"Banu Tuna" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Banu Tuna" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Banu Tuna

Haftalık

31 Mart 2013

1. ABD’nin Michigan eyaletinde 17 yıl boyunca her gün 100 çay poşetinden demlediği bir çaydanlık çayı içen 48 yaşındaki kadına ne oldu?
a. Karadeniz şivesiyle konuşmaya başladı
b. Ten rengi koyuldu
c. Uykusuzluk hastalığına yakalandı
d. Tüm dişleri döküldü

2. Malatya Merkez Mescid-i Takva Cami’inde 40 gün namaza gelen çocuklara ne hediye edildi?
a. Seccade

Yazının devamı...

Haftalık

24 Mart 2013

1. Şefkat-Der’in “Erkek genelevi açılsın” çağrısının ardından, burada çalışmak için bir haftada kaç kişi derneğe başvurdu?
a. Hiç
b. 3
c. 250
d. 2 bin

2. ‘Porn MD’ isimli arama motoru tarafından gerçekleştirilen bir araştırma dünya milletlerinin internette cinsel içerikli video ararken kullandıkları kelimelerin haritasını çıkarttı. Buna göre Türkler en çok hangi kelimeyle arama yapıyor?
a. Türk

Yazının devamı...

Tek kelime etmeden 24 saat

23 Mart 2013

Sanskritçede Vipassana, bir Budist geleneğinin adı. Varoluşun gerçek doğasını anlamak, sezmek için izlenen yöntemler bütününe verilen isim diyebiliriz. Aynı zamanda bir meditasyon türüne de bu ad veriliyor. Amaç, zihnin kirliliğinden kurtulmak ve en nihayetinde başarılabilirse özgürleşmek.
Benim bir günlük sessizliğim, böyle bir denemenin parçasıydı. Elbette tek günde olacak iş değil. Zaten bu amaçla düzenlenen kamplar genelde 10 günlük oluyor. Ancak bu kadarcık bir deneme bile -kısa ömürlü fakat şaşırtıcı- değişimler yaratabiliyor.
Oruç, sadece konuşmamaktan ibaret değil. Zihnin ve bedenin dinginliğini elde etmek, kendinle gerçekten baş başa kalmak için kitap okumak, televizyon izlemek, müzik dinlemek, bilgisayarda çalışmak ya da sosyal medyaya girmek, mesajlaşmak gibi eylemleri de bırakmak gerekiyor. Neticede tüm bu uyaranlar zihni meşgul eden şeyler.
Bir sessizlik deneyimini anlatmak tek cümleyle bitirilebilir. Sabah kalktım, evden hiç çıkmadım, hiç konuşmadım, akşam yattım. Fakat önemli olan o sessizliği neyle doldurduğunuz, zihinle bedenin o sırada neyi ya da kimi dinlediği.
Günlük yaşam rutini içinde olacak iş değil. Bunun için bir izin gününü ayırmak, mümkünse o güne dair mesuliyetleri azaltmak lazım. Sadece sizin bulunduğunuz bir mekâna kendinizi kapatmak yerine hayatın etrafınızda akmasına izin vermek, zihni kontrol altına alma becerisinde sınayıcı olabilir.
Meditasyon deneyimlerim bu yazının konusu değil. Ancak sessizlik sırasında yürüyüşe çıkmak, sessiz bir ortamda nefese odaklanarak hiçbir şey düşünmemeye çalışmak zihni boşaltmanın, düşünceyi berraklaştırmaya çalışmanın yöntemleri olabilir.
Ancak tek başına sessizlik içinde geçirilen bir gün bile, günlük hayatın yüksek hızında savrulduğunu hisseden bünyeye ilaç gibi geliyor. İşte son derece kişisel izlenimler:

Yazının devamı...

Haftalık

17 Mart 2013

1. Bu fotoğraf nerede çekildi?
a. Amsterdam’ın ünlü ‘Kırmızı Fener’ bölgesinde
b. Adana’da bir pavyonda
c. Uluslararası Kitsch Sevenler zirvesinde
d. Antalya-İstanbul arasında çalışan bir yük kamyonunda
2. Eski ABD Başkanı George W. Bush’un resim öğretmeni, öğrencisinin tarihe geçeceğini söyledi. Ne olarak?
a. İnsan hakları ihlalcisi

Yazının devamı...

Haftalık

10 Mart 2013

1. Oyuncu Ali Sürmeli, ‘Matmazel Julie’ isimli oyun sahnelenirken sahneye yumurtalı saldırı düzenledi. Neden?
a. Sahnede bakanlardan biri var sandı
b. Dekoru beğenmedi
c. Oyunu çok sıkıcı buldu
d. Sahnedeki eski sevgilisinin öpüşme sahnesini kıskandı

2. İngiltere’nin en büyük göğüslü ikinci kadını Claire Smedley, geçen hafta az kalsın sevgilisini öldürüyordu. Nasıl?
a. Sevgilisi göğüslerinin büyüklüğünden şikâyet edince bıçakla üzerine yürüdü

Yazının devamı...

50 kuruş insanı rezil de eder vezir de

9 Mart 2013

Baştan söyleyeyim, “Ohooo, biz yıllardır parasız yaşıyoruz” esprisi çoktan yapıldı. Ama ben burada size 16 yıllık iş hayatımdan bahsetmeyeceğim. Zaten söz konusu olan büyük meblağlar değil. Nakitsiz yaşamı imkânsız kılan, harcarken farkına bile varmadığımız küçük paralar. Planlamanızı önceden yapmazsanız, bir sabah evin kapısında dımdızlak kalırsınız. Benim gibi...
Pazartesi sabahı nakitsiz yaşamak üzere uyandım. Hazırlanıp evden çıktım, uyku sersemi her sabah yaptığım gibi dolmuşa bindim. “Şoför Bey şuradan...” Yok şuradan muradan, nakit olmadan dolmuşla hiçbir yere gidemezsin. Dolayısıyla “Şoför bey kusura bakmayın ben sağda ineyim...”
Aynı sebeple taksiye de binmem mümkün değil. İstanbul’da kredi kartı kabul eden sanırım bir iki tane taksi var ama onların da tam şu anda önümden geçmesi, benim soğuk füzyonu bulmamdan daha uzak bir ihtimal. Geriye tek ihtimal kalıyor: Akbil kullanabildiğim otobüs. İyi de saatlerini bilmiyorum ki. Kesin kaçtı vapur...
Evet kaçtı vapur, iskeleye normalden yarım saat geç vardım. Gazete bayiinden gazeteyle su alamadım, vapurda tost ve ince bellide çaydan oluşan kahvaltımı edemedim. Bunları da kredi kartıyla temin etmek mümkün değil çünkü. Olsa bile 75 kuruşluk çayı kartla satın almaya kalkan adamı döverler, ben de hiç sesimi çıkarmam.
Vapur kaçınca servis aracı da kaçtı, yine halk otobüsüyle gazeteye gidildi, masaya her zamankinden 45 dakika geç oturuldu. Üstelik hâlâ açım. Çay-kahve-su ücretsiz ama acilen bir şeyler yemem lazım. Binada birkaç farklı kafeterya var. Her zaman tost aldığım yere gidiyorum ve kredi kartı geçmediğini ilk kez fark ediyorum. Diğer kafeteryada kredi kartı geçiyor ama iki liralık harcama kartla ödenmez ki. Bakkala gidip kıtlıktan çıkmış gibi saldırıyorum raflara. Sanki yarın savaş patlayacakmış gibi iki poşet doldurup masama dönüyorum.
Haftanın geri kalanında sabah biraz daha erken kalkıp, evde sandviç hazırlıyorum, termos bardağa çay koyup evden öyle çıkıyorum. İkinci sabah iskeleye yürümeyi deniyorum ama yol 45 dakika sürüyor ve gidene kadar kan ter içinde kalıyorsun. Mahalleden geçen tek bir otobüs var, internete girip sefer saatlerini öğrenmek daha akıllıca olacak.
Gazeteyi cep telefonumdan okumaya başlıyorum. Suyu da evde doldurup çantama atıyorum. En tazesinden meyve - sebze aldığım, pazarlık yaparken iki satır sosyalleştiğim semt pazarı da bu hafta bana yasak. Kredi kartı geçen tezgâhlar olduğunu gazetenin ekonomi sayfalarında okuyorum ama kredi kartıyla pazar alışverişi mi olurmuş.

Yazının devamı...

Haftalık

3 Mart 2013

1. Bu fotoğrafta ne oluyor?
a. Madam Tussaud müzesinde I. Viyana Kuşatması’nı canlandıran balmumu heykeller görülüyor
b. İstanbul’un belediye başkanları, kıyafet balosu düzenlemiş   
c. Devlet erkanı askeri tatbikat izliyor, ne olur ne olmaz diye önlem almışlar
d. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, ilçe başkanlarıyla okçuluk talimi yapıyor

2. Fransız aktör Gerard Depardieu, geçen hafta kendini Rusya’dan sonra başka bir ülkenin daha vatandaşı ilan etti. Hangi ülkenin?

Yazının devamı...

Kör kuyularda merdivensiz kaldım

2 Mart 2013

“Web 2.0’ın devreye girmesiyle, tek yönlü bilgi paylaşımından çift taraflı ve eşzamanlı bilgi paylaşımına ulaşılmasını sağlayan medya sistemi. Mobil tabanlı, paylaşımın, tartışmanın esas olduğu bir iletişim şekli.” Andreas Kaplan ve Michael Haenlein’e göreyse “Web 2.0 üzerinde ideolojik ve teknolojik içeriklerin, yapılanmaların kullanıcı merkezli bir şekilde üretilmesine ve geliştirilmesine izin veren internet tabanlı uygulamaların bütünü.”
Geçen haftayı işte bundan mahrum geçirdim; sosyal medyadan... Twitter’dan, Facebook’tan, Instagram’dan, YouTube’dan, Wikipedia ve Foursquare’den, Flickr ve LinkedIn’den, Google+’dan, blog’lardan uzak bir hafta. Aslında e-posta ve SMS de bu kapsamda ama deney sırasında yıllık iznimin bir bölümünü kullanmadığım için ikisini dışarıda bırakmak zorundayım.
Dünya çapında, sayıları 2 milyara yaklaşan sosyal medya cemaatinden birkaç günlüğüne ayrıldım ve inanın sürüden ayrılanı gerçekten kurt kapıyordu.
İyi bir sosyal medya kullanıcısıysanız, gözünüz ve kulağınız başka türlü çalışmaya başlıyor. Radarınız sürekli paylaşmaya değer bir şey var mı diye arama yapıyor. Baktığınız, gördüğünüz, okuduğunuz, başınıza gelen her şey potansiyel bir tweet veya Facebook mesajı olabilir. Bir hafta ara vermek, bu algılayış biçimini değiştirmiyor ama farkına varmanızı sağlıyor.

İşte başıma gelen diğer şeyler:

* Facebook olmadığından, yıllardır açıp bakmadığım eski ajandayı buldum ve arkadaşlardan doğum günü sosyal medya orucuma denk gelen var mı diye kontrol ettim.
* Birinin doğum günü tam ortasına denk geliyordu, ben de takvimde işaretledim.

Yazının devamı...