"Aziz Devrimci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aziz Devrimci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aziz Devrimci

Burası cennet mutfağı mı?

Vitrinli dolapta dizili yiyecekleri “Ne yesem?” diye süzerken, içinizden söyleniyorsunuz:

“Azıcık fava mı yesem? Hımm... İçli köfteler pek çekici, mercimek köfteden bi sıkım yenir vallahi, atom da varmış tadına baksam mı? Halep içli kuru dolma mı atıştırsam? Oh oh şunlar kavala kurabiyesi mi? Bir tanesi açlığımı bastırır. Çay demlesem ıslak kek ve tiramisu ile güzel gider.”
* * *
Büyüleniyorsunuz, hepsini tatmak hatta doyasıya yemek istiyorsunuz. Sürekli hayal edip bir türlü yapma ya da pişirmeye fırsat bulamadığınız yiyecekler göz kırpıyor. “Nerdeyim ben?” ikilemi yaşıyorsunuz. “Bu benim evdeki dolabım olamaz” derken bir daha dikkatle bakıyorsunuz yiyeceklere, hepsi doğal ve taze görünüyor. “Cennet mi?” düşüncesi, zevk veren ılık bir su damlatıyor ağzınızdan kalbinize.
* * *
Sarmanın üstünde vişne tanelerini görünce, “Cennette yaprak sarma vişneyle mi pişiyor?” sorusu kurcalıyor kafanızı, soracak birilerini arıyorsunuz. Hemen yan taraftaki büyük camekânın arkasında mantı ‘cümcük’leyen, makarna kesen, milimetrik sardığı sarmayı özenle tencereye yerleştiren hanımefendiler sizi görünce gülümsüyor. Onlar da “Huri galiba” diye içinizden geçirirken, aralarından biri yüzündeki gülümsemeyi bozmadan adeta ışınlanıyor önünüze. Kapıldığınız şaşkınlıkla az önce düşündüğünüz soruyu soruyorsunuz:
“Birkaç kavala kurabiye ve ıspanaklı makarna istiyorum, patlıcanlı lazanya yok mu bugün?”

Burası cennet mutfağı mı


“Diyalog bu olmamalıydı!” diye afallıyorum, ama deminden beri alışveriş için vitrine bakan kadına, düşündüklerimi okuttuğumun farkına varıp uyanır gibi oluyorum. Sıra bana gelince, şaşkınlığımı atamamış olmanın rehavetiyle olsa gerek “Selam Huri Hanım, burası cennet mutfağı mı?” diye çıkıyor ağzımdan soru. Hanımefendi biraz şaşırıyor haliyle, ama toparlıyor. “Hayır, burası Cümcük mutfağı, ismim Şükriye” diyerek, cümcüklüyor sanki, ikimiz de gülüyoruz. “Peki ya bu sarmaların üstündeki vişneler?” Tepsiye gerili streci aralayıp ikram ediyor, “Vişne zamanında, Cümcük’te sarmalar vişneyle pişer” diyor. Tadınca, 365 AVM’de olduğumu unutup yine cennete geri dönüyorum.


ŞEKERDEN ŞEYLER ATÖLYESİ

Pastanelerin sadece pastane olduğu yıllardı. O zaman Hoşdere Caddesi’nde bulunan Funda Pastane’sinin kız kardeşim için hazırladığı doğum günü pastasının süslenmesini bekliyorum. Jilet gibi beyazlar giyinmiş usta gelmiş ve elindeki şanti torbasına doldurduğu kremayla, pürüzsüz duran çikolata zeminin yuvarlak kenarlarına sıkım sıkım desenler oluşturmuştu. Eritilmiş beyaz çikolatayı yağlı kâğıttan hazırladığı huninin içine doldurup ince ucuyla, çizgiler, kıvrımlar, çiçekler resimlemişti. Ben kâğıt üzerine kalemle bu desenleri çizemezken ustanın bir hattat titizliğiyle yazdığı “İyi ki doğdun” cümlesi bir sanat eseri havasındaydı.
On yılı aşkındır kurulan GOP Funda’nın pasta süsleme atölyesinde, Hacettepe Güzel Sanatlar mezunu heykeltıraş Özge Çınar’ın parmaklarıyla şekillendirdiği şekerden heykelini izlerken düşmüştü aklıma yukarıdaki sahne. O gün, ustanın gözlerinde gördüğüm ışıltı hâlâ parlıyordu sanki. “Funda’nın geleneksel ışıltısı olmalı” diye düşündüm. “Sevgi” dedi, ve parmaklarıyla tırnak içine alarak, netleştirdi ışıltının kaynağını sevgili Özge. Sabır ve emek gerektiren bir işti yaptıkları, insanların mutlu günlerini renklendirmek için her şeyin ‘mükemmel’ olması gerektiğini düşünerek şekillendiriyorlardı heykelciklerini. “Sevmeden olmaz!” diyerek onaylarken, elindeki rötuş kalemiyle törpülediği figürüne dikkat kesilmişti, diğer heykeltıraş Gözde Arıcı. Saatlerce çalışarak doğum günü, nişan, düğün ve diğer ritüeller için sanat eseri niteliğinde hazırlanan şekerden heykel ve figürler, büyük bir keyifle yenmeden önce objektiflere yansırken, hem ‘mutluluğun resmi’ hem de emeklerinin ölümsüzleştiği an oluyor. Kıymetini bilmek gerek!

Burası cennet mutfağı mı

OLSA DA YESEK

ÇEŞME’NİN NEZZO’SU

Denizden çıkılınca, hamburgerciye girilir çoğunlukla. Buz gibi içecekle birlikte taze cozurdamış burger-patates, deniz açlığının yürek soğutan üçlüsüdür. İyisini bulmak zordur ama, bulunca da vazgeçilmezdir. Biraz döş ve gerisi löp etten kıyılmış 150 gr köftesi, hamuru sütle kıvamlanmış susamlı ekmeği, karamelize edilmiş soğanı, çıtır turşusu, kavrulmuş ince kıyım mantarı ve tabii ki Amerikan çedar peyniri. “Her şey tam kıvamında dayı, yemen gerek ama önce denize gir” dedi sevgili yeğenim Era. “Niye” dedim, “Eee daha çok acıkıyorsun. daha çok yiyorsun” cevabına kahkahayı patlattım. Çeşme’deyseniz önce Nezzo’ya uğrayın, sonra nasılsa denize girmek isteyeceksiniz.

Burası cennet mutfağı mı

X