"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

Tayyip Bey’in tepkisini dindar insanlar nasıl değerlendirdi?

Son zamanlarda beni en çok üzen konulardan biri, İslam dininin çoğunlukla kadın üzerinden konuşuluyor olması.  Yani koskoca bir dinin bir cinsiyete kilitlenmiş olması ve Müslümanların tek sorununun adeta tahrik meselesine indirgenmiş olması.

Erkek hocaların gerek güncel gerekse yıllar öncesinde dile getirmiş oldukları kadına dair sözlerinin gündeme getirilmesini ya da cımbızlanarak sunulmasını masum bulmuyorum.  Yalnız, bu durum hocalarının kadınlarla ilgili sözlerini de masum yapmıyor. 

Hocaların sohbetlerinde ayet, hadis veya fıkıh meselelerini anlatırken kattıkları şahsi yorumlara itiraz edenleri din düşmanı ilan etmek,  başka anlamlar yüklemek, birilerine malzeme veriyor olarak algılamak mantıklı bir yaklaşım değil.  Dinin mi itibar kaybetmesi önemli, şahısların mı?

Din adına birbirimizi terbiye etmeyi bırakırsak daha sağlıklı iletişim kurabiliriz diye düşünüyorum. 

Kadınla ilgili üst üste yapılan yorumların toplumda huzursuzluğa neden olduğu bir gerçek. Nureddin Yıldız’ın son açıklamalarından sonra Tayyip Bey ‘in gösterdiği tepki dindar camiayı ikiye ayırdı. Detaylara geçmeden önce Nureddin Hoca ile ilgili bir iki şey yazmak istiyorum.

Nureddin Hoca’nın açıklamalarına itiraz eden siyasetçi ve yazarlara gösterilen tepkilerin nedeni, birilerinin kendisini korumasından ziyade çevresinde ve camiasında sevilen bir insan olmasıdır. Biliyorum, çünkü kendisiyle aynı semtte oturuyor ve şahsen tanıyorum.

Camiasında kendisini sevmeyen tek kişi Cübbeli Ahmet Hoca’dır.  Nureddin Yıldız’a dair meşhur reddiyeleri vardır.

Kadına dair açıklamaları çok daha sert olan hocalar varken Nureddin Hoca’nın hedef alınmasının, dış güçlerden ziyade iç güçlerin işi olduğunu düşünüyorum.

Yazıyı hazırladığım sıralarda Nureddin Yıldız’ın, aralarında Mahmut Ünlü’nün de olduğu hocalarla Nevzat Çiçek moderatörlüğünde bir araya geldiği haberini okudum.  Çiçek, sorunların ve bundan sonrası için neler yapılması gerektiğinin konuşulduğunu yani bir anlamda barışın sağlandığını ifade etti. Sevindim, zira hocaların görüş ayrılığının adeta muhalefet iktidar savaşına dönmesinin ne kendilerine, ne millete ne de devlete bir faydası vardı.

Geçtiğimiz günlerde Yıldız’ın, özellikle evlilik ve dayakla ilgili sözlerine istinaden sosyal medyada “Bu adam, evinde nasıl bir insandır acaba?” yorumları dikkatimi çekti.  İster cımbızlanmış ister orijinal olsun bu tarz söylemler insanların kafasında hocalara karşı bir önyargı oluşmasına neden oluyor.

Haksız da değiller.

Nureddin Hoca’yı ve eşi Hanife Hanım’ı şahsen tanıyorum. Nureddin Hoca’nın eşine karşı ne kadar naif olduğunu da biliyorum. Eşine değil dayak atmak bir fiske bile vurduğunu zannetmiyorum.

17 yaşındaki kızının kendinden yaşça büyük biriyle evlenmesini istemeyen arkadaşımın ricası üzerine kızı evlilikten vazgeçirmek için gösterdiği gayreti de biliyorum.

Bu iki örneği evlilik ve dayakla ilgili bir hocanın hayatındaki uygulaması için verdim. Derdim Nureddin Hoca’nın sözlerini hafifletmek veya şahsını müdafaa etmek değil.  Zaten mesele şahıslar da değil.

Mesele, Nureddin Hoca veya diğerlerinin fıkıh hususlarındaki açıklamaları; Ayet ve hadis izahlarındaki yorumları…   

Gelelim Tayyip Bey’in “İslam’ın güncellenmesi gerekiyor” sözlerine. Kadına dair söylemlere yaptığı sert çıkışı, bir kısım dindarlar “Hocalar, Kur’an da olanları söylüyor. Bir iki yanlış yorum yapmış olabilirler ama Tayyip Bey laikleri memnun etmek için hocaları harcıyor.” olarak değerlendiriyorlar.  Kadınla ilgili söylemleri nedeniyle görevlerine son verilen bazı öğretmen ve hocaların da bu düşüncede etkisi var.

Bunun yanında her gün yeni bir fetva ve yorumla karşılaşmaktan yorulan insanlar da, Tayyip Bey’in bu çıkışını doğru buluyor ve takdir ediyor.

Ben, ne düşündüğümü yazayım. Dindar bir ailede doğdum, karma bir mahallede büyüdüm, sosyal bir hayatım oldu. Hayatım, (ailem dâhil) toplumda kadının yeri ile ilgili mücadeleyle geçti ve hâlen geçmekte.

Genel kanaatim şudur; dini baskılayan, katı bir geleneksel “kadın” anlayışımız var.  En büyük sorun da kadının birey olarak görülmemesi;  kendi sorumluluğunu alamayacağına inanılması. Bekârken, babası ve erkek kardeşleri; evliyken de kocasının sorumluluğunda kabul edilmesi.  Mütemadiyen uyarılması ve kontrol altında tutulması gereken bir canlı.   

Bu düşünce sadece kadına değil Allah’a da haksızlıktır. Zira her birey yaptığından sorumludur, inanan bir kadın da, hayatındaki erkeğe değil Allah’a karşı sorumludur. Kadın, erkeğe zimmetlenmiş bir varlık değildir.

İçinde bulunduğumuz durumda başörtülü bir kadın olarak ben bile kadın söylemlerden endişe ediyorsam, rahatsız oluyorsam, kendimi aşağılanmış hissediyorsam, yaşam tarzı farklı kadınların endişe etmesi kadar doğal bir şey yok.  Üstelik iktidardaki parti muhafazakâr olunca bu söylemlerin ilerleyen günlerde bir kural hâline geleceğini düşünmeleri çok doğal. “Neden böyle düşünüyorlar?”dan ziyade “Neden böyle düşünülmesine izin veriyoruz?”u konuşmamız gerekir. 

Nasıl ki Tayyip Bey’in bu endişeyi görmemesi yanlış bir yaklaşım olacaksa; “Aman hocalar alınmasın, yoksa dindar insanlar bana oy vermez.” diye düşünüp ‘görmezden gelmesini beklemek’ de yanlış bir yaklaşımdır.

“Din, elden gidiyor!” yaygarasını mantıksız buluyorum. Dinin sahibi Allah’tır. İktidarın görevi ise vatandaşların güven ve adalet içinde yaşamalarını sağlamaktır.

 

X