"Bahar Akıncı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bahar Akıncı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bahar Akıncı

Ellerimi açaydım, gitme diyeydim!

18 Haziran 2016

Bir üçlemeydi aslında, Kalymnos ile başlayan Leros ile devam eden, Bodrum ile sürecek olan. Yine sürecek, haftaya Leros, ondan sonraki pazar da Bodrum notlarım olacak. Ama önce aydınlatma gereği duyduğum bir kaç detay var. Kendimi size borçlu hissettiğim...

Kalymnos yazısının çıktığı gün, mail ve instagram mesajı ile epey bir eleştiri oku yolladınız bana, sağ olun var olun. Okunduğumu gösterir, duyarlılığınızı gösterir ki, bu da sadece fotoğraflara bakıp geçilen bir ülkede, umut verici bir şey. Eleştiri oklarının ucundaki nazik mesajlarınızın (hakikaten nazikti gelen mail ve mesajlar) halet-i ruhiyesi ise şu, “ülke turizmi bu kadar tepe taklak giderken, nasıl olur da sen bir Yunan adası hakkında yazı yazarsın?”
O zaman gerekçeli savunmamı aşağıda madde madde açıklıyorum, hazır mıyız?
Uçaklar uçmuş: Şu an bu yazıyı yazarken girdim bir kaç uçuş arama sitesine, lafı dolandırmadan bayram tarihlerini, destinasyona da İstanbul – Bodrum, İzmir - Antalya gibi, İzmir – Alanya gibi, 9 günlük tatilde valizinizi alıp gitmek isteyebileceğiniz yerleri yazdım, yurtdışı biletlerine girmedim bile... Çıkan sonucu söyleyeyim mi? En ucuz bilet İzmir – Antalya. O da ortalama 540 TL civarında!
Oteller dolmuş: Ama nasıl dolmak? Normal fiyatın 2 katı, 3 katı, 5 katı fiyata! Üstelik son 5 senedir yeni moda, “4 gece 5 günün altında konaklama kabul edemiyoruz güzel kardeşim.” E ya ben sırt çantamı ve sevdiceğimi yanıma katıp Güney Ege turuna çıktıysam? Bodrum’dan girip Gökova’dan çıkacaksam, Fethiye’de kelebek kovalayıp oradan Dalyan’a dönüp balık tutacaksam?
Yemekler pişmiş: Bayram tatilinde en korktuğum şeylerin başında, bir tatgil yöresindeki popüler restorana gitmek var bu ülkede. Ne ile karşılaşacağımı bilmiyorum, ne yiyeceğimi bilmiyorum, nasıl servis alacağımı bilmiyorum... O yüzden son yıllarda bayramda hiç bir yere gitmiyorum. Giden varsa bana yazsın.

Yazının devamı...

Kalymnos’a gider iken

12 Haziran 2016

Adalardan, Çeşme ve Bodrum’dan, Kuzey Ege’den, Güney Ege’den hatta zaman zaman dünyadan, Avrupa’dan, Balkanlar’dan bildireceğim. Yeni ne var, nabız nasıl, ne ne kadar, nasıl gidilir, ne yenir, ne giyilir, nerede kalınır, ne dinlenir, hangi koydan denize girilir... Aradığınız, aramadığınız, aklınıza gelen gelmeyen her köşe bucak; her pazar bu köşede olacak.

(Daha da ayrıntılı bilgiler için; instagram: @baharakinci, snapchat: bhrakinci)
İlk durağımız bir üçleme; Kalymnos – Leros - Bodrum. Bugün başlayıp Bayram’a kadar uzanacak notlarım. Hazırsanız, buyrun başlayalım.

Neden gidilir
Kalymnos; Bodrum’un 26 km batısında yer alan; ilk ayak bastığında pek bir şeye benzetemeyeceğin (liman biraz çorakça) adayı keşfettikçe aşık olacağın, kuzey tarafı yemyeşil, evleri güzel, yemeği güzel, gün batımı efsane bir “büyük ada”. Büyük diyorum, çünkü yaz aylarında nüfus 30 bine kadar çıkıyor. Canının istediği yere havlunu atıp denize girmek, kaya tırmanışları yapmak, trekking turlarına katılmak, şahane yemek yemek, yaşlı mübadil amcalarla sohbet etmek, kahvelerinde frappe içmek için bile gidilir.

Nereleri gezilir

Yazının devamı...

Sana küçük notlar yazdım İzmir

29 Mayıs 2016

 

Bu baş döndüren haftadan küçük küçük notlar yazdım sana ey baharın geldiğini bile anlamamış gündem yorgunu okur! İstedim ki biraz gündemin dışına çıkalım, uçan halıya binip baharın neşesini içimize çekelim. Evet; sen farkında değilsin ama neşeli bahar geri geldi, çık o zaman dışarı, çek doğayı içine...

 

Efes, insan yüzü görmeye başlamış
1-4 Haziran’da gerçekleşecek uluslararası bir projenin Efes – Selçuk ayağı için an itibariyle dünden beri bölgedeyim. Bir ay önce projenin keşfi için geldiğim Efes Antik Kenti bomboşken, dün nihayet içeride 300 kadar turist vardı.

Yeterli mi? Asla! Geçtiğimiz yılın bu mevsiminin 10’da 1’i diyor Efes yetkilileri. Ama geçtiğimiz ay, hem de pazar günü, içeride 7 kişi olduğunu varsayarsak; hafta içi 300 kişi de umut verici... (bardağın dolu tarafı)

 

Yazının devamı...

Bir şehri sevme sebebim, İzmir Festivali

21 Mayıs 2016

En öfkeli, en mutsuz, en kaygılı anlarımda koynuna başımı soktuğum, sakin limanlarında nefes aldığım, sonra ha gayret yoluma devam ettiğim... Hele Uluslararası İzmir Festivali, resmen koca bir şehri sevme sebebim! İzmir’e koşa koşa gitme sebebim...

Festival, Joshua Bell ile başladı daha ne olsun...
İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (İKSEV) tarafından düzenlenen 30. Uluslararası İzmir Festivali, 17 Mayıs gecesi, dünyaca ünlü keman virtüözü Joshua Bell’in konseriyle başladı. Kent halkının sanatsal beğenisinin yükselmesinde önemli bir rol oynayan, nitelikli programlarıyla kendi seyircisini yetiştiren Festival, otuzuncu yılını çok değerli sanatçı ve müzisyenlerle kutluyor.

“One stage”e gel
Ege Üniversitesi Devlet Klasik Türk Musikisi Konservatuvarı ve Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuarı, 25 Mayıs Çarşamba günü “One Stage” projesi ile ilk kez aynı sahnede buluşacak. Saat 21:30’da AASSM’de yapılacak konserde her iki kurumun tarafından Festival için bestelenen eserler değerli icracıları tarafından seslendirilecek. Konser halka açık, davetiyeler AASSM’deki İKSEV gişesinden alınabilecek.

Paco Pena ile yeniden

Yazının devamı...

Geçmez bir yarayı, pamuklara saran kadınlar

14 Mayıs 2016

 

Elif, (biz ismine Elif diyelim) İzmir’in bir köyünde, annesi, iki abisi ve babası ile yaşayan 6 yaşında minicik bir kız çocuğu. Ufak bir tarlaları var, anne ve iki abi, var gücüyle çalışıyor, baba daha çok kahvede. Buraya adar anormal bir durum yok. Anormal hatta korkunç olan, Elif’in baba bildiği adamın aslında üvey babası olması ve Elif 6 yaşına bastığı yıl, o küçücük kıza cinsel tacize başlaması. Korkunç olan Elif’in bunu hiç kimseye söyleyememesi ve üvey babasını, baba bilmeye devam etmesi.


Tam 9 yıl. Kapı arkasında, anne tarladayken, fırsat bulduğu her anda. (Bunları yazarken bile kusmak istiyorum, küçücük yavrucağın halini varın siz düşünün). Bu arada kahrolası öyle lanet, pis bir baba ki, öz oğulları bile adamın karşısında tir tir titriyor ve anne 9 yıl boyunca Elif adamdan aksi olduğu için korkuyor sanıyor. Ta ki, o geceye kadar. Elif 15 yaşına bastığı yaz, bir gün okuldan geliyor ve o korkunç olay yaşanıyor. Dünyanın en pislik, en alçak adamı, herkese öz kızım dediği Elif’e tecavüz ediyor. Korkunç bir şekilde. Ve küçücük kızın üzerinde kalp krizi geçirip ölüyor. Elif çığlık çığlığa evden fırlıyor, aklını kaçırıyor, köyün sokaklarında deliler gibi koşuyor, bir çalı dibinde yarı baygın buluyorlar Elif’i. Adam mezara, Elif Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne. Yaklaşık 1 ay sonra çıkıyor Elif. Anne kızını alıp İstanbul’a göç ediyor Ah diyor anlasaydım, bir anlasaydım kendi ellerimle öldürürdüm o deyusu. Tarlayı satıp adamın oğullarını bir akraba yanına koyup İstanbul’da bir akraba yanına sığınıyor. Her gün temizliğe gitmeye başlıyor. Anne kız yeni bir hayata başlıyor. Elif okuyor, zaman içinde iyileşiyor. 2 yıllık muhasebe bölümünü bile bitiriyor ve işe giriyor.


Her şey bitti sanıyorsunuz değil mi? Ben de öyle sanmıştım. Ama bitmiyor. Günlerden bir gün üvey abilerden biri çıkıp geliyor. Hasta ve İstanbul’da ameliyat olması lazım anne onu eve alıyor. Derken Elif eve geliyor ve aradan geçen 10 yılda üvey abi, üvey babaya fizik olarak o kadar benzemiş ki, saçları dökülmüş, kilo almış ve Elif o adamı yıllar sonra sanki karşısında görüyor. Bütün anılar tetikleniyor ve Elif büyük bir kriz eşliğinde hastaneye kaldırılıyor. Hastane konuşarak tedavi yerine elektro şok yöntemini seçtiği için 7 kez elektro şok veriliyor Elif’e. 3 ay hastanede kaldığı için işinden oluyor ve eve döndüğünün ertesi günü intihara kalkışıyor.


Yazının devamı...

Gitmeyen anne yapsınlar

7 Mayıs 2016

 

Anne’m; bütün anneler güzeldir derdin ya doğru olduğunu, annesi gitmiş pek çok çocukla tanıştığımda öğrendim. Kimisi 9, kimisi 39, kimisi 16 yaşındaydı, hatta biri vardı, tam 63 yaşındaydı... Hepimiz annesiz çocuklardık, babası ölenler (büyümüşse) öksüz olmuyorlarmış da annesi gidenler 30’larında bile olsa yetim kalıyorlarmış anne...
Sen ne güzel bir hayat yaşadın anne. Önce babama, sonra ablama sonra bana sahip oldun. Ne acılar çektin anne, kimse bilmez, kendine sakladın. Bizim için de en zoru, seni saklamaktı anne, her şey gitti, bir kokun kaldı. Sahi o koku, ne zaman gider anne?

Ben seni hayatım boyunca “ev hanımı” sanmıştım
Ne büyük yanılgı! Bir annenin, aynı anda hem “doktor” (her hastalandığımda), hem “öğretmen” (bana zorla coğrafya çalıştırdığında), hem “psikolog” (başımı binbir dertle her göğsüne yasladığımda), hem “avukat” (birisi hakkımı yediğinde), hem “dedektif” (sigara içip içmediğimi, hatta madde bağımlısı olup olmadığımı türlü numaralarla kontrol ettiğinde) anlayamadım anne, sen gidince anladım. Üstelik bir kampusü bile olmayan, dünyanın en zor bölümünden mezunmuşsun sen, annelik okulundan...
Bir anne gidince, hiç bir şey eskisi gibi olmuyormuş. Sen daha hastanedeyken başladı dünya eskisi gibi olmamaya. Yoğun bakımın önünde, arabanın içinde beklediğimiz o gecelerde belliydi, dünyanın artık eskisi kadar güllük gülistanlık olmayacağı. Hep kaynayan çaydanlığın feri sönmüştü ve sen gidiyordun. Sensiz içtiğimiz her çayın önceleri zehir gibi, sonra sonra buruk bir tadı olacaktı ve biz henüz bunu bilmiyorduk.

Yazının devamı...

Güney Kore, turizm için yeni bir şans!

30 Nisan 2016

Ardından ruh hastası IŞİD Sultanahmet’te bombanın pinini çekince doğal olarak Almanlar gelmemeye başladı, ama daha da önemlisi 11 Alman vatandaşı hayatını kaybedince, kahrolduk. ‘Varsın gelmesinler’ dedim içimden, bari onlar güvende olsun.
Gelmesinler de kim gelecek? Milyonlarca insan bu işten ekmek yiyor. İç turizm canlansın, otel fiyatları insin, restoranlar el birliği yapsın ulaşılabilir mönüler hazırlasın desen; tık yok! (Ege’nin canım minik köylerine lafım yok, onlar zaten kendi yağı ile kavrulupduru nicedir).
Sonuç böyleyken, geçtiğimiz günlerde bir istatistik öğrendim. Güney Koreli turistler; son iki yıldır, kültür turizmi için dünyada en çok Efes’i tercih etmeye başlamış. (keşke İzmir’i pas geçip direkt Efes’e gitmeseler)


Daha da önemlisi; Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verilerine göre geçen yıl 201 bin Güney Koreli turist İstanbul, İzmir, Konya, Trabzon, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kapodokya bölgesi, Kastamonu, Ankara, Denizli (Pamukkale) ve Antalya’da kültür, tarih, eko, yayla ve arkoloji turuna çıkmış

Yazının devamı...

Ege’de baharı karşılamak için en iyi 5 rota

24 Nisan 2016

Ben de size bu yazıyı süzgeçten geçirerek, Ege rotalarını da ekleyerek küçük bir yolluk paket hazırladım bu hafta. Herkes üzerine kendi rotasını da eklesin diye. Çıkın, koşun, dağlara bayırlara vurun. Berbat, soğuk, gri, acımasız, kan ve göz yaşı dolu bir tünelden geçtik, belki bahar iyi gelir hepimize!

 

ADRENALİN DOLU YAMAÇ PARAŞÜTÜ; BABADAĞ
Adrenalin tutkunuysanız ve hala Türkiye’nin yamaç paraşütü mabedine gitmediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz. Baharda ısınan havayla birlikte deneyimli yamaç paraşütü eğitmenleriyle, kendinizi 2 bin metreden aşağıya bırakın ve Ölüdeniz manzarasının tadını çıkarın. Hava şartlarına göre yarım saatle bir saat arasında Belcekız Plajı’na iniyorsunuz. Yazın ilk sıcağını ve doğanın uyanışını havadan seyretmek harika. (Not: Benim hayat boyunca yaptığım en güzel 3 şeyden biri Babadağ’dan yamaç paraşütü ile atlamak oldu, detayları hz google’a ‘bahar akıncı yamaç paraşütü’ yazarak aratabilirsiniz.)

 

BİR RÜYA ADASI; CUNDA

Yazının devamı...