"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

Siyasetçileri ve yazarları kim yıpratıyor?

Geçtiğimiz günlerde Başbakanımız Binali Yıldırım’ın açıklaması vardı. Okuyunca “Durum bu kadar mı iyi özetlenir?” dedim kendime.

Yıldırım’ın sözleri şöyle; “Demokrasimiz sizler sayesinde güçleniyor. Aslında siyasetçi ile gazetecinin kaderi aynı. Biz varsak siz varsınız, biz yoksak sizin de bir noktada işiniz azalıyor. Geçen, Çalışan Gazeteciler Günü’ydü. Bir espri yaptım. Arkadaşlar dedi ki; ‘Bize yıpranma lazım. Eskiden bu vardı, şimdi de olmadı.’. ‘Ya biz de yıpranma almıyoruz.’ dedik. Yani siyasetçi geceden neredeyse gazeteci de orada. Bizim şoförler de almıyor. Korumalar da almıyor.”

 

Binali Bey’e katılıyorum katılmasına ama enteresan olan, kaderi aynı olan gazeteciler ve siyasetçilerin birbirlerini en çok anlaması gerekirken bugün birbirini en çok yıpratan iki sınıf olması. Var olmak için birbirine ihtiyacı olan bu iki taraf neden birbirini yok etmeye çalışıyor anlayabilmiş değilim.

 

Siyasileri takip eden muhabirlerin yıpranma hakkını bir kenara bırakalım. Ben bugün eli kalem tutan gazetecilerle siyasetçilerin karşılıklı yıpratma ve yıpranmalarını gündeme getirmek istiyorum. En önemlisi de okurun yıpranma hakkını gündeme getirmek istiyorum. 

 

Maalesef yazarlarımızın bir kısmı gözlemlerini yorumlayarak okura sunmak yerine, gözüne kestirdiği kişi veya kurumu olumlu/olumsuz yorumlayarak okura sunma gayreti içinde.  Adeta çok okunmak için güçlü bir dost veya düşman edinmek sıradanlaşıyor.

 

Bu ne zamana kadar sürecek bilmiyorum ama kimseye faydası olmayan bir süreçten geçiyoruz.

 

İzlenimim o ki günümüz insanına kendi alanı dar geliyor. Bunun en bariz örneğini de gazeteciler ve siyasetçiler sergiliyor.

 

Bir siyasetçi yazara, bir yazar siyasetçiye çok rahat bir şekilde yüksek perdeden ayar verebiliyor. Artık öyle eleştiri filan çocuk oyuncağı kaldı. 

 

En sert cümlelerle cevap vermek veya had bildirmek revaçta. Kimin gücü kime yetiyorsa tabii.  Bir yazarımız, kendisinin siyasi parti üst yönetiminden daha çok söz hakkı sahibi olduğunu düşünebiliyor rahatlıkla.

 

Oy çokluğunun bir siyasi partiye her şeyi söyleyebilme hakkı tanımadığını savunurken çok okunuyor olmanın sonucu olarak herkese her şeyi söyleyebilme hakkını kendinde görmek tezat değil midir?  

 

Doğrularımızı aradığımızda bulamayacağımız hızla tüketiyoruz.

 

Dün eleştirdiğimiz yazar profiliyle yarın aynı seviyeye geleceksek niye ifade özgürlüğünden bahsediyoruz anlamış değilim.

 

Bırakalım dağınık kalsın.  

 

 

X