"Ayşegül Domaniç Yelçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşegül Domaniç Yelçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşegül Domaniç Yelçe

Tekerlekli sandalye ile İstanbul’da bir gün

Merhabalar sevgili okurlar.

Bildiğiniz gibi, tarih doktoru olan kızım Sabancı Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. 2014 yılından bu yana TÜBİTAK destekli bir araştırma projesi yürütüyor. Bu projede kendisine asistanlık yapan sevgili Ela 2013 yılında Sabancı Üniversitesi’nde tarih alanında yüksek lisansını tamamlamış bulunuyor. Yüksek lisans eğitimi sırasında kızımla beraber engellilerle ilgili projelerde görev almıştı. Ela halen Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi bölümünde yüksek lisans yapıyor. Bu günlerde “Türk ve İslam Eserleri Müzesi Örneğinde Erişilebilirlik” konulu bitirme projesi üzerinde çalışıyor.

 

Kızım Zeynep ve Ela geçtiğimiz Perşembe günü Ela’nın bitirme projesi ile ilgili olarak Türk ve İslam Eserleri Müzesine gittiler. Onlardan, bu vesile ile, kendim için de bir şey istedim. Uzun zamandır toplu taşıma araçlarını kullanarak bir yerlere gitmek istiyordum İstanbul’da. Ancak, geçirmiş olduğum ameliyat bir türlü izin vermedi buna. Ben de erişilebilirlik konusunda biraz daha katkı vermelerini ve ulaşımlarını toplu taşıma araçları ile yapmalarını rica ettim onlardan. Geriye döndüklerinde ikisinin de yüzü gülüyordu. Mutlulukları her hallerinden belliydi. Gelin onları dinleyelim, bakalım neler yapmışlar:

 

“Yolculuğumuzun ilk durağı Ayrılıkçeşmesi’ydi. İstasyona girmeden önce heyecanlı olduğumuzu itiraf etmek zorundayız. Açıkçası biraz korkuyorduk.Örneğin, indiğimiz duraklarda asansör çalışmıyorsa ne yapardık? Ama korkularımızı bastırdık ve istasyona inmek için asansöre bindik.Asansör, diğer tüm istasyonlarda da rastlayacağımız gibi, bütün erişilebilirlik standartlarına uygundu.Sanırım öğle saatleri olduğu için fazla kalabalık yoktu. Engelliler için ayrılan özel turnikeden, engellilerin ücretsiz alabildiği, İstanbulkart’ı okutarak kolaylıkla geçtik. Trene binerken de, yine biraz korksak da, hiçbir sorun yaşamadık. Trende kapıdan girer girmez engelliler için yer ayrılmış olduğunu gördük; oraya yerleşerek Sirkeci İstasyonu’na kadar güvenli bir yolculuk yaptık.

Sirkeci İstasyonu’nun asansörlü çıkışı tam bize göreydi. Yerin dokuz kat altından sorunsuzca çıktıktan sonra, kot farkına uygun olarak yapılmış kıvrımlı rampayı görmek bizi sevindirdi. Çünkü kot farkı olan yerlerde, genellikle, çıkılamayacak/inilemeyecek kadar dik rampalarla karşılaşıyoruz. 50 metre kadar araç trafiğine kapalı bir sokaktan yürüyüp Gülhane Tramvay Durağı’na geldik. Durak, rampası ve engelli turnikesi açısından gayet uygundu. Sadece bir durak giderek Sultanahmet Meydanı’nda indik. Burada karşıdan karşıya geçerken tramvay raylarının üzerinden geçmemiz gerekti. Sağlam bir akülü sandalye ile yola çıktığımız için rayları atlamak sorun olmadı fakat manuel sandalye ile daha dikkatli olmak gerekebilir diye düşündük.  Daha yukarıda bulunan trafik ışıklarının bu noktaya alınması sadece engellilerin değil, tramvaydan inip meydana gitmek isteyen tüm yayaların işini kolaylaştıracak sanırız. Meydanda hiç bir engelle karşılaşmadan müzeye rahatça yürüdük.”

 

Zeynep ve Ela’nın müze deneyimlerini Ela’nın projesi tamamlandığında paylaşmayı düşünüyorum sizlerle. Ancak onların o günkü programı yalnızca müzeden ibaret değildi. Müzenin ardından bir arkadaşlarının da üyesi bulunduğu Chromas Korosu’nun Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşecek olan Bahar Konserini izlemeye gideceklerdi. Şimdi de onlardan İstanbul’un diğer ucuna, Hisarüstü’ne, nasıl gittiklerini dinleyelim:

 

“Sultanahmet’den ayrıldığımızda saat 16.30 civarıydı. Tramvayla Vezneciler Metro İstasyonu’na gitmeyi planlamıştık. Ne yazık ki tramvay çok kalabalık olduğu için binemedik. Bunun üzerine yürümeye karar verdik. Kaldırımlar biraz gözümüzü korkutuyordu aslında, ama bu korkumuz da yersiz çıktı. Sadece Beyazıt’daki büyük otobüs duraklarında geçmesi zor bir keşmekeş ile karşılaştık. Fakat çevredeki insanlar ellerinden geldiğince yardımcı oldular bize. İstanbul Üniversitesi’ni geçtikten sonra Vezneciler İstasyonu’na gitmek için sağa döndüğümüzde inşaat çalışmaları ile karşılaştık. Geçmek için daracık bir yol ayrılmıştı. Taşların yerinden çıkmış olması ve yolun darlığı geçişi oldukça zorlaştıran faktörlerdi. Manuel sandalye ile gidildiğinde ve görme engeli bulunması durumunda yolun bu kısmı oldukça büyük sıkıntı ve tehlike arz edebilir. Sonunda Vezneciler Metro İstasyonu’na ulaştık. Cadde seviyesindeki asansörün önünde uzun bir kuyruk vardı. Ancak bekleyenler bizi görür görmez kenara çekildiler bizi en öne aldılar. Bu da sevindirici bir durum, demek ki toplu taşıma adabı artık toplumumuzda yerleşmeye başlıyor.

 

Bu sefer trende engelliler için ayrılmış bir yer göremedik. Levent İstasyonu’nda inerek Boğaziçi Üniversitesi’ne giden metro hattına geçmeye yeltendik. Asansöre doğru gittiğimizi zannederken kendimizi dimdik yürüyen merdivenlerin önünde bulduk. Tam şaşkın şaşkın bakakalmıştık ki yanımıza bir güvenlik görevlisi yaklaştı; bu istasyonda turnike katına inmek için merdiven platform asansörü kullanıldığını söyledi. Aslında yola çıkmadan önce internetten (http://www.ulasim.istanbul/media/8540/erisim_4500px_3216px-v3r2.jpg) bütün istasyonların erişilebilirlik durumunu kontrol etmiş ve bu istasyonda asansör işareti yerinde rampa işareti olduğunu görmüştük. Bu işaretin merdiven platform asansörü anlamına geldiğini işte şimdi anlamış bulunuyorduk.

 

Tekerlekli sandalye ile İstanbul’da bir gün

 

Diğer yolcuların hayret dolu bakışları arasında aşağı kadar indik. Bu iniş sırasında insanların şaşkınlık ve takdir dolu sözlerini işitmek de ayrıca keyifliydi. İçlerinden birkaç kişinin ‘Aaa babaannemi/dayımı/Mehmet’i de getirebiliriz demek ki!’ dediklerini bile duyduk.

 

Tekerlekli sandalye ile İstanbul’da bir gün

 

Turnikelerden sonra bir engelli asansörüne bindikten sonra perona ulaştık. Sorunsuz bir yolculuktan sonra son durak olan Boğaziçi Üniversitesi’nde indik. İstasyonun çıkışı erişilebilir olmakla birlikte Güney Kampüs’ün ana kapısına nasıl ulaşılacağına dair bir yönlendirme bulunmuyordu. Ayrıca, takip etmemiz gereken yolun kaldırımları tekerlekli sandalyeye uygun olmadığından araç yolundan gitmek zorunda kaldık. Ana kapıdan girdikten sonra ise erişilebilirlik açısından bir sorun kalmadığını gördük. Kapıdan itibaren duyumsanabilir yüzey uygulaması mevcuttu.

 

Konser Boğaziçi Üniversitesi’nin Saatli Bina adıyla bilinen simge yapısındaki Albert Long Hall salonundaydı. Bu salon binanın ikinci katında yer alıyor. Normalin en az  iki kat yüksekliğinde tavanlara sahip olan bu binanın ikince katına çıkmak için de merdiven platform asansörü monte edilmiş. Akülü sandalye ile çıkmak ağırlık açısından biraz riskli, çünkü asansör en fazla 150 kg taşıyabiliyor. Ancak, bu gibi durumlar için girişte manuel tekerlekli sandalye mevcut. Keyifli bir dinletinin ardından, vakit oldukça geç olduğundan dönüş yolculuğumuzu Engelsiz Nakil ile tamamladık.”

 

Zeynep ve Ela keyifle tamamladıkları yolculukları için çok fazla vakit de harcamamışlar aslında. Ayrılıkçeşmesi’nden Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne varışları, beklemeler dahil, yalnızca 20 dakikalarını almış. Müzeden Boğaziçi Üniversitesi’ne gidişleri ise, 35 dakikalık yürüyüşleri dahil, toplam bir saat sürmüş. Hal böyle olunca köprülerin neden her saat bu kadar kalabalık olduğuna bir türlü inanası gelmiyor insanın. Sanırım, her şeyin yolunda gittiğini gören insanlar giderek daha fazla kullanmaya başlayacaklar toplu taşıma araçlarını…

         

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

X