"Bahar Akıncı - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bahar Akıncı - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bahar Akıncı - Kelebek

Bahar Akıncı - Kelebek

12 adalar artık bizimdir vre Yorgos!

18 Temmuz 2017

 

 

Önce tam olarak neresidir, hangisidir bu 12 adalar ona bakalım. Madem hepsi yeniden bize geçti, bir fikrimiz olsun, ne aldık, ne verdik. 

 

Komşumuz Yunanistan ile siyasi bir krize dönüşen ve 1947'de imzalanan Paris Antlaşması ile bırakılan 12 ada, Ege Denizi’nde Sisam (Samos) ile Rodos arasında sırasıyla dizilmiş ada takımı. Toplam yüzölçümü 1244 km2 olan adalarda son 3 yıl öncesine kadar yaklaşık 200.000 kişi yaşamaktaydı.

 

Yazının devamı...

Yüzyıllardır bilim bu sorunun peşinde; ¨KADINLAR NE İSTER?¨

14 Temmuz 2017

 

Adam avlamaya gitmiş, sen elinde bir yaprak parçası, susmak bilmeyen veletlerinin mağara duvarlarına çizdiği saçma sapan resimleri temizlemekle meşgulsün. Henüz konuşma icat edilmediği için anlamsız sesler çıkararak ¨yapma çocuum¨ manasına gelecek bir şeyler mırıldanıyorsun.

Henüz Google da icat edilmediği için kök boya lekesi mağara duvarından nasıl çıkar en ufak bir fikrin yok.

(Yıllar sonra hem Google, hem Wikipedia icat olacak, ardından da bir ansiklopedi olan Wikipedia yasaklanacak. Ve böylelikle, dünyada ansiklopedi yasaklayan ilk ülkede yaşıyor olacaksın ama sen şimdi dur, oraları daha hiç karıştırma)

Sakince iç çekip saçlarını tepende şöyle bir döndürüp dün akşamki yemekten artan  tavuk kemiğini saçına takıp topluyorsun. Daha kocanın getirdiği av hayvanları temizlenecek, kapı önü süpürülecek, çocuklar doyurulacak.

Neyse ki, ütü - çamaşır, çocukları okuldan alma, dişçiye götürme, dişçi sonrası oyun parkında eğleme, etüt saati, manikür, pedikür, ağda, özel ders saati, ofis toplantısı, haftalık rapor, kayınvalide kaprisi, görümce gıybeti, sabah koşusu, selülit masajı, süpermarket alışverişi, komşular ne der işkencesi de henüz icat edilmemiş olmalı ki, yan gelip yatmak için günde 2 saatin var. 

Akşam oluyor, gece karanlığı çöküyor. Adam ortada yok. İnceden işkillenmeye başlıyorsun. Av sonrası arkadaşlarıyla mı takıldı, başka kadın mı buldu, ¨başlarım böyle hayata¨ deyip özgürlüğünü mü ilan etti, belli değil. Çünkü ortada cep telefonun yok.

Yazının devamı...

Lavanta Kokulu Kadınlar  

11 Temmuz 2017

 

Vallahi de oluyor, billahi de oluyor.

 

Hem de hiç tahmin etmeyeceğiniz yerlerde.

 

Anadolu’nun orta yerinde.

 

Yazının devamı...

Aç kapıyı gir içeri, gönlüm bekliyor seni

7 Temmuz 2017

Babamın elimden tutup beni Galata Kulesi’ne çıkardığı o sabah. Kirpiklerimin

arasından giren, unutulmaz İstanbul manzarasıyla.

Dünyanın neresine gidersem gideyim, bitmedi aşkım. Bu şehirden uzakta yaşadığım

yıllar boyunca, yaşadığım her şehri de tutkuyla sevdim. Ama İstanbul’a hiç bitmedi hislerim. En çok da festivallerine koşarak geldim. Tiyatro, Müzik, Sinema, Caz.

Para biriktirdim, uçak bileti aldım, otellerde, hostel’lerde, öğretmenevi misafirhanelerinde kaldım. Elimde bir kitapçık o filmden bu filme, o oyundan bu konsere koştum tarifsiz bir mutlulukla. Bir festival gibi sevdim İstanbul’u. Sizin bir metro, bir vapur ya da bir otopark parasıyla ulaştığınız yaşamsal ihtiyaçlarınıza, ben bu şehirden çok uzaklarda yaşayan pek çok sanat sever gibi, biraz daha zor bir bedel ödeyerek ulaştım. Hiç bir festivalin gitmedi kolay kolay tadı damağımdan.

Bu şehre taşındıktan tam bir buçuk sene sonra, İstanbul Caz Festivali’ne, diğer festival sponsorları gibi hiç bir karşılık gözetmeksizin 24 yıldır konaklama desteği veren The Marmara Otelleri’nin davetlisi olarak katılmak, her konseri izleyip, gelen konuklarla minik röportajlar yapacak olmak ve onların gözünden İstanbul’u size aktaracak olmak benim için çok kıymetli.

 24.İstanbul Caz Festivali, böyle geri gelir şehre festival havası!

¨Şimdi biz neyiz biliyor musun?

Yazının devamı...

Aşkı ölmek sanan küçük kadınlar kulübü

4 Temmuz 2017

Tek dileğim suya kavuşmak. Deniz suyu değil, musluk suyu.

Hisarüstü’nden aşağı sallanmalı bir yokuşta yer alan evime ulaşmaya çalışırken beyaz bir araba, son sürat, yokuş yukarı üzerime geliyor. Araba dediysem, modifiyeli Türkiş uzay mekiği. Ben 20, o ise en az 100 km hızlayız.

Camlar karartılmış, popo kaldırılmış, içeriye 90’lar Erdek diskosunun bir ufağı kondurulmuş. Son anda frene basıp durabiliyor. ¨Napıyorsun yahu¨ demeye kalmadan, pencere açılıyor. Hoop, okkalı bir küfür.

Boş ver şimdi akşam akşam diyorum içimden. Suçlu benmişim gibi patinaj çekerek yanımdan geçip gidiyor. Ki, buraya kadar anormal bir durum yok.

Alnımıza bant yaptırdık Yeni Türkiye’yi.

Yola devam ederken, sağda pembeli bir karaltı.  20-21 yaşlarında kumral bir kız kaldırıma oturmuş ağlıyor. Ders kitapları kucağından yere saçılmış. Ağzının kenarından kan gelmiş. Ön dişinin biri kırık.

İnmem, kızın yanına koşmam, yerden kaldırmam, kitaplarını toplamam,

hepi topu 50 saniye. Allahtan sokak trafiksiz de arkadan gelen giden,

Yazının devamı...

Aynı mutluluğu Çeşme Otobanında da yaşamak istiyoruz

30 Haziran 2017

Patronuna yalvar yakar işten erken kaçmışsın ya da zaten patronsan kimseye hesap vermeden son model arabana atlamışsın. Veyahut uçağa atlayıp İzmir Havalimanı’ndan, sezonda yalvar yakar fahiş fiyata kiraladığın aracını teslim almışsın.

 

İzmir semalarında, klasik bir Cuma yaz öğleden sonrası, yani.

 

Alsancak’tan başlayan trafik, Narlıdere gişelerine kadar gıdım gıdım.

Gişelerde kocaman bir tabela: ¨Bu noktadan itibaren zengin fakir ayrılsın cicim¨. 

 

Sol şerit, Allah ne verdiyse yardırırken, sen düz vites aracınla orta şeritten sakin

Yazının devamı...

Uzay mekiği göndereyim mi aşkım?

27 Haziran 2017


Daha önceden kim olduklarını zerrece bilmediğimiz, ancak Yürüyüş sayesinde,tüm Türkiye’ye isimlerini 365 günde 1 de olsa duyurmayı başaran Alperen Ocakları ¨yürütmeyiz ulan¨ temalı basın toplantısı ile bu yıl da tüm ülkenin gönlünü fethetti. 
Önümüzdeki yıl, ismimi tüm Türkiye’ye onlardan önce duyurmak için,kendilerinden 1 gün önce ¨ben de yürütmem ulan¨ açılımlı bir basın toplantısı yapmayı planlıyorum.


Ancak kafa atmayı beceremediğim, aşağı sarkan bir bıyığım olmadığı, şeytan doldurur diye oyuncak silah bile taşıyamadığım ve tüm basını oraya nasıl toplayacağımı bilemediğim için biraz muallaktayım. 
Benim basın toplantıma gelse gelse, mahallede balkonlardan iple sarkıttığımız sepetlere gazete koyan bakkal çırağı Efe ile Çağlayan Adliyesi önünde emektar daktilosu ile yazı yazan arzuhalci Hikmet Amca gelir. 
Ama Alperen Kardeşler’in basın toplantısına, 7’den 70’e tüm medya kuruluşları geliyor. Hayır, yarın öbür gün bir rock grubu kursalar, konser günü kapıdan bilet bulamayız. Uğraş dur. 

Yazının devamı...

Hepimiz kafa atmayı mı öğrenelim Abidin?

22 Haziran 2017

 

9 Eylül Üniversitesi GSF Metin Yazarlığı Bölümü yetenek sınavlarına girerken siyah beyaz bir fotoğraf koyuyorlar önüme. Fotoğraftaki sahne, 1950’lerin başı, Paris’te bir meydan. 5-6 gazeteci az ileride gerçekleşen bir olaya bakıp ya fotoğraf çekiyor ya not alıyor elindeki not defterine.

 

Sadece sivri çeneli, ince uzun bir adam, elinde ressamlarınki gibi büyük bir eskiz defteri bir şeyler çiziktiriyor. Olayın ne olduğunu göremiyoruz fotoğrafta. Sordukları soru ise şu; ¨Bu gazeteciler nereye bakıyor? 2 sayfalık bir hikaye yazın.¨

 

Döşüyorum Allah ne verdiyse. Bir uydurmalar, bir sallamalar.  Neymiş efendim,

ölüm cezasına çarptırılmış, birbirine çok aşık bir baletle balerin,  o meydanda son gösterilerini yapıyormuş da, tesadüfen orada bulunan büyük ressam Abidin Dino,

Nazım Hikmet’in kendisine sorduğu soruya (¨sen mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?¨) cevap olarak, o büyük aşkın resmini çiziyormuş. Büyük bir aşk, sonu ölüm de olsa mutlulukmuş!

Yazının devamı...