"Barbaros Tapan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Barbaros Tapan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Barbaros Tapan

Ben Julia Roberts değilim ki tek aday olayım

Milenyum Serisi’nin dördüncü kitabı “Örümcek Ağındaki Kız”dan uyarlanan aynı isimli film, Türkiye’de 9 Kasım’da vizyona girecek. Barbaros Tapan, filmde bilgisayar korsanı Lisbeth Salander’ı canlandıran başrol oyuncusu Claire Foy ile Londra’da buluştu. Genç oyuncu, Kraliçe Elizabeth’i canlandırdığı “The Crown” dizisindeki rolüyle şöhreti yakaladı.

◊ Son filminiz “Örümcek Ağındaki Kız”da Lisbeth Salander için yaşadığınız dramatik değişimi merak ediyorum...

- Lisbeth ile ilgili tüm bilgilere sahiptim ama o sıralar başka bir film çektiğim için aktif olarak hiçbir şey yapamıyordum. Diğer filmin çekimleri biter bitmez “Örümcek Ağındaki Kız”ın çekimlerinin yapılacağı Berlin’e gittim. “Karakterde neler olmamalı” sorusundan yola çıkarak başladık. Serinin tüm kitaplarını yeniden okuduktan sonra Lisbeth’in sadece farklı saç ve dövmelerle dolu bir kız olmadığına karar verdim. En başa gidip neden böyle bir görüntü seçtiğini anlamaya çalıştım. Kafamızda Lisbeth ile ilgili tüm soruları düşünüp bir kağıda döktükten sonra cevaplarımızı boş bir kanvasın üstüne resim çizer gibi işledik.

◊ Karakteri aşama aşama yarattınız yani...

- Aynen. Bilgisayarın içine girip üstün zeka işi hareketler yapan bu kız neden diğer insanların duygularını anlamakta zorlanıyor... Kafamızdaki var olan her soruyu tek tek cevaplayıp karaktere ekleyerek yolumuza devam ettik. Serinin tüm kitaplarını tekrar okuduktan sonra Lisbeth ile aramda güçlü bir bağ oluşmuştu zaten. İnsanoğlunu iyi gözlemleyen biriyseniz Lisbeth’in davranışlarının altındaki sebepleri bulmak zor değil.

◊ Karakter İsveçli, ama filmi Berlin’de çektiniz. Başka şehirlerde film çekerken o şehrin ruhuna da bürünüyor musunuz?

- Sanırım... Berlin’de mesela sahip olduğum saç kesimi, içimdeki Berlinliyi ortaya çıkardı. Çünkü Berlin’de neredeyse herkesin saçı öyle kesilmişti. Farklı olmak için saçlarımı alttan da kestirdim, bir baktım herkes aynı şeyi yapmış.
Ben Julia Roberts değilim ki tek aday olayım
Claire Foy, filmde Lisbeth Salander adlı karakteri canlandırıyor.

ÇOCUKKEN KARDEŞİMLE BİRBİRİMİZDEN NEFRET EDERDİK

◊ Lisbeth’in hayatına geri dönersek; kardeşleri ve ailesiyle de sağlıklı bir ilişkisi yok...

- Evet...

◊ Sizde aile ilişkileri nasıl? Kız kardeşiniz var mı?

- Var.

◊ Lisbeth’in kız kardeşiyle sizin kız kardeşiniz arasındaki ilişki birbirine benziyor mu?

- Lisbeth ve Camilla tüm gençliğe geçiş yıllarını ayrı geçirmişler. Bu da şiddetli bir öfkeye ve suçlamaya dönüşmüş. Birbirlerini kabul edememişler. Aslında birbirlerinden çok farklı bu iki kızın, birbirini derinden seven iki kardeş olduğunu düşünüyorum. Düşündükçe de kalbim parçalanıyor.

Benim kız kardeşimle ilişkime gelirsem; çocukluk yıllarında ve büyürken zaman zaman birbirimizden nefret edip korkunç davrandığımız oldu. Ama şimdi düşündükçe gülüyoruz. Birbirimizi çok seven, saygı duyan kardeşleriz.

◊ Filmin oyuncu seçme aşamasında Lisbeth için tek aday siz miydiniz?

- Ben Julia Roberts değilim ki tek aday olayım! Birbirine benzeyen, aynı yaşlarda, aynı özellikte 45 kadın vardı. Ben seçildim. O dönem hâlâ “The Crown” dizisinde rol alıyordum. “First Man” filmi için de anlaşmıştık. Sonra “Örümcek Ağındaki Kız” eklenince keçileri kaçıracağım sandım. Çok stres yaptım.

 KRALiÇEYi OYNAMAK HAYATIMI DEĞiŞTiRDi

Ben Julia Roberts değilim ki tek aday olayım

◊ Peki kraliyet ailesindeki değişimler hakkında neler düşünüyorsunuz? Kraliçe Elizabeth, kız kardeşi Margaret’ın boşanmış bir adamla evlenmesine izin vermemişti... Ama artık bu tarz durumlar sorun olmuyor.

- Benim annem ve babam da benzer bir şey yaşamış biliyor musun!

◊ Nasıl yani?

- Kilisede nikah kıyamamışlar çünkü annemin ailesi izin vermemiş. Nikah dairesinde evlenmek zorunda kalmışlar. Margaret boşanmış bir adamla evlenemedi, yıllar sonra boşanmış bir kadın, yani Meghan Markle, Prens Harry ile evlendi. Zaman nasıl da her şeyi değiştiriyor... Değişim ve gelişimden güzel daha ne olabilir ki...

◊ “The Crown” dizisi sizin hayatınıza nasıl etki etti...

- Hayatımın bir parçasını tamamen değiştirdi. Kariyerim iyi yönde patlama yaşadı. Yaptığım işe karşı bakış açımı değiştirdi, geliştirdi. Diğer taraftan normal hayatımda hiçbir değişim olmadı. Geçen gün “Kraliçeyi oynamak eve gidince sizi farklı davranmaya yöneltti mi” diye sordular. Ben de “Aksine var olan tavrım karakter için tamamen değişti” dedim. Tabii kraliçeyi oynamak hayatımda değişikliklere neden oldu ama kraliçevari değişimler değil...

◊ Nasıl değişimler peki?

- Mesela oturuşum, kalkışım, duruşumun korkunç olduğunu kraliçeyi oynadıktan sonra anladım. Bir de kraliyet ailesine bakışımı değiştirdi.

Ben Julia Roberts değilim ki tek aday olayım

◊ Ne yönde değiştirdi?

- O aileye mensup insanlar aslında topluluk önünde gördüğümüz kişiler değiller. Bizim karşımızda sadece olmaları gereken figüre bürünüp çıkıyorlar. Kendi karakterleri farklı. Aslına bakarsan diziden sonra genel olarak politikacılara da bakış açım değişti. Onları izlerken içimden “Bu da senin gerçeğin, iki farklı kişi olmak zorundasın” diye geçiriyorum.

◊ Tüm cast değişti. Gelecek sezon “The Crown”ı izlemek garip gelecek size sanırım...

- Şimdilik güzel hissediyorum. Hayatımın önemli bir parçası olan dizi böyle zorlu bir pazarda bitmeden devam ediyor. Gelecek sezon başlayınca neler hissederim bilmiyorum ama şimdilik mutlu ve gururluyum.

◊ Tekrar “Örümcek Ağındaki Kız”dan konuşmak istiyorum. Yönetmeniniz Fede Alvarez Uruguaylı... Uruguay hakkında neler öğrendiniz?

- Barbekü! Uruguay temsilcisi olarak bize kaç kere barbekü yaptı, inanamazsın. Onun dışında Fede yaptığı işi çok iyi bilen bir yönetmen. Ekibiyle bağları güçlü. Sette çalışırken bir anda kendi dillerinde konuşmaya başlamaları, bizim de ne konuştuklarını anlamak için onları izlememiz... Her şey çok güzeldi.

EN AZINDAN KADINLARIN KONUŞULDUĞU DÖNEMDEYİM

◊ Lisbeth asi, akıllı, meydan okuyabilen bir kadın... “The Crown”da canlandırdığınız Kraliçe Elizabeth ise güce ve paraya sahip. İki ayrı kadın karakteri canlandırdınız.
- Garip değil mi? Son bir yıldır daha önce hiç konuşmadığımız bir şeyi kadınların nasıl hissettiğini konuşmaya başladık.
Şimdi her şey harika, biz kadınlar daha mı güçlü? Maalesef... Kaç yıldır göz ardı edilen konuların son 1 yıldır konuşuluyor olması yeter mi? Kendimizin, gelecek jenerasyonun kadınlar hakkında farklı düşünmesi yıllar alacak. Keşke sorun bitti diyebilsem. Ama diyemem... En azından kadınların konuşulduğu bir döneme denk geldim. Artık sorunlarımız daha açık bir şekilde gözler önünde. Bulunduğumuz yer eşit değil. Hâlâ nerede olduğumuzu ya da neler olacağını bilmiyoruz. Ama en azından değişimin başladığı bir noktadayız.

Ben Julia Roberts değilim ki tek aday olayım

AYA GiTMEK iSTEMEM DÜNYADA MUTLUYUM

◊ Diğer filminiz “First Man”in çekimleri de sona erdi. Neil Armstrong’un eşini oynadınız. Ne dersiniz, aya gitme şansınız olsa gitmek ister misiniz?
- Aman Tanrım, kesinlikle hayır. İçinde 25 ton patlayıcı dolu roketin içine binip neden aya gitmek isteyeyim? Dünyada mutluyum.

 

 

 

 

 

X