"Bilge Egemen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bilge Egemen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bilge Egemen

Kaç İzmir var İzmir’in içinde?

ABİM Adil, heyecanla İzmir körfezinde balina gördüğünü söylediğinde “Ufak at da civcivler yesin” bile diyemedik. Ailece sarsıla yarıla gülmekten tabii. Hatta “Allah belamı versin balina gördüm!” diye diretince, makaraları iyice saldık. Gülmeyi kesebilsek kimbilir daha neler söylerdik bu fareli köyün hayalperest kavalcısına.

 

Ertesi sabah gazeteleri açtığımızda yüzümüzün, insan suratından allı güllü, morlu pembeli kumaşçılar çarşısına ışık hızıyla nasıl dönüştüğünü tahmin edemezsin. Sen kalk 18 metrelik 30 ton endamlı Finli balina podyuma çıkan manken edasında körfeze gir... Güzelyalı’dan Susuz Dede’ye salına salına, cilveli, sürmeli pozlar kes... Fıskiyeni 7-24 açık tut... Fışkırtacak, püskürtecek suyunu esirgeme... Ve tabii gazetelere çarşaf çarşaf konu ol... (Yıllardan 1995, kuzum)
İşte bu yüzden Adil’e “İzmir” dediğinde aklına balinalar da gelir. Çünkü yalan mı? Onun İzmir’inde balina da kendine yer edinmiştir. Bizim Melda’ya “İzmir” desen, emin ol, devasa bir söğüş resmi canlanır kafasında. Of, of onun İzmir’i söğüşçülerle doludur. Ve sırf söğüş hasretine dayanamadığı için yıllar sonra İstanbul’dan İzmir’e döndüğü doğrudur. Mesela ben her ne kadar İzmir’i beton beton görüp hüzünlensem de, annemin İzmir’i ağaçlarla çiçeklerle doludur. Sanırsın annem Babil’in asma bahçelerinde yaşamaktadır. Tek tek bilir Kültürpark’taki ağaçları. Hangi bahçede, hangi mevsimde, hangi çiçekler açtığını.

Kaç İzmir var İzmir’in içinde

BENİM İÇİN YEMEK
Benim İzmirimi anlatmaya kalksam sana... Atletli babalarla yapılan balkon kahvaltıları da gelir aklıma, sabah yürüyüşü sırasında kordonda rastladığım zıplayan yunuslar da... Kış aylarında Alsancak’a çöken kömür kokusu günümüzün gökyüzünde muhtemelen kalmadı ama, hala sıcacık tütmekte benim burnumun ucunda... Benim İzmir’im biraz da Melda gibi yoksunluk ve yemek kaynaklı. İzmir’in börülcesini, sabah kumrusunu, kuzu kulağını, kazandibi ve dönerini özlemekle geçmedi mi İstanbul’daki ömrüm? Geçti. (Zincir restoranlardan önce kazandibi ve döneri çok farklıydı İstanbul’un. Bu konuda beni kandıramazsın.) Ama en çok da Manisa Kebabı’nı özlemelere doyamadım. Tamam tabii ki Manisa Kebabı Manisa’nın. Ama ben hep İzmir’de yemiş olduğum için İzmir’le özdeşleştirmişim ne yapayım? Diyelim ki 3 günlüğüne İzmir’e gelmişim. 3 gün boyunca Manisa Kebabı yerdim. O kadar yani. İçimden Manisa Kebabı tarlaları çıkacak, üç kıtayı doyuracak kadar...

NASILSA ATLAMIŞIM
Ama gel gör ki, nasıl olmuşsa olmuş İzmir’in en lezzetli Manisa Kebabçısı’nı atlamışım. Ve nasıl olmuşsa olmuş benim İzmir’imde bir kere bile karşıma çıkmamış. Geçenlerde bir gün Serdar alıp götürmeseydi bizi, Kemeraltı’na, belki de sittin sene kavuşyamayacaktım hayallerimin Manisa Kebapçısı’na... Ve hatta İzmir’de sanki ilk kez gördüğüm bir şehirmiş gibi dolaşmayacaktım. Bak yine laga luga yapmaktan yerim bitti. Asıl konuya bir türlü gelemedim.
Demem o ki sizlere; eğer 4 buçuk milyon insan yaşıyorsa bu şehirde, 4 buçuk milyon farklı tanımı var İzmir’in her birinin gözünde. Kimsenin “İzmir”i benzemez birbirine. Gece geceyi aydınlatır mı bilemem; insan insanı aydınlatır ama. İzin ver sen de arada sırada kendi şehrinde başkalarının seni dolaştırmasına. Onların algısından etrafına bakmaya...
Farklı bir gözden baktığında, İzmir’in nasıl olup da bu kadar kılıktan kılığa girdiğine şaşacaksın. Ve bir sürü şeyine sinir olsan da, şehrine bir kez daha aşık olacaksın.

X