Hayatımın en iyi eğitmenleri kadındı

Usta oyuncu Tom Hanks, Barbaros Tapan’la Los Angeles’ta Kelebek için bir araya geldi. Son filmi “The Post” ve geçen yıl çıkardığı kitabı “Uncommon Type”tan bahseden oyuncu, kariyeriyle ilgili merak edilen her şeyi anlattı.

Haberin Devamı

◊ Yer aldığınız filmin iyi gittiğini nasıl hissediyorsunuz ya da ne zaman “oldu bu iş” diyorsunuz?

- Hiçbir zaman! Keşke anlayabilsem... Bildiğim tek şey; proje bitiminde “Oh, eğlenceli bir serüvendi” diyebilmek.

◊ En çok hangi filmdeki oyuncunun performansını beğeniyorsunuz?

- “The Godfather 2” filminde Robert Duvall’ın canlandırdığı Tom Hagen karakteri çok iyiydi.

Hayatımın en iyi  eğitmenleri kadındı

◊ Karşılıklı oynadığınız herhangi bir oyuncuya karşı tedirgin hissettiğiniz oldu mu?

- Bendeki durum şu; çekimlere başlamadan iki üç gün öncesine kadar film yapmaya başlayacağımı hissetmiyorum bile... Ne zaman sete gidiyorum, birebir işle yüzleşiyorum, o zaman havaya giriyorum. “Hiç tedirgin oldum mu” kısmına gelirsem... İnan bana efsane oyuncular, kahramanlar, yıldızlar da aynı şekilde çalışıyor. Senaryodaki cümlelerini en iyi şekilde söylemek istiyorlar. Bir sahne için milyonlarca farklı yolu deniyorlar, şaşırıyorlar, yeniden başlıyorlar, duruyorlar, korktukları an oluyor, kendilerine çok güvendikleri an oluyor... Onların da aynı şeyleri yaşadıklarına şahit olunca zaten rahatlıyorsun...

Haberin Devamı

◊ “The Post” filminde Meryl Streep gibi usta bir oyuncuyla karşılıklı oynamak nasıldı?

- Meryl ile karşılıklı 5 sahnemiz vardı. Sanırım 4 tanesi filmde kullanıldı. Uzun diyaloglu sahnelerdi. Meryl de herkes gibi  sette oyuncu kadrosunun normal bir üyesi gibi davranıyordu. Ama herkes çok iyi biliyordu hiç kimseyle aynı olmadığını... Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından bir tanesi ile karşılıklı oynadıklarını...

Hayatımın en iyi  eğitmenleri kadındı

OKUDUĞUM HABERLERE İNANIYORUM

◊ Hem yapımcı hem de oyuncu olarak bir sürü projeniz yolda, onu biliyorum fakat ben son filminiz “The Post”a döneceğim. Bir gazeteciyi canlandırıyorsunuz filmde. Merak ettiğim, günümüzde okuduğunuz haberlere ne kadar güvendiğiniz...

Haberin Devamı

- Her zaman yalan haber vardı, olmaya da devam edecek. Biz canımız ne isterse onu okuyoruz, neyi duymak istersek onu dinliyoruz, neyi görmek istersek onu izliyoruz değil mi? İnanıp inanmamak da tamamen bize kalmış. Yalan haberi ayırt etmek bence zor değil. Haberi aktaran kaynağın o şekilde aktarmak için çeşitli sebepleri olabilir. Önemli olan okuyucu olarak ne kadarını alacağımız. Sorunun başına dönersek okuduğum haberlere inanıyor muyum, kesinlikle! İnanmam gerekenleri biliyorum ve okuduğum gazetecilere inanıyorum...

◊ Kariyeriniz süresince birçok cesur karaktere hayat verdiniz. Tom Hanks oynadığı karakterler kadar cesur bir adam mı ya da cesaretin tanımı nedir sizin için?

Haberin Devamı

- Cesur karakteri oynamakla cesur olmak aynı şey değil. Bilmiyorum, bunu söylemek ne kadar doğru fakat bana göre kahraman ya da cesur kişi kendi isteği ile bilinmeyenin içine gözü pek bir şekilde girip, sonucunun ne olacağını bilmeden risk alan kişidir.

Sence artistin cesur olması ne kadar önemli? İnandıklarını söyleyip aynı fikirde olamayan insanları irite etmek, sonra tepkilere kulak asmamak cesaret mi mesela? Bazı aktörler bunu yapıyor. Benim açımdan cesaret, her gün küçük küçük şeylerle doğruları yapmaktır. Mahallemizden başlayıp etrafımızdaki insanlar ve şehrimiz için minicik bile olsa çaba sarf etmektir. Kendi yaşam alanımdaki olaylar karşısında oldukça cesurum... Ama büyük bir cesaret denemez bu duruma. Daha çok neyin etik olduğunu bilip sesimi çıkarmak diyebilirim...

Haberin Devamı

Hayatımın en iyi  eğitmenleri kadındı

 HiKAYELERiMi YAZMAK  MASRAFSIZ OLDU

 ◊ Hollywood’da cinsel tacize karşı başlatılan hareket oldukça ses getirdi... Sizin fikrinizi merak ediyorum, sizce kadın yönetmen ya da yapımcıyla çalışmak erkeklerle çalışmaktan daha mı farklı?

- Bence fark yok... Sadece kadın yapımcılar genelde kötü yemeğe dayanamıyor. Mesela benim hayatımdaki en iyi eğitmenler kadındı. Şahsen hiçbir zaman bir cinsiyetin diğerinden daha üstün olduğunu düşünmedim. Kadın patronlarım da oldu, kendi yapımcılığını yaptığım projelerde kadınlara önemli sorumluluklar verdiğim de...

Gerçeği söylemem gerekirse erkeklerle kadınlara oranla daha çok çalıştım. Çünkü kadınlar bizim sektörde güçlü pozisyonlarda daha azlar. Karar mekanizmalarında erkek egemenliği var. Şimdi değişim başladı. Birçok kadın daha büyük sorumluluk almaya başlayacak ama benim fikrim muhtemelen hiçbir zaman tam eşitlik olmayacak. Neden, çünkü dünyanın var olan haksız doğasından dolayı. Ama kadınlar eşit derecede olmasa da daha fazla önemli pozisyonda yer alacaklar...

Haberin Devamı

◊ 17 kısa hikayeden oluşan kitabınız “Uncommon Type” geçen yıl ekim ayında çıktı. Daktilo tutkunuzu biliyorum, çok geniş bir daktilo koleksiyonuna sahipsiniz. Hikayeleri daktiloyla mı yazdınız?

- İlk 3-4 sayfayı yazabildim sadece. Allah aşkına kimin vakti var günümüzde daktilo ile yazmaya?

◊ Nasıl karar verdiniz kitap yazmaya?

- Prodüksiyon şirketim Playtone’da işim tüm gün oturup hikayelerden konuşmak. Ekibimle önce “Acaba bu hikayeler film, televizyon dizisi ya da belgesel olabilir mi” diye düşündük. Ama benim içimden geçen ve arzu ettiğim şey, senaryo yazarına periyodik olarak 400 bin dolar ödemeden yaratıcı bir çıkış
bulmaktı. Biliyorsun film, TV dizisi yapmak çok pahalı ama bilgisayarımın başında oturup hikayelerimi yazmamın bana hiçbir masrafı olmadı...

Hayatımın en iyi  eğitmenleri kadındı
"Efsane sahne"

 Houston bir problem var

Kariyerinizde sizi utandıran ya da güldüren bir anınız var mı?

- Hazırlıksız yakaladın beni. Hatıraları, anekdotları cebimde taşımıyorum. Bir dakika ver, hatırlamaya çalışayım...

Tabii ki!

- Tamam! “Apollo 13” filminde Jim Lovell’ı canlandırıyordum. O filmde füzenin camından dışarı bakıp “Houston bir problem var” dediğim sahneye çok gülüyorum.

Efsane sahne...

- Evet... O sahnede camdan bakınca oksijen tankımızın oksijeni uzaya tahliye ettiğini görüyorum. Durum vahim! Filmin en dramatik sahnesi... Nasıl çektiğimizi de anlatayım. Yerden 8 feet yükseklikte bir platformdaydık. Cam filan da yoktu. Daha doğrusu vardı ama yönetmenimiz kaldırmaya karar verdi. Biz 8 feet yukarıda, tahterevallilerin üzerinde yukarı aşağı rahatça inerek hem eğleniyor hem çekim yapıyorduk. Jim Lovell sete geldi. O sırada biz tepede adamın hayatının en önemli anlarından birini, olmayan camdan bakarak çekiyorduk. Bir de sahne arasında saçma sapan konuşup eğleniyorduk. Jim de bizi izliyordu. Aşağı indim, “Hey Jim, ne düşünüyorsun?” dedim. Setteki herkes güldü ama halimiz hal değildi aslında. Jim’in önünde kendimizi aptal gibi hissettik...

 

VİZYONDA BU HAFTA!

Yazarın Tüm Yazıları