"Bilge Egemen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bilge Egemen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bilge Egemen

İzmir’in yaşı ve meydan dayağı

FARZEDELİM sen o bilgiç aynasın. Ve gelip sordular sana: “Ayna, ayna söyle bana Paris mi Londra mı, New York mu Moskova mı, Berlin mi İzmir mi? Hangisi daha yaşlı acaba?”

Bir kere New York’un üzerini kafadan çizerdin de, diğerlerinin sürpriz pastasına kaç mum dikerdin? Aman iyi ki ayna falan değilsin. Zaten hesap kitap da sevmezsin. Bak, hemencecik yoruluverdin. O zaman sen daha da solmadan cevabı yapıştırayım. Cevap, duayen gazeteci Yaşar Aksoy’un “Symrna -İzmir - Efsaneden Gerçeğe” kitabının içinde. Yaşar Abi bu kitabı 2000’de kaleme aldığında yaklaşık olarak Londra 1956, Paris 2002, Berlin 769, New York 379, Moskova 852 yaşındaymış. İzmir’se ister enseden, ister kuşbakışı ya da profilden, nereden bakarsan bak farketmez, rakamla 5000, yazıyla ifade edecek olursam “beşbin”miş.
O yüzden lütfen derhal ayağa kalkıp, şapkamızı çıkarıp, tiril tiril ceketlerimizin önünü ilikliyelim. Bari en azından yaşına hürmeten saygıda kusur etmeyip, şehrimizi incitmeyelim. Bir pırlanta misali kadife kaplı kutularda muhafaza edemesek de onu, yaptığımız her harekette 5 bin yıllık gözleriyle bizi izlediğini hayal edelim. Yaşlı bilgeden birazcık olsun çekinip, kendimize birazcık olsun çeki düzen verelim.

YAKIŞTI MI?
Bak işte. Mesela polisin 2 genç kadına paldır küldür girişmesi layık mı İzmir’e? Ya da tüm memleket, dünya alem ve insanlık tarihine? Olmaz olamaz canımın içi. Koca bir kılçık gibi saplanır bademciğine. Hani bazen bir şey söylersin ama aslında öyle demek istememişsindir. Yanlış anlamalar, yanlış anlamaları kovalar. Silsileler silsilere yol açar. Domino taşları arka arkaya yuvarlanır. Halbuki bir komedinin içine ne çok yakışır ama gerçek hayatta sakil durur.
Bir kere ilkokulda sokakta oynarken en sırdaşın Yasemin evlerine yemeğe çağırmıştı seni. Annesi Nazan teyze kereviz pişirmiş, “İnşallah seviyorsundur yavrucuğum” demişti. Sen sırf Nazan teyzen üzülmesin ve ayıp olmasın diye “Hayatımda tadına bile bakmadım, kokusunu duymak bile midemi bulandırır” demek yerine “Bayılırım!” diye abartıp, hatta suyunu çıkarıp, tiridine bana bana 2 tabak yemiştin. Kusmamak için kendini zor tuta tuta. Kibarlığını çiğ tavuk misali midene oturta oturta. Tamam böyle saftorik olmayacaksın. Tabii ki istemediğin şeyleri ne diye zorla yapacaksın? Ya da aman kırmayayım diye kibarlıktan mahvolacaksın. Ama bazı meslekler var ki bir kıl daha fazla insanüstü olmayı gerektirir. İki santim daha kibar, anlayışlı, alttan alıcı, hoşgörülü, idare edici olmayı. Doktorluk, öğretmenlik, polislik gibi.

GERİYE SARILABİLSE
Diyelim ki gençler yardım istemeyi bırak, durduk yerde geçerken öylesine polise küfrettiler. İster mikroskop, ister teleskop ya da kaleydoskoptan bak. Yine de olacak şey mi? Keşke bazen olaylar hiç olmamış gibi geriye sarılsalar. Bizi de olduğumuz yerde sayıp durma işkencesinden kurtarsalar.
Bu arada Nazan teyzen, sırf sen çok seviyorsun diye, bundan böyle onlara her gidişinde sana özel kereviz pişirdi. Bazen portakallı, bazen etli. Ve nasıl olduysa oldu. Bu sayede günlerden bir gün kereviz, en sevdiğin yemekler sıralamasında baş tacın oldu. Bırak anneni, sen bile inanamadın.

X