"Barbaros Tapan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Barbaros Tapan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Barbaros Tapan

Modayla aram yok!

Robert Redford’un son kez oyuncu olarak seyirci karşısına çıktığı “The Old Man and The Gun” filmi önceki gün gösterime girdi. Film, Amerika’nın en ünlü banka soyguncularından Forrest Tucker’ın hayat hikayesinden uyarlandı. Barbaros Tapan sinemanın yaşayan efsanesi Robert Redford ile buluştu. Oscar sahibi yönetmen, oyuncu, yapımcı ve Sundance Film Festivali’nin kurucusu Redford 59 yıllık sanat hayatını anlattı.

Modayla aram yok

◊ “İhtiyar Adam ve Silah” (The Old Man and The Gun) gerçekten son filminiz mi? Yoksa hâlâ “asla asla deme” diyebilir miyiz?

- O cümlenin altını çizelim. Asla asla deme! Diğer taraftan da bu işi çok uzun zamandır yapıyorum. Artık oyunculuğu bırakma zamanı geldi galiba. Oyunculuk yerine yönetmenlik ve yapımcılık yapacağım.

◊ Sizin gibi dünya sinemasının en önemli oyuncularından birini bulmuşken en başa dönüp hikayenizi sizden dinlemezsem olmaz. Neydi başlangıç noktanız?

- Her şeyin başlangıç noktası sanata olan sevgim oldu. Çocukken başladı sanata olan tutkum. Okula beni bağlayan tek şey resim çizmekti. O yıllarda yani İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra okulda sanatla uğraşmak saçma, sıradan ve boş bir arayış olarak görülürdü. Benim içinse tutkuydu. 3’üncü sınıfta yine dersi dinlemeyip sıra altında resim çizerken öğretmen yakaladı. “Sıranın altında saklanıp yaptığın şey, şu anda anlattığım dersten daha önemli olabilir mi? Neden tahtaya gelip senin için bu kadar önemli olan şeyi bize de göstermiyorsun” dedi.

Tahtaya çıktım çizdiğim resmi gösterdim. Öğretmen yeteneğimi ve resme olan tutkumu anladı. Benimle anlaşma yapmak istedi.

Eğer dersi dinlersem her çarşamba günü bana resim kağıtları getireceğini ve 15 dakika çizim yapmama izin vereceğini söyledi.

Bana saygı duydu, şans verdi. Eğer beni sıranın altında bir şeyler yaparken gördüğü anda azarlasaydı belki de bu yolda devam etmeyecektim. Onun desteği yoluma sanatla devam etmemde kırılma noktası oldu. Resimden başladığım için oyunculuk ya da yönetmenlik her ne yapıyorsam önce hikayeyi kafamda resmediyorum.

◊ Sanata ve sinemaya olan sevginiz sizi Sundance Film Festivali’ni kurmaya yöneltti. Sundance’i başlatmaya nasıl karar verdiniz?

- Kari-yerimi oyuncu-yönetmen ve festival olarak ikiye ayırıyorum.

Oyuncu ve yönetmen kısmı aktif olarak çalıştığım tarafı. Festival ise başkalarının hikayelerini desteklediğim tarafı. Festivale başlama amacım anlatacak hikayesi olan insanlara kendilerini gösterebilecekleri platform sağlamaktı. Ben kariyerinde olan şanslı bir insanım. Birçok sinema tutkunu aynı şansa sahip değil. Ben de onlar için ayrı bir kategori yaratıp hikayelerini anlatmalarına fırsat vermek istedim. Biliyorsun bağımsız filmciler sektörde zor yer buluyor.

Amacım sinemacıların birbirlerinin işlerini seyretmeleri ve tanışmalarıydı. Ama festival öyle bir enerji yarattı ki dışarıdan insanlar da gelip izlemek istedi. Filmcilerin bir araya gelip fikir alışverişi yaptıkları bir ortam tasarlamak isterken Sundance çok daha büyüyerek bugünkü haline geldi.

◊ “İhtiyar Adam ve Silah”taki karakteriniz Forrest Tucker çok şık giyinen bir adam. Sanata bu kadar düşkün bir insanın modayla arası nasıl?

- Moda! O kategoriye uygun olmadığımı düşünüyorum.

◊ “İhtiyar Adam ve Silah”ı izlerken aklımdan yaptığınız harika filmler geçti. En sevdiğiniz iki filminizi sorarsam hangi filmlerinizi seçersiniz?

- Cevap vermem zor çünkü hepsini çok seviyorum. İlk aklıma gelenler Butch Cassidy ve The Sting...

◊ Yönetmenlik yapmaya biraz daha erken başlamış olmayı ister miydiniz?

- Hayır. 21 yaşında oyunculuk yapmaya başladım. Resim yaparken, bir şeyler çizerken mutluydum. Resme karşı tutkum o kadar güçlüydü ki aktör olmayı uzun süre kabullenemedim. Resmi birinci sıradan ikinci sıraya atmak, tutkudan hobiye çevirmek fikrini kabullenemedim.

Ama oyunculuğum beklediğimden daha çok dikkat çekince karar vermek zorunda kaldım. Yönetmenliğe de hazır hissedince başladım.

◊ Yeni Hollywood hakkında neler düşünüyorsunuz? Yeni filmleri nasıl buluyorsunuz?

- Benim için en önemli şey hikaye. Bir filmi geliştirirken üç adımla yaklaşıyorum. Birinci adım hikaye. İkinci adım hikayeyi hayata geçiren karakterler. Üçüncü adım da his. Her üçü de çok önemli ama her şey hikaye ile başlıyor. Şimdi ki genç pazar özel efektleri, yeni teknolojiyi, ışıkları, patlamaları seviyor. Hikayeler kenara itiliyor. Benim için tüm yeni teknolojiden de önemli olan ve ilk gelen şey hâlâ hikaye.

SADELİĞİ ÖZLÜYORUM

◊ Eski günlerden neleri özlüyorsunuz?

- Sadeliği... Şimdi her şey daha karmaşık.

Filmi yapmak yetmiyor, reklamı, tanıtımı... Liste böyle uzayıp gidiyor.

◊ Peki pişmanlıklarınız oldu mu?

- Tabii ki oldu. Ama pişmanlıklarımın üzerinde durmuyorum. Onların yükünü ağırlaştırmıyorum. Hatalarımı düşünüp ’keşke yapmasaydım’ demiyorum. Elbette hatalarım oldu. İnsan olmanın bir parçası hata ve pişmanlıklar. Yaptığım hataların bazıları büyük, bazıları küçük. Ama birini üzdün mü ya da kırdın mı dersen işte o önemli olan. Onun yükü ağır. Onu yaşamadım. O yüzden diğer hatalar hayatımı etkilemiyor.

◊ Yeni oyunculara ya da oyuncu olmayı hayal edenlere tavsiyeniz neler olurdu?

- Oyunculukta sevmediğim ne biliyor musun? Oyuncunun yarattığı karakteri sadece filmde var olan bir kişilik olarak görmesi. İşin zanaati ile ilgilenmek, işin özüne inmek önemli. Karakteri sadece kağıt üzerinde yazılmış bir şahsiyet olarak görmesinler.

◊ Gençler bu sektörde kendini kaybetmeden nasıl uzun ömürlü olabilirler?

- Yaratmak harika bir his. Yaptığımız iş harika bir hayat sağlar. Bunlar doğru ama işimizin korkunç tarafları da var. Hazırlıksız yakalanırsan tehlikelerle dolu...

Ne olursa olsun içlerindeki keşfetme ve öğrenme ruhunu hayatta tutsunlar. Sadece yaratıcı deneyimlere açık olsunlar.

Modayla aram yok

KiMSE YAKIŞIKLI OLDUĞUMU SÖYLEMEDi

◊ Çocukken kimse size yakışıklı olduğunuzu söylemezmiş doğru mu?
- Evet doğru. Çocukken kimse yakışıklı olduğumu söylemedi.
Kırmızı saçlı, çilli, yaramaz bir çocuktum. Çok sonradan duymaya başladım ve insanlar beni yakışıklı bulmaya başlayınca şaşırdım. Hazırlıklı değildim.

◊ Şimdi dünyanın en yakışıklı aktörlerinden biri olarak anılmanız hoşunuza gidiyor o zaman...

- Evet hoşuma gidiyor. Ama hoşuma gitmesi sadece görüntümle alakalı değil, iyi vakit geçiriyorum.

◊ Büyürken yakışıklı görünmeye çalışma deneyimleriniz oldu mu peki?

- Saçlarımı kontrol altına alma deneyimlerim oldu.
13-14 yaşlarında saçlarım kontrol edilemez haldeydi. Babamın beyaz bir saç likiti vardı. Küçük miktarda sürmek gerekiyormuş. Bir gün ben avucuma doldurdum ve saçıma sürdüm. Daha sonra saçımı taradım. Aynaya baktım ve “Harika görünüyorum” dedim. Okula gittim, sınıfa girdim ve çocukların yüzü değişti.
Neden bana garip bakıyorlar acaba dedim içimden. Anlam veremedim. Saç kremini o kadar çok sürmüşüm ki kafamın ısısıyla birlikte köpükleşmiş, kabarmış...

Modayla aram yok

GÖKDELEN ÇILGINLIĞI BiTTiĞi iÇiN MUTLUYUM

◊ Çevresel konularda en çok çaba harcayan oyuncuların başında geliyorsunuz. Doğaya olan tutkunuz nasıl başladı?

- 11 yaşında başladı. Annem o yaşta beni bir gün Los Angeles’tan Yosemite’ye, dağlara getirmişti. Uzun bir tünelden geçiyorsun. Tünel bitince karşına cennet çıkıyor. Arabadan yemyeşil doğayı görünce “Bakmak istemiyorum içinde olmak istiyorum” demiştim. O zaman kendimi doğayı koruma ve muhafaza etmeye karşı sorumlu hissetmeye başladım. Eğer doğayı korumayacaksak neden çocuk yapıyoruz anlamıyorum. Ben büyürken Amerika’da gökdelen çılgınlığı vardı. Bizi Avrupa’dan ayıran gökdelenlerimizdi. Allah’tan o dengesiz dönem bitti. Bu yüzden mutluyum.
Modayla aram yok

 

 

X