"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Tarkan, sen bizim her şeyimizsin!

Tam 9 yıldır Harbiye’de sahne alıyor.

Tarkan, sen bizim her şeyimizsin

9 yıl kısa bir zaman değil.
9 yılda ilişkiler eskiyor, heyecanlar bitiyor, tutkular yok oluyor ama değişmeyen bir şey var, Tarkan’a duyduğumuz ilgi, sevgi...
O hiç azalmıyor!
10 gün içinde 8 konser.
50 binin üzerinde bir izleyici.
Oy, oy, oy!

Tarkan, sen bizim her şeyimizsin

*

Harbiye sanki onun “ev”i ve her gece 6000 kişiyi tek tek ağırlıyor.
Ve hep şunu istiyor:
“Bu anı yaşayalım. Kaygılarımızı, sıkıntılarımızı unutalım, şimdinin keyfine varalım!”
O da bunu yapıyor.
Sadece ev sahibi değil, misafirlerinden biri de aynı zamanda. Sadece eğlendirmiyor, kendi de eğleniyor.
Tarkan başlı başına bir fenomen, onu izlemek için yurtdışı seyahatini değiştirenler, evlilik yıldönümü hediyesi olarak eşini konsere getirenler, askerlik iznini bu haftaya denk getirenler...
İnsanların hayatında özel bir şey yani Tarkan konseri.
2 tane daha kaldı.
Ama ne yazık ki biletler tükenmiş, siz de gelecek sene izlersiniz, hiç değilse gelecek sene kaçırmayın.
Bu sene Alya’nın ikinci Tarkan konseriydi, onun için de artık bir vazgeçilmez.
Zaten bence Tarkan sırrı bu, üç nesil bu adamı izliyoruz, dinliyoruz, seviyoruz, kendimizden geçiyoruz.
Bu sene, kendi evinde, kendi kendine söylemekten zevk aldığı şarkıları da bizlerle paylaştı.
Barış Manço’dan “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”.
Cem Karaca
’dan “Islak Islak”, Kayahan’dan “Yemin Ettim”.
Ben size bir şey söyleyeyim mi.
İnanılır gibi değildi.
Bazıları, “Amma abartıyorsun!” diyor, ama gerçekten eşi benzeri yok.
Bir kere olağanüstü dans ediyor, müthiş bir ritim duygusu var, tabii ki o da yaş alıyor, bedeni kalınlaşıyor ama olsun o kadar iyi ki aldırmıyorsun...
Kılığını kıyafetini de önemsemiyorsun...
O seni alıp götürüyor, gidiyorsun...
Ve bence bunu sesiyle, dansıyla değil “enerjisi”yle yapıyor.
Alya da, 10 yaşındaki arkadaşı Pırıl da, “Hayır, bana bakıyordu!” diyor, ben sesimi çıkarmadım ama bana bakıyormuş gibi de geldi, yanımdaki arkadaşım Esra demesin mi, “Yok be bana baktı!” diye.
Hepimizi özel hissettiriyor.
Bunu da enerjisiyle yapıyor.
Akıyor adamdan enerji izleyiciye.
Bir de çok güzel bakıyor, gülüyor, yüz ifadeleri, beden dili...
Biz onu sadece konser süresince sevmiyoruz, 20 yıl artı 2 saat süresince seviyoruz.
Ajda gibi Sezen gibi o da bizim kişisel tarihimizin bir vazgeçilmez parçalarından birine dönüşüyor, gittikçe klasikleşiyor.
En önemlisi de iyi kalpli.
Adamın içi temiz.
Bir şekilde hepimiz bunu biliyoruz.
5 yıldır albüm çıkarmamış
olsa da, onu seviyoruz ve her şeyini koşulsuz kabul ediyoruz.
E artık bu yazı da...
Tarkan, sen bizim her şeyimizsin diye bitsin!


BAZI GECELER KIZIMIN NEFESİNİ DİNLİYORUM


Tarkan, sen bizim her şeyimizsin


Dün bir hata yaptım.
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na çağrıda bulunup, “Kistik Fibrozis için erken doğum taraması talep ediyoruz!” dedim.
Bu hastalığın “erken teşhis”i için “yenidoğan taraması” yapılması gerekiyor, ben
ikisini karıştırıp, “erken doğum taraması” diye bir şey icat ettim!
Sonra hatamı fark edip internette düzelttim.
Ama baktım ki,
Herkes meselenin ne olduğunu anlamış.
Yine de, doğru cümleyi yazayım, “Yenidoğan taraması istiyoruz Kistik Fibrozis için!”
Sağlık Bakanı diyebilir ki, “Bizde yenidoğan taraması zaten var!”
Evet var, ama “Kistik Fibrozis”in de buna dahil edilmesini istiyoruz.
Sizi dün başlayan İlknur Görgün röportajıyla baş başa bırakıyorum.

Tarkan, sen bizim her şeyimizsin

“Erken tanı” için ne yapmak lazım?
-Devlet tarafından “yenidoğan taraması” yapılması gerekiyor. Bebek doğunca, topuk kanından bakılması gerekiyor. Şu an 3-4 hastalık bakılıyor Türkiye’de. Ama bu yok. Böyle bir çalışma da var halihazırda ama 2-3 yıldır erteleniyor. Biz bu işi hızlandırmak istiyoruz. Devlet, tanı konulunca, haliyle devamını getirmek zorunda kalacak. En büyük hedeflerimizden biri bu “Kistik Fibrozis” birimlerinin ya da merkezlerinin oluşturulması.

“Genetik geçişli” ne demek? Ailede birinde vardı da, kızınız Selin’e geçti mi?
-Yok hayır. Meğer eşim de, ben de taşıyıcıymışız. Genellikle akraba evliliklerinde görülürmüş, oysa biz akraba değiliz.

Akciğerlerde hasar olmaya başlayınca, öksürme de başlıyor değil mi?
-Evet. Daha çok, vücuttaki salgıların yoğunluğuyla ilgili bir hastalık olduğu için, akciğerlerde biriken balgam, katı kıvamda. Atılımı zor. Birikim de, akciğerlerde enfeksiyona sebep oluyor. Zaten yıllar geçtikçe, akciğer kapasitesi tükenmeye başlıyor. Akciğer nakli yaptıranlar var.

Çocuğunuzu rahatlatmak için ne yapıyorsunuz?
-Dizinize yatırıp dövüyorsunuz! “Pat pat pat” sırtına vuruyorsunuz. Akciğerlere yönelik buhar ilaçlarımız var. Buhar yaptıktan sonra vuruyoruz sırtlarına. Bir de benzer bir fonksiyonu gören bir yelek var. Ama fiyatı 15 bin dolar. Ama o yelek çoğunlukla yetişkin dönemde kullanılıyor.

Selin kaç yaşında hastalığını idrak etti?
-Çok küçükken. Öğretmenliğin verdiği bir şey belki de, ben hep açık oldum, hep anlattım. Gizlemedik. Herkes kendi gerçeğiyle yaşıyor, Selin de öyle. Çok hayat dolu bir kızım var.

GEÇ TANI ALAN KAYBEDİYOR

Bir sürü aile biliyorum evlatları geç tanı aldı. Mesela çok yakın bir arkadaşım var, bir türlü oğlunun nesi olduğunu anlayamamışlar. Oğlu küçükken hep doktorlar, “Şuna alerjisi var, buna alerjisi var!” demişler. O da diyor ki, “Bunu yedirmedim, şunu içirmedim. Sürekli, doktor doktor gezdim!” Tanı konduğunda 12 yaşındaymış ve tabii geç kalınmış. Tedaviye ne kadar erken başlarsan, ömrün o kadar uzuyor. Oğlu, geçenlerde vefat etti. Hepimiz kahrolduk. Aslan gibi delikanlıydı, Galatasaray Üniversitesi’ni bitirmişti. 30’una bile gelmemişti.

NORMAL HAYAT SÜREBİLMEK

Tarkan, sen bizim her şeyimizsin

İnsan, evladını kaybedebilme olasılığıyla nasıl yaşar?
-Çok zor. Ama yaşıyorsunuz. Reddedenler de var. Babalar özellikle. “Sen nasıl böyle bir şeyi yakıştırıyorsun çocuğuma! Öyle bir şey yok, bizim çocuğumuz iyi olacak” diyen babalar var. Kabul edemeyen, hatta tedavilerini yaptırmayan. Çünkü görünürde çocukta bir sorun yok.

Selin’e bakınca ne hissediyorsunuz?
-Her annenin hissettiğini. Ama her anneden farklı olarak, yüzüne bakmaya doyamıyorum. Sürekli kendimi “anı biriktirirken” yakalıyorum. Bazı geceler nefesini dinliyorum. “Anne, sen beni dinliyor musun!” diyor. Yine de, gücünüzü çocuğunuzdan alıyorsunuz. Bir taraftan da, ona normal bir hayat yaşatmaya çalışıyorsunuz. Okula başladığında öğretmenlerine, “Evet, ciddi bir hastalık. Evet, tedavileri için çok erken kalkıyoruz. Sürekli ilaç alıyor. Okulda da alacak. Gerekirse, okula da buhar makinesi getireceğim. Evde yine. Arkasından yine “pat pat”larını yapacağım. Siz bütün bunları bilin ama n’olur ona normal bir hayat yaşatın! Kendisini mümkün olduğuna farklı hissetmesin!” diyorum. Hepimizin istediği aslına bu. Normal bir hayat sürebilmek...

X