"Bahar Akıncı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bahar Akıncı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bahar Akıncı

İki medeniyet arasındaki temel farkı bulunuz

4 Eylül 2016

Çok gürültülü, çok havalı dedim. Aman aman çok pahalı dedim. Göz boyuyorlar, çorak adanın teki dedim. Dedim de dedim. Sonra bir grup arkadaşım tutturdu, çok uygun fiyata bilet bulduk, uygun fiyata ev de bulduk, hadi gel gidiyoruz diye. Tamam dedim, neymiş bakalım bu adanın alemet-i farikası... Bakın sıkılırsam evden dışarı çıkmam diye de ekledim.

Hayatımda gördüğüm en çorak ada
Borajet’ten aldığımız biletlerle atladık gittik, Mikonos’a. Uçak alçaldıkça bakıyorum, hayatımda gördüğüm en çorak ada! Öyle böyle değil, hem de. Bir tane ağaç olmaz mı? Dedim ki, heyhat bu mudur Mikonos? Havalanı avuç içi kadar bir yer. Adanın ortasında. İki dakika taksi ya da otobüs yolculuğu ile hop merkezdesin. Asıl olay da burada başlıyor zaten! O nasıl bir gustodur arkadaşım insan eliyle yaratılan? Bir ada bu kadar temiz, bu kadar beyaz, bu kadar çiçek gibi mi olur? O dükkanların, o lokantaların dekorasyonu, o sokaklardan gelen jazz tınıları... Yoksa bendeki Mikonos algısı yavaş yavaş bir hayranlığa mı bırakıyor?

Biiç’e giderken lüküs araba yok seversen, otobüs var binersen
Önceden rezervasyon yaptırdığımız aracımızı alıp evimize doğru yola koyuluyoruz. Araç dediysem, bildiğin araç yani. Otomobil değil. Muhtemelen 2005 model, düz vites ve ayağını sadece yerden kesiyor. Zaten adada 10 yaşından küçük kiralık araba yok. İşin güzel tarafı kimsenin de umurunda değil. Çünkü herkes ya atv tepesinde, ya motosiklet kiralamış ya da merkezden kalkan klimalı otobüslerle şen şakrak biiç’lere klab’lara akın etmekte. Bizim Bodrum’da, Çeşme’de o havalı plajlara otobüs kaldırsan, utancından kendini jiletler millet! Giriyoruz bize ısrarla önerilen plajlardan birine, kapıda badigard yok!! Giriyorsun içeri, şezlong mu kiralamak istiyorsun hay hay... Arka sıralar 2 şezlong 1 şemsiye 20 eu’dan başlıyor, denize doğru 80 eu’ya kadar yolu var. Şezlong şemsiye istemiyor musun? Buyur kardeşim cafe’de bir kahve iç arada denize gir çık ya da ser havlunu kumlara... Denizler hepimizin. Evet Mikonos ucuz değil, ama her şeyin fiyatı belli, sürpriz yok, sonradan karşına çıkarılan pavyon hesabı hiç yok. Hemen her plajda 17.00-19.00 arası happy hour saati; kokteyller 9.90! Eğlenmeden kasan yok, etrafı seyredip kendini Brunei Sultanı zanneden yok, herkes eğlenmeye gelmiş, dans etmeye gelmiş, kimsenin kimseyi taktığı ya da rahatsız ettiği yok. Tuhaf bir eşitlik duygusu geliyor Mikonos’ta üzerine.

Yazının devamı...

Magnesia Antik Kenti, büyüle bizi

28 Ağustos 2016

Arama boşa. Böyle deniz yok. Böyle koy, böyle köy, böyle ağaçları eğilmiş içinden geçtiğin yol, böyle uçurum kenarı antik şehir, böyle sofra kültürü yok. Başka hiç bir memlekette, “Tanrı misafiri” diye bir şey yok. Sen seversen her taşı cennet, sen gidersen geriye memleket diye bir şey yok.

#BaşkaEge kitap projem ilk ayını doldururken, tam da Karaburun taraflarında bir elektronik posta aldım:
“Sevgili Bahar, Batı Anadolu Grubu’nun 20 yıldan bu yana kazılarına destek verdiği Magnesia’da, binlerce yıl öncesinin pazar yeri gelenekleri konusunda bilgilenecek, dünyanın bilinen en büyük antik stadyumuna sahip bu eşsiz ören yerini daha yakından tanıyacağız. Bize katılmak ister misin?”
Fırsat bu fırsat deyip, aşırı merak ettiğim Magnesia Antik Kenti’ni yerinde görmek, üstelik tarihini hocaların hocası Prof. Dr. Orhan Bingöl ve Saffet Emre Tonguç’tan dinlemek için düştüm yollara. Karaburun’dan Söke’ye tam 200 km araba sürüp vardım Magnesia Antik Kenti’ne!

Magnesia neden önemli

Yazının devamı...

Başka Ege’de başka bir yer; Assos

7 Ağustos 2016

Şöförü, fotoğrafçısı, kalemşörü, antik şehir tırmanıcısı, trekkingçisi, araştırmacı gazetecisi, güneş batırıcısı ve son olarak aksiyon videocusunun ¨kendim¨ olduğu bu yolculukta, 20. günü geride bıraktım. Şu ana kadar neredeyse 2500 km devirdim, yüzlerce şişe suyu kafama diktim, onlarca insanla tanıştım, yaşadıkları yerlerin hikayelerini dinledim. Adalı Rumları, her gün bisikletle enginar satan Ayşe abla’yı, meyhaneci Hafız’ı, üzüme aşık Talay Ailesi’ni, Behramkale kaı başkanı Nurettin Arslan’ı, kurumsal hayatı bırakıp gelmiş onlarca güzel insanı tanıdım, röportajlar yaptım. Tek başına yolculuk etmekten çekinmiyor musun diye soruyorsunuz sosyal medyadan. Tek başıma yolculuk etmiyorm ki. Hiç yalnız kalmayacağımı daha ilk gecemde, Gökçeada’da gün batımı çekerken beni tanıyıp yanıma gelen sevgili Arzu ve Hakan sayesinde anlaşmıştım. Ki sonra devamı geldi. Hepiniz en az Ege kadar efsanesiniz. Her birinizin özel bir hikayesi var. Ben yolculuğuma an itibariyle Çeşme ve Karaburun’un köyleri üzerinden devam ederken, sizi kitabıma da girecek bir kaç Assos notu ile baş başa bırakıyorum. (Unutmayın, yolculuğumun tamamı İnstagram hesabımda: @baharakinci, beni yalnız bıtrakmayın)

Assos’a neden gidelim? Behramkale, antik ismiyle Assos, Kuzey Ege’nin en büyüleyici köşelerinden biri... En büyük şansı, SİT alanı olması ve kazı çalışmaları halen devam eden muhteşem bir antik kente sahip olması. Limanda balıkçılar ağlarını temizlerken başınızı kaldırıp asırlar öncesinden kalma antik sütunları görmek, Midilli Adası’nın ışıklarını seçmek, bünyeyi her sabah cennet koylara bandırmak paha biçilemez.

Assos Antik Kenti, Unesco dünya mirası listesine girsin! Tarihçesi M.Ц. 6.yy’a kadar dayanıyor. Zamanında yüzü denize dönük ve teraslarla denize inen bir antik kentmiş. Osmanlı’nın gelişiyle yerleşim ters istikamette gelişme göstermiş ve Behramkale köyü ortaya çıkmış. Nekrapol, Surlar, Agora ve Athena Tapınağı’nın kalıntıları mutlaka, ama mutlaka görülmeli. Kazılar, bugüne dek tanıdığım en özverili arkeologlardan biri olan Nurettin Arslan’ın kazı başkanlığında sürüyor ve güzel haber İÇDAŞ Holding, önümüzdeki 5 yıl boyunca kazılara destek vermeye karar vermiş.

Bu şu demek; eğer gerekli prosedürler yerine gelir, bir ziyaretçi karşılama merkezi yapılır ve daha çok eser gün ışığına çıkabilirse ve Assos Antik Kenti, Unesco Dünya Mirası Listesi’ne girebilir. Neden olmasın?

Yazının devamı...

Kaç yazımız daha kaldı Bozcaada’da

30 Temmuz 2016

Her yaz yoğurdu böğrümüze sürüyorlar acısı dinsin diye. “Daha kaç yaz göreceğiz seni Bozcaada” diye düşündüm feribotunla dönerken. 20 yaz daha mı göreceğiz, şansımız varsa 30 mu? Yaşlanıp güneşinde kemiklerimizi ısıtmaya gelebilecek miyiz? Bunu bir tek yukarıdaki, o hepimizden büyük olan biliyor.
Ben yine de bu yaz, hala vakit var diyerek, size adanın yenilerinden bir Bozcaada listesi hazırladım. Ki yerim dar, öneriler haftaya da devam edecek. Bu arada ben hala yoldayım. Kuzey Ege turu neredeyse tamamlanmak üzere, gittiğim her yerde beni ve kitap projeme destek veren vişne çürüğü Qashqai’mi tanıdığınız için teşekkürler. Öyle güzel yerlerde, öyle güzel insanlar yanıma geliyor ki, sizi takip ediyoruz diye, sevincimi anlatamam. Yol hikayelerimin tamamı instagram @baharakinci, snapchat bhrakinci adreslerinde!

YENİ OTEL
Aya Petro Bozcaada: Aya Petro, Ada’nın Mermer Burnu’nda halen kalıntıları duran manastırının ismi. Otel haline bürünmüş şekli ise Türk Mahallesi’nde. 7 göbekten Adalı bir aileye ait. Temiz, konforlu, merkezi, kahvaltısı güzel, kocaman bahçeli, mimarisi güzel, yan tarafta ücretsiz otoparkı var. Yüksek sezonda gecelik oda fiyatı; (alt kat odalar) 2 kişi kahvaltı dahil 250 TL – www.ayapetro.com

YENİ KAFE

Yazının devamı...

Gökçeada yolunda, kalkışması kolunda!

23 Temmuz 2016

Bütün gece hop oturup hop kalktığımız yetmemiş gibi, kendimizi önce bankamatik, sonra ekmek kuyruğunda bulduk. (Ada’da ve üstelik seferiyken benim ekmek kuyruğunda ne işim var? Onu hele hiç bilmiyorum.) İlk bir kaç dakika aksiyon filmi tadında geçiyorken, henüz ne olduğunu anlamamışken, ilk kanın dökülmesiyle kendimize geldik. Korkunç şeyler oluyordu ve elimizden hiç bir şey gelmiyordu, çaresizce beklemekten başka. Darbe denen demokrasi yoksunu hareket bir yana, kandırılarak köprülere çıkarılan el kadar sabi askerlerin linç edilmeye kalkışılması bir yana... Hayatımda hiç bu kadar canım yanmamıştı, hem o gece öldürülen şehitlere, hem de gencecik askerlerin düştüğü hale... Gökçeada’dan çıkıp Bozcaada’ya ulaştığımda ise başka bir haber bekliyordu beni, OHAL! Kaderimizse çekeceğiz, yeter ki, bitsin bu kabus derken düşünmeden edemedim, “Allahım 3. durağımda başıma ne gelecek.” Siz bu yazıyı okurken ben Behramkale’deki kazı alanını fotoğraflıyor olacağım, şükür henüz başka bir olay yok memlekette, ben de usul usul yoluma devam ediyorum. Sizi bir kaç Gökçeada notu ile başbaşa bırakırken, hikayenin tamamı instagram: @baharakinci / snapchat: bhrakinci hesabında... Beni yalnız bırakmayın, her durakta bir şey oluyor.



Gökçeada, köyleri güzel ada
Yolu sandığımdan daha kolaymış. İstanbul üzerinden gelirsen Kabatepe’ye kadar 3,5 saatte inip oradan kalkan feribotla 1 saat 15 dakikada adadasın. İzmir üzerinden gelirsen Çanakkale’den Kilitbahir’e, oradan da karayolu ile yine Kabatepe’den kalkan feribota geçmen gerekiyor. Ada içi ulaşımda aracınızın olması şart...

Nerede kalalım

Yazının devamı...

Bodrum’un gizli saklı lezzet durakları

10 Temmuz 2016

Gizli saklı güneşlenmek, gizli saklı atıştırmak (diyetteysen), gizli saklı öpüşmek, ders çalışman gereken yerde gizli saklı bilgisayar oynamak, toplantıdaysan whatsapp’tan gizli saklı arkadaşınla yapılan geyik... Belki sürekli her duygusu bastırılan bir toplum olduğumuz için gizli saklıya bu kadar meyilliyiz, bilmiyorum. Bildiğim bir şey var, o da önümüzdeki hafta, tüm kıyı Ege’nin gizli saklı adreslerini, köylerini, yerel adreslerini, köy kahvelerini, koylarını kısaca yerel olan ne varsa, ne kaldıysa yazmak, fotoğraflamak, videolar çekmek üzere yollara düşüyorum. Tüm yol hikayemi, instagram’da @baharakinci hesabından, snapchat’te bhrakinci adresinden takip edebilirsiniz. (Edin olur mu? Beni yollarda yalnız bırakmayın) Hikayelerin geniş özeti de her pazar bu köşede olacak.

 

ENT RESTAURANT



An itibariyle Bodrum’da olanlara, az bilinen rüya gibi bir öneri; Ent Restaurant! Nerede? Bodrum Merkez’den Yalı tabelalarını takip edin, Kızılağaç köyü yoluna sapın, 1 km ileride sağda; Selahattin Pınar Çiftliği’nin bitişiğinde güllerle, asırlık ağaçlar ile çevrili bir vaha. Neden gidilir? Toscana ve Kuzey İspanya’nın köylerinde sunulan ‘fine dining’ deneyimini Bodrum malzemeleri ve Ege ritüeli ile deneyimlemek için. Şefi kim? 7 masalı restoranın şefi ve kurucusu Yoldaş Sönmez; iki üniversite mezunu, Kanada’da, Viyana’da, Abu Dhabi Grand Prix’sinde executive chef olarak görev yapmış, Kempinski Barbaros Bay’da Chef de Cuisine olarak çalışmış. Mutfağın tamamı okullu genç bir ekip. 10 course ve 6 course’dan oluşan iki ayrı tadım menüsü var. Ne yenir? Tarama salata, kupez topları, domates tarlası, muska böreği, kuzu, ve satsumalı panna cota’nin bulunduğu 6 course’luk menü efsane! Öğlenleri kapalı. www.entrestaurant.com - (0252- 3692426)

 

LATİFE HANIM MEYHANESİ

Yazının devamı...

Ömrümce unutamayacağım o anons

3 Temmuz 2016

Kuzey İspanya’nın Bilbao şehrinden kalkan İstanbul uçağına binmek için havalimanına gidiyorum. Temiz, modern, şık ve bir o kadar da küçük havalimanı. 1996 yılına dek terörün en şiddetlisini yaşayan Bilbao, Avrupa’da terörle yaşamasını öğrenmiş, ancak bunu alışmak olarak algılamamış en önemli şehirlerden biri. Havalimanında ilk kontrol noktası bundan bir kaç yıl önce kaldırılmış, ancak alana ayak bastığınız andan itibaren termal kameralarla her noktada izleniyorsunuz. Kurt köpekli SAS komandolarının etrafa yaydığı güven duygusunu saymıyorum bile. Çünkü yıllarca, (tıpkı Madrid gibi) ETA gerillaları ile mücadele ediyor Bilbao, neredeyse her akşam bir mahallesinin çöp kutusunda bomba patlıyor.

Son saldırıyı, üstelik henüz bir kaç hafta önce ateşkes imzalanmasına rağmen 2006 yılında Madrid Havaalimanı’nda patlatıyor ETA. Fakat güvenlik önlemleri o kadar üst düzey ki, yaklaşabildiği tek yer otopark yakını. Saldırı sonrası otoparktan 40 ton enkaz çıkarılıyor 1 hafta boyunca. Bombanın şiddetini varın siz düşünün. Ama o kamyonet, o havalimanının önüne dahi yaklaşamıyor. Otopark patlamasında 2 Ekvatorlu vatandaş hayatını kaybediyor.
Tüm bunları düşünürken uçağım İstanbul Atatürk Havalimanı’na doğru alçalıyor. Havalimanından metroya doğru ilerliyorum. 10 gün önce. Elimdeki iki valiz, İstanbul metrosunda değiştirdiğim 3 hat boyunca hiç bir güvenlik önleminden geçmiyor. Sorduğumda kimse cevaplamıyor. ‘Şans eseri yaşıyoruz’ diye geçiriyorum içimden.

 

YÜREKLERİ DAĞLAYAN O GECE VE BENİ DAĞLAYAN O ANONS
Gelelim geçtiğimiz salı akşamına. O meşum geceye. 28 Haziran 2016. Saat 20:30 civarı. Bu kez Bodrum’dan 40 dakikalık bir rötarla Atatürk Havalimanı’na iniyorum. Tam çıkarken, İsrail uçağından henüz inmiş bir arkadaşım arıyor. Dur diyorum eve gitmeden seni göreyim, dış hatlara geliyorum, bir kahve içeriz. İlerlerken, tekrar arıyor ve diyor ki, babam geldi almaya, duramıyor, cuma buluşalım. Geri dönüp saat de geç olduğu için bir taksiye biniyorum. Saat 21:00’e doğru ayrılıyorum alandan. Yaklaşık 20-25 dakika sonra, havalimanı taksisinin telsizinden yaşadığım süre boyunca unutmayacağım bir anons yükseliyor. “Havalimanı’ndan çıkan taksiler, 3 büyük patlama yaşadık, silahlı çatışma devam ediyor, çok sayıda yaralı var, yolları açın.”


Yazının devamı...

Suyun iki yakası; Leros ve Didim

26 Haziran 2016

Yok efendim zaten paraları yokmuş, yok efendim hem paraları yokmuş hem de çalışmıyorlarmış, yok efendim Türkler olmasa toptan batarlarmış. Kısacası, komşunun hali ile eğlenmekte hiç bir beis görmedik. (İlaveten şunu da göremedik; adamlar yüz yıla yakın zamandır, adalarının ve Greek kültürünün algı pazarlamasında destan yazmış, kriz olsa ne gam, yaz gelince dünyanın dört bir yanından turist akıyor.) Derken gün oldu devran döndü, turizm krizi başımızda kabak gibi patladı. (Neyse ki bayram geldi de oteller ve esnaf az biraz nefes alacak.) Peki ne oldu? Şimdi kimsenin turizm pazarlamasını bizden çok daha iyi kıvıran Yunan ile dalga geçecek hali yok. Ağzımızı bıçak açmıyor. 

Tüm bunlar yaşanırken, geçtiğimiz hafta umut verici bir şey oldu.
1. Didim ve Leros belediyeleri arasında kardeş şehir protokolü imzalandı. (Didim-Leros arasındaki kardeşlik protokolü resmi anlamda Türk-Yunan devletleri arasında bir ilk)
2. Didim Ticaret Odası, mobil vize ofisi açıyor. Yeterli talep olursa 6 Temmuz’dan itibaren Kos, Kalymnos ve Leros feribot seferleri başlıyor.
Bu ne demek? Bu şu demek; bizden Yunan’a turist gittiği kadar, onlardan da bize gelecek. Tıpkı, Kuşadası – Samos arasında bizden giden geminin oradan dolu geri dönüşü gibi. (hadi inşallah) – Feribot seferleri ile ilgili bilgiye; 0252813 68 13 veya 0535 599 69 00 numaralı telefonlardan ulaşabilirsiniz. Bu arada, madem Leros’a feribot seferleri hem Bodrum, hem Didim’den başlıyor; o halde size biraz Leros ipucu verip öyle bitireyim yazımı...

NEDEN GİDİLİR? Leros; bugüne dek gördüğüm en fotojenik Yunan adalarından biri. Bol bol fotoğraf çekmek, canının istediği yere havlunu atıp denize girmek, şahane yemek, yaşlı mübadil amcalarla sohbet etmek, kahvelerinde frappe içmek için bile gidilir.

Yazının devamı...