"Barbaros Tapan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Barbaros Tapan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Barbaros Tapan

Hollywood zihnime yavaş yavaş girdi

Ryan Murphy’nin yeni Netflix serisi “The Politician”, 27 Eylül’de yayınlanmaya başlayacak. Ben Platt, Jessica Lange, Gwyneth Paltrow ve Lucy Boynton’un rol aldığı komedi dizisi, çocukluğundan beri Amerika Başkanı olma hayali kuran bir gencin öyküsünü seyirciyle buluşturacak. Barbaros Tapan, dizinin başrol oyuncularından Lucy Boynton ile Los Angeles’ta buluştu. “Bohemian Rhapsody”den de tanıdığımız Boynton, Hollywood’a adım atma sürecini ve yeni dizisini anlattı.

◊ “Bohemian Rhapsody” vizyon süresini doldurmasına rağmen ateşi henüz sönmedi. Neredeyse her uçakta gösteriliyor, DVD satışları iyi, televizyonda dönüyor... Çekimlere başladığınızda filmin hem özel hayatınızı hem de profesyonel hayatınızı bu derece değiştireceğini tahmin ediyor muydunuz?

- Film çekilirken geçen sene yaşadıklarımızı bana biri anlatsa gülerdim. Kesinlikle inanmazdım. “Hayal gücün çok geniş” filan derdim... Hiçbir beklentimiz yoktu. Sete gidip elimizden geleni yapıyorduk. Filmin özünü iyi anladık ve tüm oyuncular çok güçlü bir aile olduk.Hâlâ da dostluğumuz devam ediyor. Mayıs ayında tüm cast Rami’nin (Malek) doğum günü için New York’ta buluştuk.Ona doğum günü sürprizi hazırladım. Yapımcılarımız, yönetmenimiz, Brian May, Roger Taylor... Herkes oradaydı. Rami gözlerine inanamadı. Her sette arkadaşlıklar olur ama bizimki arkadaşlık ötesinde bir boyuttaydı.Seyirci de bunu hissetti ve filmi yapılan tüm eleştirilere rağmen sahiplendi...

Hollywood zihnime yavaş yavaş girdi

◊ Peki ilk Hollywood filminiz “Sing Street”i çekerken bir sonraki projenizin de Hollywood’da olacağını düşünmüş müydünüz?

- Aklımdan hiç geçmemişti. Hayal gibi. Ama bir anda Hollywood’a girmiş hissi yaşamıyorum. Hollywood benim zihnime ve dünyama yavaş yavaş girdi. Yavaş girdiği için kendimi şanslı hissediyorum. “Sing Street”teki ekip, “Bohemian”daki ekip, dostlarım, yaptığım işler, çalıştığım projelerdeki liderler beni Hollywood’a hazırladı. Sektörün Hollywood kısmı benim için yabancı bir konseptti.İngiltere’de büyüyünce Hollywood algısı farklı oluyor. BBC’ye iş yapıyorsan, “Sing Street” gibi bir filmde yer alıyorsan yaşadığın ülkede gelebileceğin en iyi yere geldiğini düşünüyorsun.Ama Amerika’da doğup büyüdüysen Hollywood’un anlamı çok büyük.

FARKINDA OLMADAN YAPTIĞIM ŞEYLERDEN BİLE SONUÇ ÇIKARIYORLAR

◊ Filmin başarısı, filmle birlikte gelen uluslararası şöhret ve ilgiye karşı Rami Malek’in tavsiyeleri oldu mu?

- Tavsiye ile baş edilecek bir durum değil bence şöhret... Tanındıkça hakkında çok şey öngörülüyor. Fanların beni araştırıp inceleyecekleri, kendilerini benim hakkımda eğitecekleri aklımın ucundan geçmezdi. Öyle bir durum ki bu, hiç farkında olmadan yaptığım şeyler bile bizi takip eden insanlara kim olduğuma ya da nasıl biri olduğuma dair fikir veriyor. Farkında olmadan yaptığım şeylerden sonuç çıkarıp öyle olduğumu zannediyorlar. Açıkçası ilk başlarda kendi kişiliğimin bu kadar araştırılıp izlenmesi, başka insanların gözünde değerlendirilmek, canlarının istediği gibi yorumlamaları korkutucu gelmişti...

◊ “The Politician”a geçmeden son bir “Bohemian” sorusu sormak istiyorum...  Altın Küre ve Oscar gecelerini. Neler hatırlıyorsunuz?

- Altın Küre benim ilk deneyimimdi. Daha önce hiç ödül töreninde yer almamıştım. Pırıl pırıl, pasparlak kısa bir film yaşadım sanki... Hayatım boyunca televizyondan izlediğim şeyin içinde olmak, yaşamak, özellikle bu filmle yaşamak... Rami’nin ödülü kazanıp amacına ulaşması. O geceden ekiple birlikte bir videomuz var. Mutlu, gururlu, sevinçten kendinden geçmiş halde. Ağlayan biri değilimdir ama o gece bayağı ağladım. Oscar ise başka bir milattı. Final şov... Tüm ödül sezonu geride kaldığı için biraz alışmıştım. Yanımda oturan elleri terleyip titreyene (Rami Malek) göre daha sakin daha serinkanlıydım.

◊ Filmin bu kadar çok ödül alması şaşırttı mı?

- Oldukça şaşırttı. Kazanması gerektiğini düşünüyorsun. Sonra böyle düşündüğün için taraflı olduğunu düşünüyorsun. Sonra büyük ihtimalle olmaz kazanamaz diyorsun. Film aday olunca yeniden acaba kazanır mı diye düşünmeye başlıyorsun, geriliyorsun, terliyorsun...Garip bir hisler karmaşası. Her şey olup bittikten sonra tüm ekip halimize bayağı güldük, dalga geçtik.Muhteşemdi! (Gülüyor)

HAYALLERİM SÜREKLİ DEĞİŞİYOR

 Dizide Amerika Başkanı olmak, Payton’un çocukluk hayali. Sizin vazgeçemediğiniz hayalleriniz var mı?

- Benim hayallerim sürekli değişiyor. Kariyerimde yapmak istediklerim, ulaşmak istediğim en yüksek seviye kafamda sürekli değişiyor. Bir şeyi elde edince ya da yapınca “Tamam, yaptım bitti” demiyorum. Ne zaman yeni bir senaryo okusam aklımın ucundan bile geçmeyen başka karakterlerle tanışıyorum. Onlara hayat vermek istiyorum. Sonra yeniden hayaller kuruyorum, yeni hedefler koyuyorum. Kurduğum bazı hayallerin gerçekleşmesi mutlu ediyor, bazıları etmiyor. Böyle bir döngünün içindeyim.

Peki ya özel hayatınızdaki hayalleriniz? Rami Malek ile güzel bir birlikteliğiniz var...

- 25 yaşındayım. Sadece anı yaşıyorum. Bir hayal olarak sayılırsa, yeni bir ev almak istiyorum.

Hollywood zihnime yavaş yavaş girdi
Lucy Boynton, efsanevi sanatçı Freddie Mercury’nin hayatını konu alan “Bohemian Rhapsody” ile adını duyurdu. 25 yaşındaki oyuncu, filmde Mercury’nin nişanlısı Mary Austin olarak izleyici karşısına çıktı.

OKULDA POPÜLER OLMAK İÇİN UĞRAŞMA HİSSİNİ İYİ BİLİRİM

 ◊ Gelelim “The Politician”a. Proje ne zaman geldi size?

- Geçen sene “Bohemian”ın basın turundayken. “Bohemian”da yaşadığım tüm süreç okul gibiydi. Çok şey öğrendim. “Bohemian”ı bitirdikten hemen sonra “The Politician”a başlamam işime daha çok sahip çıkmamı sağladı. Sete gidip sadece sahnemi çekmek yerine karakterimden rol arkadaşlarıma, çekim aşamasına ve her detaya dahil olmak istedim. Bunun sebebi de “Bohemian”da Rami’yi görmek, işini yaparken onu izlemek oldu. Yaptığı liderlik beni “The Politician”daki varlığım için eğitti. “The Politician”, “Bohemian”da öğrendiklerimi uygulama ve daha iyisini yapabilmek için uğraşma imkanı verdi.

◊ “The Politician” ünlü yapımcı Ryan Murphy’nin (Nip-Tuck, Glee, American Crime Story, Pose) yeni Netflix serisi. Dizi, çocukluktan itibaren Amerika başkanı olma hayali kuran hırslı lise öğrencisi Payton Hobart’ın (Ben Platt) hikayesi etrafında dönüyor. Diziyi izlerken lisede popüler olmanın ne kadar önemli olduğunu hatırladım.

- Ben de hatırladım! Kız lisesine gittim. Okulda sadece kız öğrenciler olduğu için popülerlik yarışı fazlaydı. Ayda bir cuma günleri, okulda giyilen kıyafetleri yargılama günüydü. Okulda popüler olmak için uğraşma hissini iyi bilirim. Ancak belli bir yaşa geldikten sonra gerçeklerle yüzleşiyorsun. “Neden bu kadar uğraşmışım popüler olmak için, neleri göze almışım sevilmek, saygı duyulmak için” diye düşünüyorsun. Dizide de gördün Payton nasıl acımasız, insafsız bir öğrenci. Hırsları için, istediğini elde etmek için arkadaşlarına ihanet etmekten çekinmiyor. O yüzden bu tür televizyon şovlarını seviyorum, bu yaşlarda aşırıya kaçmamak gerektiğini güzel bir dille anlatıyor.

 OYUNCU SEÇMELERİ EN BÜYÜK KORKUMDU

 ◊ Ryan Murphy gençlik dizilerinde oldukça başarılı bir yapımcı. Siz de dahil olmak üzere genç oyunculardan istediği performansı nasıl alıyor?

- Ryan, oyuncularına tamamen rahat bir ortam hazırlıyor. Oyuncu olarak sete gittiğimiz anda bizim kontrolümüz elimizden alınıyor. Yönetmenin, yapımcının ve montaj yapanların ellerine bırakılıyoruz. Ryan’ın kalibresinde, onun yaptığı işlere, yeteneğe sahip bir yapımcı sette oyunculara kolayca “Şöyle oynamanı istiyorum, şu şekilde yap” diyebilir ama Ryan öyle yapmak yerine oyuncunun da katılmasını istiyor, fikrini soruyor. Oyuncu masaya ne koyacak merak ediyor, soruyor, anlatıyor. Ryan’ın setinde güven var, derin konuşmalar var, oyuncunun büyümesine, gelişmesine izin var. Sanırım gençlerden istediği performansı alması da bundan kaynaklanıyor.

◊ Peki genç bir oyuncu olarak oyuncu seçmeleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

- Oyuncu seçmeleri ve cast direktörleri en büyük korkumdu.Büyüdükçe o korkuları yenip sektöre daha fazla uyum sağlamaya başladım... Şimdi son zamanlarda kullanılan diğer bir yöntem de kendi kaydımızı yapıp seçmelere yollamak. Seçme odasında performansını sergilerken o gün kontrol edemediğin birçok şeyle karşılaşma ihtimalin var ama kendi kaydını yolladığında tüm olumsuzlukları elemiş oluyorsun.Kendi kendimizi kayıt etmek biz oyuncuların seçmelerde kontrol sahibi olmasına olanak sağladı. Gerçi kendini çekerken günlerce, saatlerce kendini izlemek facia bir şey ama aynı zamanda da eğitici.Yüzünün ne kadar çok şekle girdiğini görüyorsun. Ryan Murphy’nin seçme odasında ise kendi metodu var. “Neyi yapmak istersen onu yap” diyor. Sana bırakıyor, ki o da aslında oldukça korkutucu bir şey; neyi yapman gerektiğine o anda karar vermek...

Hollywood zihnime yavaş yavaş girdi

 POLİTİKA KONUSUNDA KENDİMİ EĞİTMEYE ÇALIŞIYORUM

  Politikayla aranız nasıl?

- Kız kardeşim politika muhabiri. Ailem politikaya düşkün. Bense politikaya karşı duyarsız olduğum bir dönem yaşadım. Ama ilgisiz olmak yerine anlamanın daha mantıklı olduğunu düşünüyorum. Kendimi eğitmeye çalışıyorum bu konuda.

 

 

X