Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

İmsak vakti sabah ezanı vakti

İMSAK sözü ‘kendini tutmak, bir şeyden el çekmek’ demektir. Ramazan ayında oruç tutacak kimsenin sahur sonrasında sabah ezanı ile birlikte yeme ve içmeyi tamamen bırakmasına da imsak denilmiştir. İmsak vakti ile sabah namazının girme vakti aynı oluyor. İmsak kelimesinin karşıtı iftardır. Yani oruç ibadeti imsakla başlar, iftarla sona erer. Hz. Peygamber’in sağlığında ezanı okuyan iki müezzinden biri olan Bilal ezanı erkenden okurken, diğeri İbn Ummi Mektum ise geç okur. Sahabe bunu Hz. Peygamber’e arz etmiş ve sormuşlardır, biz hangisine uyalım diye. Cevap şöyle kaydedilmiş: “Bilal’in okuduğu ezan sizi sahur yemeğinden alıkoymasın. Çünkü o ezanı henüz gece iken okur, amacı gece namazı kılmakta olanlara sabahın yaklaştığını bildirmek, hâlâ uykuda olan varsa uyandırmaktır. Siz Abdullah İbn Ummi Mektum’a uyunuz”.

İhtiyat tedbiri

Hz. Peygamber imsak vakti için Abdullah İbn Ummi Mektum’a uyulmasını tavsiye ediyor. Çünkü o gözleri görmeyen bir kimsedir, kendisine sabah oluyor denmedikçe ezanı okumaz (Buhari, Ezan bölümü). Ayette “tan yeri ağarıncaya kadar” deniliyor ya, Hz. Peygamber buna göre davranılmasını istiyor, o zaman sorun kalmıyor. Oysa zaman içinde Abdullah İbn Ummi Mektum’a değil, Bilal’ın erken okumasına uyulmaya başlanmış. Hz. Peygamber’in uyarısına rağmen karanlıkta oruca başlamak ihtiyat tedbiri sayılarak sünnete aykırı davranılmış. Mesela 15. yüzyılda sahurun bitiş alameti olarak erkenden minarelerdeki kandiller söndürülmeye başlanmış. ‘Yalancı fecir’ denen henüz gece sayılan zamanda, sabah namazı vakti girmemişken sahur vaktinin sona erdirilmesi o zaman hoş karşılanmamış, bidat sayılmış (H. Atay, Kuran’a göre araştırmalar).

Dinde kolaylık esas

Hz. Peygamber, ‘Din kolaylıktır, zorluk çıkaran kimseye din galip gelir, orta yolu izleyin’ diye tavsiyede bulunmuş (Buhari). Zorluk çıkarmaktan kasıt, ibadeti veya iyiliği zorlanarak, vücudunu ve ruhunu sıkıntıya sokarak yapmak anlamına geliyor. Ne zorlanarak kendini dindar göstermeye çalışmak ne de pek hafife alıp lakayt davranmak tavsiye ediliyor. Mütercim olarak ünlü Asım Efendi bir olayı misal olarak anlatmış. “Mekke’de ibadette bulundukları sırada mektep hocalarından bir arkadaşı nefsine eziyet ederek (cihad) terbiye etmek amacıyla geceleri Kâbe’nin çevresinde taşlara oturarak murakabeye dalardı. Bu hadisi ona hatırlatarak kendisini şiddetten men etmeye çalıştımsa da dinlemedi. Benim dinde gevşekliğime vererek gittikçe şiddetini artırdı. Birkaç gün sonra vücudu taştan etkilendi ve dizlerine sızılar girdi, oturup kalkmaktan mahrum olmaya başladı (Kamus terc.I, Atay a.g.e.).

Tartışmalar

Her ramazan imsak vakti ile ilgili tartışmalar olur. Oruç tutmayanlar da katılır tartışmalara. Kuzey ve güneydeki uzak ülkelerde, günün bütününe yakın saatlerce oruç tutanlardan, iftarı eder etmez sahura hazırlananlardan örnekler verilir. Hele bir yıl gece bir yıl gündüz yaşanılan yerlerde Müslümanlar varsa onlar ne yapacak diye düşünülür. Buna benzer zihin egzersizleri her devirde yapılmış. Kestirme yoldan gidenler olmuş, demişler ki, eğer Allah oralarda yaşayanların da oruç tutmasını isteseydi, ‘Kitap’ında onlardan da söz eder, bir yol gösterirdi, demek ki oruç onlara farz değildir. Namaz vakitleri için de bu şekilde düşünenler olmuş. Mekke saatlerini esas alıp, güneşin veya ayın durumlarını hesaba katmaksızın ibadetlerini yapan Müslümanların bulunduğunu da öğreniyoruz. Türk Müslümanlar her yerde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın saatlerine uyuyor.

Kişinin iradesi önemli

Hz. Peygamber, ‘Bir yudum suyla da olsa sahur yapın’ demiş olsa da, yaz veya kış, ramazan hangi aya rastlarsa rastlasın, sahursuz oruç tutan Müslümanlar vardır. İftarı yerler, yatarken bir kahvaltı ederler, sonra niyet edip ertesi günkü oruca başlarlar. Böyleleri için bir imsak sorunu yoktur, onlar bu konuda soru sormazlar. Kişinin özel durumu, çalışma şartları ve tabii ki bünyesinin dayanıklılığı rol oynar karar vermesinde. İnsanları zorlayamayız, Kuran’dan ve hadisten gerçekleri değiştirmeden naklederiz, o kadar.

X