ile küme düşmüş Kayserispor’un bu haftaki yapacağı maça son haftaların en formda ismi Volkan Bayarslan verilmiş. O halde bir yerlerde hata var. Demek ki kadronuzda yer alan hakemlerinize güveniniz yok; yani size göre yetersizler. O zaman soru şu: Bu hakemleri neden üst klasman hakemi kadrosuna aldınız? Eğer yeterli, biz onlara güveniyoruz ama henüz erken diyorsanız, “Acaba Süper Lig’de bir kez bile düdük çalabilecek miyim”, diye bekleyen üst klasman hakemlerinizden hiç olmazsa birine daha neden bu maçta da görev veremediniz? Çok az da olsa maçta bir risk var mı, dediniz. O zaman soru şu: Sizin, bir hakem daha kazanalım gibi, bir önceliğiniz; bir hakeme daha fırsat verme gibi, bir düşünceniz; hatta geçmiş MHK’lerden daha az da olsa, cesaretiniz yok mu?

YÜREK LAZIM!

Futbol hakemliği yapıp da hata yapmayan hakem yoktur. Bir maç olur, penaltıyı süzemezsiniz; bir maç olur elle atılan golü göremezsiniz. Ofsayt hataları, faul hataları... Hepsi hakemliğin doğasında var. Şansınız varsa hatanız sadece skora tesir eder, “Hata” denilir ve gelir geçer. Şansınız yoksa hatanız neticeye tesir eder, yani bir takımın haksız bir şekilde kazanmasına sebep olursunuz. Tabii ki yorumlar hakemi fazlasıyla üzer.
Nasıl ki futbolcu yüzde yüzlük pozisyonu gol yapamıyor veya kaleci olmayacak golü yiyebiliyorsa; teknik adamlar yanlış kadro tercihi ile takımının yenilgisine neden oluyorsa, hakem hataları da vardır, olacaktır. Ama hakemlikte affedilmeyecek, hakemliğin olmazsa olmazları arasında yer alan bir konu var ise o da cesarettir, yürektir. Siz futbolcunun yüzüne bakamazsanız, siz futbolcudan azar işitirseniz, abartılı el kol hareketlerini size karşı yaptığı mimiklerini görmezden gelirseniz; siz futbolcudan ve giydiği formadan korkarsanız belki birkaç maça fazladan çıkarsınız ancak hiçbir zaman adından söz ettirecek bir hakem olamazsınız. Bu satırları kimlere niye yazdığımı ve de hangi futbolculardan bahsettiğimi eminim anlamışsınızdır!

Yazının devamı...

Şehir efsanesi

3 Mayıs 2014

Dolayısıyla kamuoyunun gündemi şampiyon takım ve takımı şampiyon yapan isimlerin üzerindeydi. Şüphesiz Ersun Hoca da bu başarının baş mimarlarından biriydi. Sadece Caner hamlesi bile benim bu satırları yazmamın nedenidir. Ersun Hoca, Caner’i oynatarak hem kulübesinde bir yabancı santrafora kontenjan açma şansına sahip oldu hem de oynadığı futbolla Caner’i takımın ve taraftarın gözbebeği haline getirdi.
Hatırlıyorum ilk yarı bittiğinde Fenerbahçe’nin en yakın rakibine 9 puanlık bir fark atmasına rağmen bir şehir efsanesi üretilmiş, Ersun Hoca’nın çalıştırdığı takımlar ikinci yarı düşüşe geçer denmişti. (Aynı başarıyı ilk yarı Bilic, Mancini veya bir başka yabancı hoca yakalasa ne methiyeler dizilirdi.) Ancak beklenen olmadı, Ersun Hoca’nın takımı düşmedi, sadece biraz tökezledi, bazen sıkıntıya girdi, puan kaybetti. Sadece bu kadar. Ve nihayetinde ligi son yılların en rahat şekliyle şampiyon olarak bitirdi.

ARAŞTIRMADAN KONUŞANLAR...

Bir deli kuyuya bir taş atıyor, kırk akıllı çıkaramıyoruz. Şehir efsanesi üretiyoruz, maalesef araştırmadan bilgi sahibi olmadan yazıyor, yorumlar yapmaktan çekinmiyoruz.
Halbuki biraz araştırılsa görülecek ki Ersun Hoca’nın çalıştırdığı takımlar içerisinde sadece Manisaspor ikinci yarı düşüş göstermiş. O da hangi hocada olmuyor ki. (Bu arada bizim Futbol Ateşi ekibini kutluyorum, Ersun Hoca’nın istatistiklerini takım takım veren tek araştırmacı ruhlu program niteliği taşıması sebebiyle.)
Neyse; Ersun Yanal yapılan yorumlara göre rüştünü şampiyon olarak ispat etmiş! Ersun Hoca gibi, bütçesi belli, kadrosu sınırlı Anadolu takımlarını UEFA Kupasına taşıyorsanız, ligde iyi bir sıralamaya hatta ilk beşe oynuyorsanız, hatta ve hatta küme düşmesine kesin gözüyle bakılan bir takımı kümede bırakıyorsanız, bu başarı rüştünü ispat için yeterli değil midir?

ÖZ EVLATLARIMIZA BAKALIM...

CARVALHAL’e iyi insan diyerek takımlarımızı emanet ederken, Prosinecki’yi bir anda göklere çıkarıp, Hagi’yi sırf efsane futbolcumuz diye hem de iki kez takımın başına getirirken başta Ersun Yanal olmak üzere, Ertuğrul Sağlam’a, Mehmet Özdilek’e, Hikmet Karaman’a, Tolunay Kafkas’a ve dahasına yani kendi öz evlatlarımıza şampiyonluğa oynayan takımları emanet ederken zorlanmamız, yabancı hocalara verdiğimiz şansları, kredileri tanımamamız, yaptığımız acımasız yorumlar zulüm değil de nedir?

Yazının devamı...

F.Bahçe'ye tebrik federasyona sitem!

28 Nisan 2014

Şampiyonluğa oynayan 3 farklı takımın maçı, hiç ayrı saatlerde olur mu? Bakın bizim federasyona, işini ne kadar ciddi yapıyor. Süper Lig’in bitmesine şu anda 4 hafta var. Maçları aynı saate koyarak, ne kadar önemli iş yapıyor!
Sanki bütün takımlar birbirini takip edecek. Bütün skorlara göre teknik adamlar taktik belirleyecek! Ne Fenerbahçe’nin şampiyonluk maçını, ne Elazığ’da, ne Sivas’ta, ne de başka bir yerdeki karşılaşmaları izleyemedik. Neler olduğunu, neler yaşandığını çözemedik.

HERKES KABULLENDİ

GELELİM maça... Zaten lig şampiyonluğunu Fenerbahçe çoktan elde etmişti. En yakın rakibi Beşiktaş bile, hafta içi Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu kabullenmişti. Federasyona ‘Fenerbahçe şampiyonluk turunu seyircisi önünde atsın’ demişti. Hatta olabilirse erteleme istemişti. Gerçi maç seyircili oynandı. Ama bir farkla... Bu sezon alıştığımız şekliyle kadın ve çocuk taraftarlarla...
Nitekim kadın ve çocuk taraftarların performansı yine müthişti. Fenerbahçe, 7’den 77’ye şampiyonluğa inanmıştı. Taraftarıyla, futbolcusuyla bu kupayı hak ederek kazandılar. Tek eksikle; tribünlerdeki müthiş taraftara gol sevinci yaşatamadılar.

SIKINTISIZ 90 DAKİKA

HAKEM ise sıkıntısız bir maç yönetti... Ama beraberliğe kimse aldanmasın... İki takım da galibiyet için oynadı. Çaykur Rizespor bile yakaladığı fırsatları değerlendirseydi galip gelebilirdi. Karadeniz ekibi de, birkaç net fırsatta ağları sarsamadı. Fenerbahçe, Konya deplasmanında sıkıntılı başladığı sezonu, Rize maçıyla mutlu bitirdi. Fenerbahçe oynadığı futbol, attığı goller, aldığı galibiyetlerle şampiyon oldu. 19. şampiyonlukları, camialarına hayırlı uğurlu olsun, tüm takımı ve taraftarları kutluyorum.

Yazının devamı...

Mentör lazım

25 Nisan 2014

Hayatın 24 saat aktığı, yapmak istediğiniz her şeyi yapabileceğiniz, aradığınız her şeyi her saat bulabileceğiniz bir şehir. Tıpkı Gökhan Töre gibi sabah saatin beşinde bir eğlence kulübü bulabilir; o mekân senin bu mekân benim demeden gezebilirsiniz. Ama şu var; yaşanan o tatsız olaydaki gibi nahoş bir hadise ile karşılaşabilir, gündeme hiç de hoş olmayan bir biçimde oturabilirsiniz. Evet, her futbolcunun hayali İstanbul’da top oynamak, hayallerini süsleyen takımlardan birinde yer almak. Ancak bu şehir acımasız. Girdabına kapıldığı zaman kimleri alıp götürmedi ki... Kimlerin futbolu gece hayatı yüzünden geriye gitmedi ki... Hafta boyu konuşuldu durdu. Futbol kamuoyunda “Kulüp ne yapsın, futbolcuyu tutamazsın her şey kendinde bitiyor”, “Futbolcu; iyi yaşayacak, iyi antrenman yapacak, iyi dinlenecek” şeklinde doğru ama klasik cümlelerle klişe yorumlar yapıldı. Zaten profesyonel bir futbolcunun böyle yaşaması gerekmiyor mu? Lakin futbolcu yapısında yıllar geçse de değişen pek de bir şey yok. Değişen ise sadece şu: Dün pavyon vardı, bugün gece kulübü. Mekânlar farklı, saatler aynı. Açın bakın geçmişe, manşetler sanki çok farklı!

AĞABEYE TESLİM ET

Farklı bir pencereden bakalım: Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Milyon Euro’lar harcayıp futbolcuyu alıyorsun, sonra kurda kuşa emanet ediyorsun. Hakemlikte mentör uygulaması var. Sadece isimler değişecek, hakemin yerini futbolcu, eski hakemin yerini eski futbolcu alacak. Ne yapar mentör olan eski hakem? Bilgisini, tecrübesini genç hakeme aktarır. Maç öncesi ve sonrası dikkat etmesi gerekenleri anlatır. Ne yiyip ne içeceğine hatta kimlerle dost olacağına dahi karışır, hakemiyle paylaşır. Kısaca mentörün amacı hakeminin başarılı olması, zirveye tırmanmasıdır. Ne de olsa geçmişte aynı mesleğin icracısıdır. Peki başarılı mı bu sistem? Şu an dünyanın en ünlü hakemleri bu sistemle yetişiyor. Ve de dünyada hemen hemen her ülkede bu sistem uygulanıyor. Öyleyse biz de bu sistemi neden futbolcu kardeşlerimize uygulamıyoruz. Kulüplerimiz zamanında kendi takımları için ter dökmüş, kişiliği karakteri düzgün, hayat tecrübesine haiz, kulübünün örf ve ananelerini bilen futbolcunun saygı duyacağı isimleri bulsa iyi olmaz mı? Futbolcunun hem yaşadığı şehire hem de kulübüne olan adaptasyon süresi kısalmaz mı? Kısaca izah etmek gerekirse; kulüpler genç oyuncularına imza attırdığı gün, “Bizim adımıza seninle ilgilenecek olan ağabeyin bu” dese, faydası olmaz mı? Atalarımızın da dediği gibi: “Üzüm üzüme baka baka kararmaz mı?”

Yazının devamı...

Hakem de Güiza kadar kazanacak mı?

18 Nisan 2014

Haberde futbolcuların kullandığı arabaların markaları ve fiyatları da yer alıyordu. Aklıma, yıllarca benim de içinde yer aldığım hakem camiası geldi. Bir gün hakemler de hakemlikten kazandıkları paralarla bu arabalardan birine sahip olabilecekler mi? Antrenmanına, uykusuna, kilosuna dikkat edip neredeyse futbolcu gibi yaşayan, özel hayatında en ufak bir hatası olmayan; olduğu zaman gazetelere manşet olan ve hakemlik yaşantısı da sıkıntıya giren, iyi maç yönettiği zaman “Zaten görevi” denilen, kötü maç yönettiğinde ise eleştiri bombardımanına tutulan hakemler, belki futbolcu ya da teknik adamların kazandıkları para kadar değil ama hatırı sayılır ücretleri ne zaman kazanacak? Ne zaman “İyi ki hakem olmuşum” diyecek? Ne zaman “Bak hakem olmasam şu lüks araca binemezdim, şu lüks semtte daire alıp oturamazdım” diyecek? Eşinin dostunun çocuklarına ya da profesyonel futbol hayatını noktalayan arkadaşına can-ı gönülden hakemliğe başlamasını ne zaman tavsiye edecek?

BU UÇURUMU KABUL EDİYOR MUSUNUZ?

HAKEMLERLE futbolcuların kazandıkları ücretler arasındaki uçurumu, hakemliği geçen aylarda bırakan Kuddusi Müftüoğlu, şu spesifik örnekle gözler önüne sermişti. Müftüoğlu’nun hakemlerle kıyasladığı futbolcu Fenerbahçe’nin o zamanki kadrosunda yer alan Güiza’ydı. O sezonda Süper Lig’de maç yöneten 26 hakem, 51 bin 120 dakika görev yapmış ve toplam 1 milyon 217 bin lira kazanmış. Güiza ise, takımında o sezon boyunca toplam 46 dakika oynamış ve 7 milyon 900 bin lira almış. Güiza’nın elde ettiği kazancın hakemlerden tam 6 kat fazla olduğunu kamuoyuyla paylaşmıştı. Bırakın Güiza’nın 46 dakika oynamasını 34 maç 90 dakika takımında oynasa dahi ortada tam 26 hakem ve 6 katı kazanç var. Yani bir hakemin, Güiza veya o bedellerle takımlarında oynayan bir futbolcunun bir sezonda kazandığı parayı elde etmesi için 156 sezon hakemlik yapması gerekiyor.Şimdi Türkiye Futbol Federasyonu’na, dolayısıyla da sayın Yıldırım Demirören’e, sayın Zekeriya Alp’e ve tüm kamuoyuna soruyorum: Aynı ligde görev yapan birisi futbolcu, birisi teknik adam, birisi de hakem; yani futbolun olmazsa olmaz başrol oyuncuları arasındaki bu kadar büyük uçurumu siz kabul ediyor musunuz?

Yazının devamı...

Muhteşem eğitim!

11 Nisan 2014

Covanni ofsaytta kafa karışıklığını önlemek adına UEFA’nın yeni tamimini okudu;
“Bir oyuncu oynama alanında topla oynamak için net aksiyonda bulunursa, pozisyon ofsayt olarak değerlendirilecek” diyerek, F.Bahçe-Konya maçında atılan bir golü örnek verdi. Örnekte; Alves’in kafasından gelen topa ofsayttaki Sow’un temas etmek istemesine rağmen değemediğine, ancak kaleci Itandje’ı rahatsız ettiğine dikkat çekti. Covanni yeni yoruma göre, golün sayılmasının yanlış olduğunu net şekilde söyledi.

KAFALAR İYİCE KARIŞTI

YARDIMCILARDAN birkaçı MHK görüşü gerekçesiyle itiraz etse de Covanni; “Bu pozisyon bir daha başınıza gelirse kararınız ofsayt olacak!” dedi. Ertesi gün Covanni özür dileyip, söz istedi. Uilenberg’le görüştüğünü söyleyip, o pozisyon için “Bir daha başınıza gelirse kararınız ofsayt olmayacak” dedi; hakemler şaşkına döndü! Kafa karışıklığını önlemek için yapılan seminerde kafalar daha da karıştı. Şu hakkı teslim etmek lazım, zaman zaman hatalar yapsalar da, yardımcı hakemlerimiz ofsayt yorumlarında hayli başarılı.

HAKKINI VERİYOR!

SEMİNERDE Uilenberg yayıncı kuruluşun hakem yorumcusu Marcus Merk’le hep görüştüğünü, hakem kararlarını yorumlarken, onları destekleyici konuşmasını istediğini söyledi. Uilenberg, Merk’in konuya olumlu yaklaştığını, kamuoyunun Merk’in yorumlarına eleştirilerinin arttığı bugünlerde itiraf etti.
Yani Uilenberg eğitim veriyor, Avrupa’da Türk hakemliğini bir yere getirmeye çalışıyor. Bir de üzerine hakemlerin ve dolayısıyla kendisinin başarılı sayılması için kamuoyunu yönlendirmeye çalışıyor. Ne de olsa federasyon kendisine hatırı sayılır miktarda para ödüyor. O da yaptığı işin hakkını fazlasıyla veriyor!

EN ZOR MAÇ BELLİ AMA...

Yazının devamı...

Yıldırım'dan başkasını atayamadılar

4 Nisan 2014

Bülent Yıldırım’ın bu derbiye atanması doğru bir karar mı?
- Bülent Yıldırım bu derbiyi yönetir. Sezonun en formda hakemi ve oldukça tecrübeli. Lakin, bu sezon hem Süper Kupa finali hem de ligin ilk yarısında oynanan derbiyi de yönetmişti. O müsabakalar daha zorluydu. Birisinde kupa sahibini bulacak, diğerinde ise yenilen takım şampiyonluk yolunda büyük yara alacaktı. Bu seferki derbi tek taraflı. Fenerbahçe yenilse bile şampiyonluğun en büyük favorisi. Bu ortamda MHK’nın bu maça atayabileceği başka bir hakem bulamaması, Türk hakemliği adına düşündürücü.

O ZAMAN SORUYORUM...

Yardımcı Ekrem Kan, hakem kadrosunda neden yer almadı? Bu, Yıldırım’ın durumunu nasıl etkiler?
- Baki Tuncay Akkın, bu tip önemli derbilerde en fazla görev alan yardımcı hakemlerden birisi ve Ekrem Kan olmasa da Bülent Yıldırım’ı olumsuz yönde etkileyeceğini düşünmüyorum. Ligin ilk yarısında Bülent Yıldırım’ın yönettiği derbiler dahil her maçında Asım Yusuf Öz ile birlikte yer alan Ekrem Kan, Karabükspor Fenerbahçe maçında tartışmalı bir kararla Fenerbahçe’nin attığı golü iptal ettirmiş ve Fenerbahçe yenilmişti. Şimdi MHK şöyle diyecek, “Geçen hafta Ekrem Kan, Konyaspor-Galatasaray maçında görevliydi. O zaman soruyorum. Bir sonraki hafta derbi var ve atamayı düşündüğünüz isim Bülent Yıldırım. Galataaray’ın bu maçına başka bir yardmcı hakem bulunamaz mıydı? Hatta ve hatta bu maça atadınız Baki Tuncay Akkın o maçta görev alamaz mıydı?

Yıldırım’ın olaylı Trabzon maçından sonra böyle bir maçı yönetmesi üzerinde baskı yaratır mı?
- Olumsuz baskı yaratacağını düşünmüyorum. Çünkü, Trabzon’da çıkan olayların ardından maçın tatil kararını herkes haklı bulmuştu.

Yazının devamı...