"Bahar Akıncı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bahar Akıncı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bahar Akıncı

Oldu oldu, olmadı yeni yıla gireriz

26 Aralık 2015

Büyüyünce İsviçreli bilim adamı olacaktık, olamadık. Onun yerine kredi kartı borçlusu, ev taksidi ödeyicisi, okul taksidi ödeyicisi, sabah alarmı kurucusu, öğle yemeği kartlarının tutumlu kullanıcısı olduk. Hayaller İsviçreli bilim adamı, hayatlar Türkiyeli bordro mahkumu. Olsun, bu da bir şeydi.

Sonra büyüdükçe bir şey keşfettik. Yeni yıl! Yıl içinde günden güne tükenen umutlarımızın süper kahramanı. Tıpkı ayın ilk günü, cüzdana giren para gibi.
İki yolun var. Ya elindeki günleri, her günü seni mutlu, sağlıklı, huzurlu yapacak şekilde harcayacaksın; ya da kalbini gıybete, kötülüğe, kıskançlığa açacaksın. Sen güzel harcamayı bilirsen, sana her gün yeni yıl.
Cümleten mutlu yıllar.

Mini mini yeni yıl önerileri

LÖSEV’in iyilikler dükkanı: LÖSEV (Lösemili Çocuklar Vakfı) Yılbaşı öncesi “İyilik en güzel hediyedir” sloganıyla yola çıkarak, yılbaşına özel küçük mucizeler hazırladı. Çocukları lösemiye yakalanan ailelerin tedavisi için LÖSEV’in Lösemili Çocuklar Köyü’nde kurduğu atölyelerinde anneler, el emeği ile ürettikleri birbirinden güzel ürünlerle “LSV Dükkan” markası altında, çocukların tedavisine destek oluyor. Çok uygun fiyatlı el yapımı yastıklar, bebekler, ev aksesuarları var: www.lsvdukkan.com

Ovacık Noni’s House’da yeni yıl: Ovacık’ta en sevdiğim bağ evlerinden biri olan Noni’s; keyifli bir yılbaşı yemeğini çok uygun bir fiyatla sunuyor. Kişi başı 90 TL. (içecekler hariç) Mönü sahibesi Selin’in elinden çıkma. Rezervasyon için (0532) 418 47 01 Selin Hanım.

Yazının devamı...

Dünyadan umudunu kesenler kulübü

19 Aralık 2015

Bugün İstanbul’daki “sakin” hayatımın 42. günü. Nasıl bu kadar sakin kalabiliyorsun diye soruyorlar. İzmirliyim demek bir anlam ifade etmiyor burada. Yerine daha mantıklı bir cümle kuruyorum: “Dünyadan umudunu kesen insanların düşünce balonlarını okuyorum.” Metro girişindeki mendil satan balık gözlü Suriyeli kızın. O ki, “umudu çalınanlarda bugün” filminin başrol oyuncusu.

 

 

Ya da az önce yanımdan ıslak gözlerle geçen, sevdiği, güvendiği adam tarafından hep aldatılıp, hem terk edilen kadının düşüncesini okuyorum. Bu ay da kirasını güç bela ödeyen genç adamın. Akşama yine makarna yiyecek olmanın ağırlığı ile gitarını sırtlanmış yürüyen üniversitelinin. Cizre’deki evini barkını terk edip gelmiş, bir şilte üzerinde 7 kişi yaşam savaşı veren ailenin. Ki, onların bir düşünce balonu bile yok artık.


Şehir bir yandan, hızla dönüyor. Herkes, her yerde, sürekli iş konuşuyor. Dünya, beyaz yakalılar ve kurumsalı bırakmış sıfır yakalılar olarak ikiye ayrılıyor bu şehirde. Onların düşünce balonlarında herkes kendi dünyasının yıldızı. Gülümsüyorum.


Yazının devamı...

İzmir’in tadına varın

12 Aralık 2015

Ben bu satırları yazarken, sen uyuyordun saatini 07:30’a kuran iş yorgunu dakik okur. Bense, İzmir’in en güzel manzaralarından birine sahip Hilton Oteli’nin 22. katındaki odalarından birinde, bu hem güzel, hem beton yığını (ikisinin aynı anda olduğu, hem kızıp hem aşık olduğumuz kaç şehir vardır ki, dünyada) şehri, sabahın ilk ışıkları ile birlikte, bilgisayarımda parmak şıklata şıklata izliyordum.

Sonra uzun uzun Körfez’e, martılara, gelip geçen vapurlara baktım... Ve dedim ki İzmir’e, “artık denize çıkan sokaklarının birinde, minik bir evim yok. Şimdi, kalbindeki yerim, en güzel manzaralı otellerinin seni seyreden pencereleri...”
Evet, bir sabah erkenden, yine sen uyurken, ben bu güzel şehirden taşındım. İstanbul’da içinde hep İzmir olan yeni bir hayata başladım. Eskiden haftada bir koşarak İstanbul’a gidişlerim, al takke, ver külah tam tersine döndü. Şimdi, tam da şu an olduğu gibi her fırsatta İzmir’e koşar oldum. Bize biraz daha dışarıdan bakabiliyorum. Kendi küçük aklımca, İzmir–İstanbul karşılaştırmaları yapıyorum. Biz niye böyleyiz, onlar neden böyle, ne eksik, ne fazla... bla bla! Eğer merak ederim dersen, şu sıralar #istanbulda1izmirli etiketiyle instagram’dan, çok yakında da bu sayfalardan izlenimlerimi okuyabilirsin.
Taşınmaya karar verdiğim sabah, soluğu Deniz Sipahi’nin ofisinde aldım. Dedim ki, “ben şehir değiştiriyorum”. Dedi ki, “bekliyordum”. Dedim ki, “artık yazmamı istemezsin sanırım Ege ekinde”. Dedi ki “zaten hiç burada yoktun ki, bize hep dünyanın, Türkiye’nin bir ucundan bildiriyordun, sen bu ekin özgür kızısın, buna devam et. Bizi bize, şimdi de dışarıdan bakan gözlerle anlat”. Dedim ki, “vizyon bu olsa gerek”.


Yazının devamı...

Kendini Selanik sanıyorsun, sanma!

5 Aralık 2015

Aslında tam da sana bu hafta Selanik’te kış günü ne yapılır, nerelere gidilir, nasıl eğleniliri yazacaktım, ama sen kızdın, EllinAir’in daha 1 ay önce tedavüle koyduğu, haftada 2 gün İzmir – Selanik – İzmir direkt uçan tek uçağı da boş gidip geliyor diye, mayısa kadar kaldırdın. (o da şimdilik söylenen) Şaka bir yana, geçtiğimiz hafta 4 günümü, saymadım kaçıncı kez, Selanik sokaklarında, kahvelerinde, müzelerinde geçirdim. İş için gidip, bulduğum her fırsatta kendimi sokaklara, caddelere attım.

Ve şehrin “krize rağmen” yüksek enerjisi beni bir kez daha hayrete düşürdü.
İki yakanın bu benzer kenti, nasıl olabilirdi de birbirinden bu kadar farklı olabilirdi... Gelin bir göz atalım. (kış mevsimi bazında)
• Selanik nüfusu yaklaşık 1 milyon 200 bin, İzmir’in nüfusu malumunuz 4 milyona dayandı.
• Selanik’te neredeyse tüm nüfus, (ya da en az 500 bin kişi diyelim) hafta içi 01:00’e, hafta sonu 05:00’e kadar, genç – yaşlı demeden sokaklarda, Kordon’da, parklarda, cafelerde, müzelerde, butiklerde, restoranlarda.
• İzmir’de sosyal hayata sadece 10 bin kişi iştirak ediyor o da hafta içi 19:00’a, hafta sonu 21:00’e kadar. Bu saatlerden sonra sosyalleşen insan sayısı 1000 kişiyi asla geçmez. Hayat biter, dünya durur.

Yazının devamı...

Biraz sanat iyileştirir mi bizi?

28 Kasım 2015

4. Uluslararası İzmir Tiyatro Festivali başlıyor

TAKSAV tarafından düzenlenen ve bu yıl 4 yaşına giren festival; Alsancak, Basmane, Kemeraltı, Eşrefpaşa, Buca, Çimentepe, Gaziemir, Gültepe, Güzelbahçe, Güzelyalı, Karabağlar, Karşıyaka, Narlıdere’de meydan ya da salonlarındaki gösterimlerle; şehrin hemen her yerinde varlığını hissettirecek... Festivalde yerli-yabancı, 3’ü sokak, 2’si çocuk, 1’i meddah ve 1’i de kukla oyunu olmak üzere 35 ‘ÖZGÜRLÜK’ temalı oyun ile atölye, panel ve söyleşiyle bir yarışma da izleyicisiyle buluşacak. TAKSAV 4. Uluslararası İzmir Tiyatro Festivali Emek Ödülü, BALIKLIOVA KÖY TİYATROSU’na; tarladan, mutfaktan iş yorgunluklarıyla gelip prova alan, tiyatro sahnesinde kendini yeniden yaratan “yaşamlarını” çalışma dışında da “üretebilen” emekçilere verilecek. Prof. Dr. Semih Çelenk’in yönetmenliği üstlendiği TOROS CANAVARI oyununu sahneyen ekip, Aziz Nesin’in doğumunun 100. yılında İzmir Tiyatro Festivali’nin emek ödülüne layık görüldü. Biraz tiyatro hepimize iyi gelecek, o yüzden haydi festivale... Oyunlar ve salonlar ile ilgili ayrıntılı bilgi; www.izmirtiyatrofestivali.org adresinde. Biletler, biletix’de. Kişisel not: Cahide Müzikali ve Shekaspeare’nın bütün eserleri isimli oyunları İstanbul’da izlemiş ve çok beğenmiştim. Daha pek çok sıkı oyun geliyor.

 

Maddalena Forcella sergisi, K2’de

İzmir’de en sevdiğim, en karakteristik galerilerden biridir K2. Enteresan sergiler yapar, sıkı takipçileri var, ufuk açar. İşte şimdi de Meksikalı bir tekstil tasarımcısı olan Maddalena Forcella, eserlerinde doğal boyalar tercih etmesiyle tanınıyor. Deneysel boyama yöntemlerini benimseyen sanatçıya bitkiler, kabuklar, çiçekler ve böcekler limitsiz renk izgeleri oluşturmasında aracı oluyor. Özellikle Oaxaca eyaleti ve Chipas’la beraber tüm Meksika’da yerel dokumacı ve zanaatkarlarla çalışma geçmişi olan Forcella, bu deneyimini doğal boyalarla harmanlıyor ve çeşitli kurum ve organizasyonlar adına tasarım danışmanlığı yapıyor. Sergi, 4 Aralık’ta başlayıp 10 Ocak’ta sona erecek. www.k2.org.tr

 

Yazının devamı...

İzmir’in popüler mutfak kültürü nereye gidiyor?

21 Kasım 2015

Boyoz, midye, sübye, İzmir köfte, söğüş, şevketi bostan, cibez, ısırgan, revani, lokma, keşkek, zerde, sura... Bunları gündüz vaktini şahane yapan esnaf lokantaları ya da şık havalı küçük lokantalar var da akşam olunca, çoktandır 3-5 dost toplanıp dışarıya çıkmaya karar verildiğinde, gidilen tek yer balıkçılar artık bu şehirde. O da balık yemeye değil, meze yemeye! Her gece ve her gece. Hiç bıkmadan, usanmadan. Bizim malzememizle deneyseller yapan, harikalar yaratan modern şef restoranları açılamıyor, açılsa da yaşayamıyor. Hal böyle olunca, çok eskiden beri tanıdığım, bir popüler mutfak duayenine (ki aslında köklü bir mutfak geleneğinden geliyor) danışmaya karar verdim. Nereye gidiyor bu şehrin sosyal hayatı, nereye gidiyor yeme–içme kültürü, nereye gidiyor bu gençlik?

Onu pek çoğunuz tanıyorsunuz. Mesleği 32 yaşında İsrail’de ünlü bir aşçılık okulunda başlayan İzmir’in belki de en yaratıcı gastronomi adamlarından biri Jo Kohen. Kısaca “Jo”. Jo’nun elinden çıkma hangi restorana gitmedik ki? İzmir’in ilk cafe konsepti Reci’s (20 yıl önce açılmış), ardından “La folie”, benim için efsane olan Çeşme Yıldız Burnu’ndaki eski “Apropo”, Levent Marina’daki “Potiri Meyhanesi”, İzmirli ve yurtdışından gelenler için bir klasik haline gelen “Le Cigale” ve şimdilerde epey popüler olan nefis bir İzmir meyhanesi; Meyhane Piero... Jo ile tanışıklığımız henüz üniversite öğrencisiyken onun küçük restoranında yemek yeren, ne beni ne de arkadaşlarımı tanımadan tatlı ikram etmesine dayanıyor. Sonrası, onun açtığı, konsept cafe’lere gitmeye devam etmem, yemeklerini sevmem ve emeğini takdire kadar uzanıyor. Yani müşteri-işletmeci tanışlığımız, benim kendi paramı ödemem, onun da çok arada, masamıza ufak tefek ikramlar yapmasından öteye geçmiyor. Dolayısıyla, istediğimi sorabilirim, o da istediği gibi cevap verebilir. Le Cigale’in bahçesinde buluştuk başladım arka arkaya sormaya.

* Yeni nesil neden balıkçıdan başka bir yere gitmiyor? Neden iyi lokantalar İzmir’de peş peşe kapanıyor?

Çünkü maliyetler ve kiralar çok yüksek. Personeli elde tutmak maliyetli. Yurtdışında bile büyük restoranlar yerine, 3-4 masalı, aile işletmesi şef lokantalarına dönüş başladı.

* Tamam, ama bizde o da yok, bir kaç güzel lokanta var o da sadece gündüzleri servis yeriyor. Bu Fransız bahçesini (Le Cigale) saymazsak ya mezeci, ya eller havaya. Hiç bir yer aynı isimle 20 yıl, 30 yıl yaşamıyor neden?

İzmir’in maalesef en büyük problemi bu, “kalıcılığa saygı” sıfır! Madrid’te, Roma’da ya da küçücük bir kasabada 100 yıllık restoranlar var, oysa İzmir’de bir lokanta 10 yılını aynı isimle deviriyorsa, “neden isim değiştirmiyorsun” diye soran var. Balıkçıya da gitmiyoruz ki artık, meze yemeye gidiyoruz. Atom, midye, haydari. Biz eskiden balık yemeye giderdik. Ama görün bakın, gençler bundan yavaş yavaş vazgeçecek. Çünkü görüyorlar, dünyayı geziyorlar, bir gün gelecek kendi şehirlerinde de yeni lezzetler isteyecekler. Bak yeni nesil kahvecilere, basit olsun, ekonomik olsun, ama rafine olsun, farklı olsun.

* Peki ya hijyen?

Yazının devamı...

Festival sevmeyen şehrin festivali 16. kez başlıyor!

14 Kasım 2015

Hem de sanata, festivale, kültüre, sanat-sepet işlerine öyle pek de bayılmayan bir şehirde. (bknz: ¨İzmir’de sanat var, siz yoksunuz¨ başlıklı yazım). İşte bu yüzden, tıpkı, Uluslararası İzmir Festivali gibi, Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali de çok değerli. Çünkü nüfusu yoğun, sanat sever bir şehirde festival yaşatmak kolay (bknz İstanbul, New York, Montreal vs vs) Ama İzmir’de maalesef o kadar kolay değil bu işler. Ama çok şükür ki, kısa film seyircisi sahip çıkıyor festivaline, koltukları dolduruyor, o güzel seyirciye her geçen gün yenisi ekleniyor. 

 

Festivale gel

Sinemaseverlerin sabırsızlıkla beklediği Festival, 17 Kasım Salı günü başlıyor. Özel seçkilerle beraber 400’ün üzerinde filmi ÜCRETSİZ olarak seyirciyle buluştururken; atölye çalışmaları ve söyleşilerle festival boyunca sinemaya dair etkinliklere ev sahipliği yapacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Buca Belediyesi, Bornova Belediyesi ve Konak Belediyesi’nin desteklediği festivalin açılış töreni, 18 Kasım Çarşamba günü Buca Kültür Merkezi’nde yapılacak.

 

Bu yılki Jüri çok sıkı!

Yazının devamı...

Zeytin balık Ayvalık

7 Kasım 2015

Neden mi? Geçtiğimiz hafta, seçimi de bahane edip soluğu yine Kuzey Ege’de aldım. Bu kez bu hafta sonu gerçekleşen “Zeytin Hasat Günleri” öncesi iki dal temiz hava, bir nefes zeytin kokusu çekip ciğerime dönmekti niyetim. Ama bir günde bitiremedim. Ayvalık ve Cunda o kadar tazelenmiş, o kadar güzel yerler açılmış, o kadar özenle restore edilmeye başlanmış ki, bırakıp gidemedim. Seçim sabahı erkenden oy kullanmak için İzmir yollarına düşmek bana; bu yazıyı bu pazar okumak sana kaldı, seçim yorgunu güzel okur! İyisi mi, kasım masım deme, 1 günlüğüne de olsa Ayvalık’sız kışa girme. Hatta hadi bugün atlayıp git. Bak Ayvalık Zeytin Hasat Günleri’nde neler var neler: www.ayvalikhasatgunleri.com

Ayvalık Taksiyarhis Anı Müzesi

Herkes Cunda Adası’ndaki Taksiyarhis’i bilir (O da Rahmi Koç Vakfı tarafından yenilenerek nefis bir oyuncak müzesine dönüştürüldü) ama Ayvalık İsmet Paşa Mahallesi’ndeki Taksiyarhis Kilisesi de 2009 yılında Kültür eski Bakanı Ertuğrul Günay’in girişimiyle restorasyona girdi. 2013’te de anıt müze olarak yeniden açıldı. İlginç bir anekdot: 1873 yılında inşa edilen kilisede bulunan çan II. Dünya Savaşı yıllarında yerinden çıkarılarak olası bir saldırıyı halka haber vermesi için meydana yerleştirilmiş. Daha sonraları bu çanın dünyanın en büyük çanı olduğu ortaya çıkmış. Çan, bilin bakım şimdi nerede? Her şeyimizi araklayan Berlin’deki Bergama Müzesi’nde.

Ayvalık Şehir Kulübü ve Bay Nihat

Ayvalık’ta öğle yemeği için en sevdiğim yerlerden biri liman yakınındaki Ayvalık Şehir Kulübü. Denizin üzerinde. Tezgahta her öğlen harika otlar, zeytinyağlılar, sulu yemekler ve fotoğrafta görmüş olduğunuz, portakallı, taze naneli kum midyesi (kidonya) arkadaşlar var. Cunda Adası’ndaki Bay Nihat’sa her dem aynı. İyi servis, öğlen rakısı, gerçek Ayvalık mutfağı ve taze balık...

Antikacılar Sokağı ve Café Caramel

Yazının devamı...