"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

Erdoğan ve Gül’ün  yol ayrımı

Abdullah Gül’ün 2019 seçimleri için aday olacağı bir süredir tabanda konuşuluyordu.  Gül’ün, KHK ile ilgili yapmış olduğu yorumlar sonrası hükümetle ters düşmesi, karşılıklı restleşmeler, kapalı kapılar ardında konuşulan bu konunun gündeme taşınmasına sebep oldu.

Henüz resmi bir adaylık açıklaması olmadan Gül ve Erdoğan tarafları diye bir ayrışmaya girilmesini kendimce doğru bulmuyorum açıkçası. Bu şekilde olmamalıydı.

Bu tür ayrılıklarda en çok üzülen ve etkilenen kesim tabandır, gerisininki yalandır. Geçmişte şahit olduğum üzere emin olduğum tek şey, sizin adınıza karşınızdakine küfreden veya hakaret eden adamın yarın çıkıp size de aynı şeyi yapacağıdır. Bazıları için “taraf olma”nın anlamı budur çünkü.

Baştan söyleyeyim, yazımı kimsenin tarafı olarak kaleme almıyorum. Elbette gönlümden geçen bir isim var ama olayların akışını sağlıklı bulmadığım için dile getirmeyeceğim. “Yarın kim güçlü olur?”un hesabını yapıp ona göre mevzilenmeyeceğim. Dolayısıyla, bu mevzulara ne bugün ne de yarın girmeyi düşünüyorum. 

Müsaadenizle konuyla ilgili genel bir değerlendirme yapmak istiyorum. Öncelikle, hemen hemen bütün yazarların yaptığı bir hatayı geçmişe haksızlık etmemek adına düzeltmekle başlamalıyım sanırım...  Gül ve Erdoğan ayrılığı üzerine  “Hayata beraber başladığı dostlarla yollar birer birer ayrıldı.” deyip tarihi süreci Ak Parti’den başlatmak olmaz.

Birlikte yeni bir başlangıç yaptılar ama Tayyip Bey’le Abdullah Bey’in birlikteliği Ak Parti’nin kurulması ile başlamadı.  Geçmiş dönemde, parti içinde kendini anlatamadıklarını düşündüler ve bir oluşuma girdiler.  Kimine göre davaya ihanetti , kimine göre doğru olan davranıştı.

Yenilikçi olarak ilk adımın atıldığı kongrede ben de delegeydim ve  yeni oluşuma Hayır oyu vermiştim. Bugün geriye dönüp o kongrede neden  RED oyu verdiğimi düşündüğümde vardığım sonuç, “Bölünmek  ve eksilmek korkusu” oluyor. 

O gün gittiği için Tayyip Bey’e gönül koyanlardandım. Birlikte siyaset yaptığım insandı, gidince boşluğu dolmayacak gibi gelmişti.  Gidenlerin bıraktığı boşluklar kolay dolmuyor elbette ama hayatın kendisi böyle değil mi?  Siyasetin de aktörleri insan…

O dönemde “Kalsalardı ne olurdu?” sorusunu çok sordum kendime. Yıllar sonra biraz daha olaylara dışarıdan bakmayı başarabildiğim zaman ise yanlış bir sorgulama yaptığımı  gördüm.   İster dava, ister evlilik, ister başka birliktelikler olsun insanların zamanla fikirleri değişebilir, görüş ayrılığına düşebilirler. Böyle bir durumda yapılacak şey ya her şeye rağmen yola devam etmek ya da ayrı bir yola girmektir.  

“Suç, gidende midir yoksa kalanda mıdır?” sorusunun ne bugüne kadar ne de bugünden sonra ortak bir cevabı olacaktır.

Tarihin tekerrüründen kaçamayız belki ama geçmişin hatalarından kaçabiliriz. Bu yüzdendir ki; bir ayrılık olacaksa eğer, bunu yukarıda olanların, tabanı oluşturanları fazla üzmeden gerçekleştirmesini umut ediyorum.

X