"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

Gazeteciler can yakmak için mi yazar?

Deniz Seki, iki buçuk yılın ardından özgürlüğüne kavuştu.

Geçen gün düzenlediği basın toplantısında şöyle söyledi "Hak etmediğim bir cezayı çektim. Bana ‘Şişmanlamış’ diyebilirsiniz, bana ‘Yorgun görünüyor’ diyebilirsiniz ama ne olur benim canımı yakmayın. Çok yorgunum."

 

Nedense dünyadaki tüm tanınmış kadınların en büyük kâbuslarından biri, haklarında “şişmanladı” diye yazılması. Kadın, isterse ölümden dönsün isterse dünyaya bir can getirsin, kısacası ne yaparsa yapsın ama kilolu olmasın. Zira bir kadının başarı ölçüsü; her şeye rağmen, formunu korumasında gizlidir. Bu mantık değişir mi bilmiyorum ama hakikaten can sıkıcı ve onur kırıcı bir yaklaşım.

 

Seki’nin gazetecilere yönelik söylediği “Ne olur canımı yakmayın” sözlerine takıldım ben. Geçtiğimiz günlerde Arda Turan, yazıları sebebiyle gazeteci Bilal Meşe’ye karşı şiddet kullanmıştı. Yöntemi çok yanlış olsa da, Turan’da “Canımı yakmayın” demek istemişti aslında. Aradaki fark ise Seki bunu kadınca, Turan argo dilinde ifade etmişti.

 

İki yıl önce de Ahmet Hakan saldırıya uğramıştı. Gerek Hakan’ın gerek Meşe’nin olayından sonra ortaya çıkan tabloya bakınca umutsuzluğa düşürüyorum açıkçası.

 

Zira şiddet gören kişiye olan kızgınlığımız bizi “Hak etmişti” noktasına getirebiliyorsa, şiddet sahibi kişiye olan sevgimiz bizi “Ama çok üstüne gittiler” savunmasını söyletebiliyorsa; ifade özgürlüğü hususunda iç açıcı bir durum görünmüyor.

 

Toplumumuzda özellikle köşe yazarları haksız bir şekilde konumlandırılıyor. Elbette elinde kalemi var diye kimse diğerini karalamak, aşağılamak lüksüne sahip değil ama siyasetçilerimizin, sanatçılarımızın da yapılan eleştiriler nedeniyle itibarsızlaştıklarını iddia etmeleri çok yanlış.

 

Nitekim Referandum sonrası Devlet Bahçeli’nin, naif bir dil sahibi olan Hürriyet yazarımız Taha Akyol’a bir yazısından dolayı karşı sert çıkışını hayretle takip ettik. Bahçeli’nin partisine yönelik eleştiri yapan gazetecilere “Sen kimsin de partimi eleştiriyorsun?” söyleminin mantığı olabilir mi?

 

Bir yazar şahsi kızgınlığı, hırsı, menfaati vs. için kalemini kullanmadığı müddetçe, ülkesinin siyasetçilerini, sanatçılarını, sporcularını  eleştiremeyecekse  kimi eleştirecek?

 

Bir yazar olarak ne eleştirdiğim kişi veya kurumları ne de takdir ettiğim kişi ve kurumları yazarken siyasi görüşünü veya kimliğini baz alıyorum. Kimsenin onurunu kırmak veya canını yakmak gibi bir düşüncemde olmadı bugüne kadar. Lâkin kimin canının neyden yanacağını da kestirmek çok zor. Mesela siz bir araba yolunu eleştiriyorsunuz, karşılığında o beldenin yöneticisinin canı yanıyor. Ya da siyasi bir uygulamayı eleştiriyorsunuz, parti başkanlarının canı yanıyor.

 

Şahsen bu kalemi elime almışsam ve sorumluluğunu da üstlenmişsem önceliğim yanlış gördüğümü yazmak olmalıdır diye inanıyorum. Ya yazmaktan vazgeçeceğim ya da doğru bildiklerimi yazacağım.  Toplumun önünde olan sanatçı, siyasetçi veya sporcularımız da ya yazılmayı, eleştirilmeyi göze alacaklar ya da işlerini bırakıp evlerinde oturacaklar.

 

Oturup ifade özgürlüğünü ve eleştiri kültürümüzün üzerine kafa yormamız, bu konuda ciddi ciddi tartışmamız lazım.

 

X