"Bilge Egemen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bilge Egemen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bilge Egemen

Cümleten geçmiş olsun sahillerimize!

YAZ öyle yordu, öyle hırpaladaki sahil kasabalarını, bir tekme tokat dövmediği kaldı.

 


Neyse ki, bana göre ayların en kralı eylül geldi de Küçükkuyu’dan Söğüt’e, Cunda’dan Datça’ya bütün sahil kasabaları sonunda oh şöyle derin bir nefes aldı.
Şimdi sahillerin en ama ennnnn güzel zamanı.
Bak mesela Foça’ya. Güneş tembelleşti. Bulut bile ağırdan satıyor kendini. Zaman desen, içine bol kabartma tozu bastığın hamur gibi serpilip, genişledi.
Yazın o haldur huldur kalabalığında fark edemediğim, 2 yeni mekan bir yeni etkinlik keşfettim sana. Bir eylül günü Foça’sında.

Cümleten geçmiş olsun sahillerimize


İTALYAN RESTORANI: ROSOLE
“Sen kalk gezi programları yapacağım diye dünyayı gez, sonunda gel Foça’yı seç! Hey gidi hey!” demişti İlhan Tülman abi, çok da eğlenceli bir yer olan Saki’n Pub’ın sahibi ilk tanıştığımızda.
Şimdi onun yanındaki dükkanının şefi Carmine de işte bir nevi öyle. Sen kalk ta İtalya’nın Castellaneta’sında doğ. Orada anne ve babanın pastanesinde mis gibi pastaların ve çöreklerin kokusuyla büyü. Git en güzel okullarda mutfak eğitimi al, Michelin yıldızlı şefler Luca Marchini, Bruno Barbieri başta olmak üzere İtalya’nın dört bir yanındaki güzel restoranlarda çalış. Sonra İstanbul’da Eataly’de çalışırken Evrim Şef’le çarpış, aşık ol, evlen ve dolayısıyla Foça’ya gel, “Aaa burası ne kadar çok İtalya’daki doğduğum kasabaya benziyor” deyip buraya da aşık ol, yerleş ve bir İtalyan restoranı aç. Pes! Film gibi...
Eşi Evrim Şef desen çocukluğunda tanıştığı Foça zaten ilk aşkı. Bağlarını hiç koparmamış. Aslında bildiğin bizim okuldan radyo-TV sinema mezunu bir televizyoncu. İstanbul’da bık, illallah getir bu ip üstünde cambazlık yapmayı gerektiren televizyon işlerinden, yüreğinin sesini dinle, ekmek ve pastacılık işlerine sardır, al eğitimlerini gir İtalyan restoranlarına çalış derken, kesişsin yolun Carmine Şef’le.
Mutlu sonlu masalımız işte böyle. Yemeklerini tek tek sayamayacağım sana. Makarnasından pizzasına, etlerinden tatlılarına her şey nefis.
Düşerse yolun Foça’ya git mutlaka...

Cümleten geçmiş olsun sahillerimize


HAYALLERİMİN MİNİK KİTAPÇISI: Bİ EZOP
Cem, 5-6 yaşlarındayken “Anne şöyle küçük bir kitapçı dükkanımız olsa da ikimiz beraber orada çalışsak keşke” derdi. “Bir de o dükkanda çikolatalar, pastalar, hamburgerler, cipsler falan satsak.”
Girişimci ruhuna mı, kitap aşkına mı şaşırayım el kadar evladımın, yoksa abur cubura olan bitmek bilmeyen iştahına mı? Bilemezdim.
İşte, tam da bisiklet turuna çıkmıştık ki, Foça’da geçen hafta, ara bir sokakta Cem’in hayallerindeki kitapçıya rastlayıp kalakaldık.
Bisikletleri park edip içine daldık. Abur cuburlar satılmıyordu tabii, ama Ankara’dan buraya yerleşmiş sahibi Öznur Hanım, bize çay ve mis kokulu kurabiyeler ikram etti. Sağımda Virginia Woolf solumda Paul Auster, karşımda John Fowles elimde çay... Ben daha ne isteyebilirim ki? Güzel bir kitapçı, Foça’daki en büyük eksiklikti...
Bu arada, Öznur Hanım ayda bir kere ücretsiz olarak masal günü düzenliyormuş çocuklara. Okumayı ve kitapları sevdirmek için onlara. Aman haberiniz ola...

Cümleten geçmiş olsun sahillerimize


FOÇA’DA FİLM GÜNLERİ BAŞLIYOR
Duyduk duymadık demeyin. Şimdiden takvimlerinizde 18-20 Ekim tarihlerini işaretleyin.
Bu tarihlerde Foça Belediyesi ve TUDER ‘1. Foça Uluslararası Arkeoloji ve Kültürel Mirası Film Günleri’ düzenliyor.
Festivalin koordinatörü Deborah Semel Demirtaş dedi ki bize, bayılacaksınız festivaldeki bütün filmlere. Düşün, 58 ülkeden 300 film başvurmuş festivale. İçlerinden gösterimi yapılmak için seçilen filmlerin 9’u Türkiye’den. Diğerleri Brezilya’dan tut İran’a, Hollanda’dan Amerika’ya kadar farklı coğrafya ve kültürlerden.
Festivalde Türk ve yabancı yönetmenler, workshop’lar ve söyleşiler de gerçekleştirilecek.
Belgesel film seviyorsan eğer, bu festival tam da sana göre...
Bu arada, kıskandırmak gibi olmasın ama bugün hava serinlese de hafta sonunda biz hala giriyorduk denizlere.
Acaba İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde havalar ne alemde?
Canım izin ver ne olur? Kırk yılda bir kere, İzmir şımarıklığı yapıp, havamızla övünüp, havamızı atalım biz de...

X