"Ayşegül Domaniç Yelçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşegül Domaniç Yelçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşegül Domaniç Yelçe

Fırat’ın gizli tanıkları…

Merhabalar sevgili okurlar.

Bugün önce Zeugma Antik Kenti’ne, yani Belkıs’a; ardından da Halfeti’ye gidiyoruz sizlerle.
Kültür miraslarımız arasında farklı ve çok özel bir yeri olan Zeugma Gaziantep ili, Nizip İlçesi, Belkıs Köyü sınırları içerisinde Fırat Nehri ve Birecik Baraj gölünün kıyısında yedi tepe üzerine kurulmuş. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerinde yerleşmiş olan Antik Kent; Fırat' nehrinin geçilebilir en sığ yerinde, askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölge olması nedeniyle tarihin her döneminde önemini korumuş. Döneminin en büyük kentlerinden biri olan Belkıs/Zeugma, tarihin değişik dönemlerinde değişik isimlerle anılmış

Büyük İskender’in generallerinden, daha sonra Suriye Kralı da olan, I. Seleukos Nikator kendi adıyla Fırat nehrinin adını birleştirerek M.Ö.300 yılında bu bölgede Selevkos Euphrates adında bir kent kurmuş. Bu kentin karşısına da eşi Apameia’nın adıyla ikinci bir kent kurarak, bu ikiz kenti bir köprüyle birbirine bağlamış. Kommagane kralı Mitridates I. Kallinikos’un, Selevkos kralının kızı Leodike ile evlenmesiyle kent, çeyiz olarak Kommagane krallığına verilmiş. 40 yıl Kommagene Krallığı'nın dört büyük şehrinden biri olan kent, MÖ 31'den itibaren tamamıyla Roma İmparatorluğuna bağlanmış ve ''köprü'', ''geçit'' anlamına gelen ''Zeugma'' adını almış. Kommagene, M.S. 17’de Roma eyaleti olmuş.

FIRAT'IN GİZLİ TANIKLARI - FOTO GALERİ

İhtişamlı ve stratejik öneme sahip Zeugma’yı M.S. 256 yılında Sasani kralı I. Şapur ele geçirerek yakıp yıkmış, daha sonra kent bir depremle alt üst olmuş. Bu tarihten sonra artık Zeugma bir daha kendini toparlayamamış ve eski ihtişamına ulaşamamış. 5. ve 6. yüzyıllarda Bizans hâkimiyetine giren Zeugma, M.S. 636’da Bizans ordusunun Emeviler’e yenilmesiyle İslam hâkimiyetine geçmiş ve önemi azalmış. “16 /17. yüzyıllarda bu bölgeye yerleşen Türk boyları, ilk kez karşılaştıkları antik mimarî eserlerini gördüklerinde, dînî hikâyelerde anlatılan Sabâ Melîkesi Belkıs’ın mâmur ülkesine benzettikleri için buraya Belkıs harabeleri adını vermişler, daha sonra yakınına kurdukları köylerini de aynı isimle anmışlar.” (Yrd. Doç. Dr. Rifat Ergeç, Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı imiş – Birinci Dönem Zeugma Kazıları Başkanı.)

1989 yılında Kültür Bakanlığı, GAP çerçevesine giren baraj alanlarından etkilenecek taşınmaz kültür varlıklarının tespit edilmesi için ekipler oluşturmuş. Bu ekiplerin yaptığı çalışmalar sonucunda, Gaziantep bölgesindeki 5 barajın gölü altında kalacak arkeolojik yerleşim yerleri belirlenmiş. Adana KTVK Kurulunun 23.01.1990 gün ve 514 sayılı kararında da bu yerlerde acilen bilimsel kazıların başlatılması Kültür Bakanlığına tavsiye edilmiş. 1990’ların sonlarında Birecik Barajı’nın bitip su tutmaya hazır hale gelmesiyle birlikte de kurtarma kazıları hız kazanmış. 1997’de, baraj kazan buldozerler Roma hamam kalıntılarına denk gelmiş. Mozaikler Gaziantep Müzesi tarafından kısmen kurtarılmış. Su basmadan, Haziran 2000’e kadar, yaklaşık 900 metrekare mozaik kurtarılmış. Ama nasıl muhafaza edileceklerine, sergileneceklerine dair plâna vakit olmamış.

Kurtarma kazılarına 2000 Haziran ayından itibaren destek veren Packard Humanities Institute arkeologları Zeugma’nın yüzde 30’unun su altında kaldığını tahmin ediyorlar; karşısındaki Apamea kenti ise tamamen sulara gömülmüş.

Sanıyorum Antik Kent’le ilgili bu kadar tarihi bilgi yeter. Artık yolculuk vakti…

Zeugma’ya doğru iki araba yola çıktık. Küçük kafilemiz ben, kızım, arkadaşım Şenay, yardımcımız Mercan, rehberimiz olarak tanıdığımız ama çok geçmeden evlâdımız oluveren Musa, usta sürücülüğünün yanı sıra dostluğunu da bizden esirgemeyen Mehmet kardeşimiz ve Gaziantep’te tesadüfen tanışıp dost olduğumuz genç arkadaşımız Esma’dan oluşuyordu.
İlk durağımız Zeugma Antik Kenti’ydi. Manzara muhteşem… Pazar günü olması nedeniyle ana kapı kapalıydı. Bu da upuzun ve engebeli taş bir yoldan tekerlekli sandalye ile gitmeye çalışmak demekti. Razıydım… Ama engel tanımaz rehberimiz Musa ne yaptı etti anahtarı buldurup bizi içeri kadar aldırdı. Gezeceğimiz villânın önünde gayet güzel bir rampa vardı, sandalyelerimizle rahatlıkla içeri kadar girdik.

Zeugma’da kazılar sonucunda ortaya çıkarılan evler içlerinde bulunan eserlerin nitelikleriyle anılıyor. Üzeri koruganla, yani koruyucu çatıyla, örtülen Dionysos ve Danae evlerinde bir yandan çalışmalar sürerken ziyaretçilere de açık. İçeride kurulan tahta teraslar sayesinde bu antik Roma villâlarından birini ben bile gezebildim.

Fırat’ın gizli tanıkları…

Tekerlekli sandalye kazı alanının tepelerine kadar çıkamıyor elbette. Kafilemizin geri kalanı yukarılara tırmanırken biz de bu fırsatı alanın yerlisi olan kazı çavuşu ile sohbet ederek değerlendirdik. Önümüzdeki mozaiği şöyle anlattı bize: “Büyüklerimiz anlatırdı bize. Bir zamanlar buralarda bir çoban bir kralın kızına âşık olmuş. Kral kızını çobana vermemiş. Ama bir bebekleri olmuş. Çoban kızı ve bebeği sandıkla Fırat’ın üzerinden kaçırmış. Bunlar onlar. Bak kız bebeğiyle sandıktan çıkıyor. Çoban da solda.” Aslında anlattığı hikâye Yunan mitolojisinin ünlü kahramanlarından Perseus’un ve annesi Danae’nin hikâyesi. Danae bir kralın kızı ama ona âşık olan kişi bir çoban değil Zeus’un ta kendisi. Kehanete göre, Danae’nin bebeği kralı yerinden edecekmiş. Durumu anlayan kral baba, kızı ile torununu bir sandığa kapatıp bir nehre bırakmış efsaneye göre. Mozaikte yer alan çoban ise sandığı bulan ve Perseus’u büyüten çoban.

Fırat’ın gizli tanıkları…

Doğusuyla batısıyla Anadolu böyle bir yer işte… İç içe geçen bir kültür mozaiği…

Fırat’ın gizli tanıkları…

Zeugma ve Danae evinden büyülenmiş bir şekilde ayrılarak Halfeti’ye doğru yola çıktık. Yol boyunca doğa ile tarihin nasıl da iç içe geçtiğini gördük.

Fırat’ın gizli tanıkları…

Halfeti’yi dizilerde görmüştüm, yakından görmek kısmet olmaz sanıyordum. Ama işte sonunda Halfeti’deydim. Halfeti, Gaziantep’e daha yakın olsa da, Urfa’nın ilçesi. 2000 yılında Birecik Barajı’na su verilmesiyle birlikte çoğu sular altında kalmış. Bu muazzam yerin suyun altında kalmamış bir köşesi turistik bir köycüğe dönüşmüş. Burada çay ve gözleme keyfi yaptıktan sonra, Musa’nın cesur plânına uyarak Fırat nehri üzerinde tura çıkıyoruz. O teknede olduğuma zor inanıyorum. Bunun için Halfeti’nin yardımsever gençlerine ne kadar teşekkür etsem az.

Fırat’ın gizli tanıkları…

Su altında kalan 35 köyden biri de Savaşan Köyü. Adını bilmeseniz de suyun içinden minaresi yükselen camisini duymuşsunuzdur mutlaka. İşte, elimizi değdirecek kadar yakınındayız.

Fırat’ın gizli tanıkları…

Halfeti’nin karşı yakasına düşen Rumkale 2000 yıldır orada, Fırat’ın kenarında yükselirmiş. Şimdilerde üç yanı baraj gölüyle çevrildiği için bir yarımadayı andırıyor. Kalenin eteklerinde yer alan şehir ise sanırım artık yok.

Kazılarda emeği çok büyük olan arkeolog Rifat Ergenç, bundan altı yıl önce, ancak yüzde onbeş-yirmisi açığa çıkarılmış olan Efesos antik kentinin, yaklaşık 130 yıldan bu yana kazıldığını” hatırlatıyordu. Zeugma ve çevresinde ise sistemli kazıların mazisi daha 30 yıl bile değil. Daha yapılacak çok iş, kurtarılacak çok eser var. Zamana karşı yarışan arkeologlar… Oysa oralarda zaman durmuş sanki…

Ve bugün sizlere Rifat Ergenç’in sözleri ile veda ediyorum: “Umuyoruz ki, bundan sonra baraj yapacak olanlar önce kendilerine göre seçtikleri yeri her alanda iyice inceletirler. Coğrafyası, jeolojisi ve jeomorfolojisi, florası, faunası, sosyal antropolojisi, tarihi, arkeolojisi, etnografyası, folkloru, mimarisi ve tüm ekolojisi vb. konulardaki bilimsel çalışmaları tamamlandıktan sonra ortaya çıkacak duruma göre sağlıklı karar verirler. Fakat, tüm bu ön araştırmalar ve sonradan gerekebilecek çalışmalar için lazım olan maddî ve aynî tüm imkanları hiç eksiksiz karşılarlar ve projeye koyarlar. İşte ancak o zaman, yani bu bilince tüm kurumlarda varıldığı zaman, Birecik Barajındaki Halfeti, Rumkale ve Zeugma ile tüm göl alanında yaşanan ve yaşatılanların diyeti ödenmiş olur.”

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileğiyle.

X