"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Orada bir felaket yaşanıyor

ORADA inanılmaz bir IŞİD zulmü yaşanıyor.

İnsanlar, kucaklarında çocuklarıyla dağlara kaçmaya çalışıyor. Kaçamayanlar öldürülüyor. Yaşlılar, çocuklar ve tabii kadınlar birinci hedef...
Böyle zamanlarda empati gerekiyor. O insanların neler yaşadığını anlayabilmek gerekiyor. Bir okurum, üyesi olduğu sitede yayınlanan bir yazıyı paylaştı benimle.
Okudum, çok etkilendim.
Etkilenmekle kalmadım, yazıyı yazan kişiyi buldum. Önce yazısını okuyalım, sonra da onunla yaptığım röportajı...

Yardıma ihtiyaçları var

... Yolumuz birkaç şehirden sonra Şırnak’a düştü.
Terminalde beklerken, çay ocağı sahibi amca, bize IŞİD’den ve Şengal’de yaşananlardan haberimiz olup olmadığını sordu.
İstanbul’da duyduğumuz ve gazetelerden okuduğumuz kadarını anlattım.
İçini çekti ve konuşmaya başladı.
“Sizin bildikleriniz bir hiç!” dedi bize.
Daha o gün, Şengal Dağı’nda pek çok çocuğun açlıktan ve susuzluktan nasıl öldüğünü anlattı.
Herkesin kaçamadığını, sınırdan bu tarafa sadece pasaportu olanların geçebildiğini söyledi.
Ben tabi anneliğin verdiği sulugözle, insanlığımızı ne kadar kaybettiğimizi de hatırlayınca, açtım muslukları, ağlamaya başladım...

VİCDANI OLAN KİMSE AĞLAMADAN DURAMAZ!

Amcanın anlattıklarından sonra...
Eşim de ben de Silopi halkının kendi çabalarıyla var ettiği o kampı görmek için yandık, tutuştuk!
Evet, “halkın”.
Devletin bu konuda hiçbir şey yapmadığını, parmağını bile kıpırdatmadığını hatırlatmak isterim.
Bir-iki gün sonra, 49 derece sıcaklıkta, kamp alanına vardık.
Daha ilk anda hüngür hüngür ağlamaya başladım.
Orada vicdanı olan kimse ağlamadan duramaz!
Gördüklerimiz, dinlediklerimiz anlatılacak gibi değil.
Açlıktan ölen bebeğini dağa kendi elleriyle gömen anne mi istersin...
IŞİD baskınından sonra, tecavüz etmesinler diye önce kızlarını sonra da kendisini öldüren babanın hikâyesini mi istersin...
Çünkü IŞİD, kadınlara ve çocuklara tecavüz ettikten sonra ya işkenceyle öldürüyor ya başkalarına satıyor ya da “seks kölesi” olarak kendilerine saklıyormuş.
Yeterli ilaç sağlamadığından, anestezi yapmadan acil vakaları ameliyat eden ve bütün bunları çocuk gibi ağlayarak anlatan bir doktorla da tanıştık.
Bir diğer kadın, yeğenlerinden birinin dağda susuzluktan öldüğünü, 47 günlük diğer bir yeğenin açlıktan hayata gözlerini yumduğunu anlattı...
Yaşlı bir teyze Kürtçe konuşarak bana sarıldı ve ağlamaya başladı.
O ağlarken onunla ağlayabildiğim için insanlığımı birazcık da olsa hissettim.
Kampta sadece 3 doktor var!
3’ü de kendi imkânlarıyla oradalar, Türkiyeli olan Kürt doktor, önce gelen hastalara sarılıp, Kürtçe bir şeyler söylüyor, sonra beraber ağlıyorlar.
Şırnak ve Silopi belediyeleri kendi imkânlarıyla bir şey yapmaya çalışıyor.
En kısa zamanda tekrar gitmeyi düşünüyoruz.
Buradan ne kadar yardım toplayabilirsek, yardımlarla beraber gideceğiz ve o kampta görev yapacağız.
Hepinize yalvarıyorum, n’olur, etnik kökenine ya da dinine bakarak değil, insan oldukları için onların yaşadıkları acıyı içimizde duyalım ve bir şeyler yapalım!
Banu A.


IRKINA YA DA DİNİNE BAKMADAN ELLERİNİ KALPLERİNE KOYSUNLAR

Sizi en çok sarsan, üzen ne oldu?
-O kadar çok şey üzdü ki, ağlamaktan helak oldum. IŞİD köylerini basınca, önce kızlarını, sonra de kendisini öldüren babanın yaşadığı felaketi düşünebiliyor musunuz? Ne kadar ağır bir insanlık dramı!
Peki insanların burada normal hayatlarını sürdürürken, orada böyle bir trajedinin yaşanıyor olmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Değerlendiremiyorum. Ya kimsenin haberi yok ya da ilgilenmiyorlar. Görmezden geliyorlar. Bilmiyorum. “Onlara yardım eden ediyor” diye bir mail aldım, “Onlar zaten Kürt, Kürtler yardım etsin!” diye de var. Ya da “Ülkemizde yeteri kadar sorun var, bir de bunlar eksikti!” diyenler de. Oysa bir çorap, bir bebek bez, bir ayakkabı bir tencere bile onların hayatında çok şey değiştirebilir...
En çok neye ihtiyaçları var?
-Pek çok şeye. Ama en kadınlar ve bebekler zor durumda. Kadınların, kıyafet, iç çamaşırı, ped’e ihtiyacı var. Bebeklerin ise mama, bez, ıslak mendil, biberon vs.
Bu ihtiyaçlar sağlanabilirse nereye gönderilecek?
-Şırnak Belediyesi bir komisyon oluşturmuş. O komisyondakiler, yardımı alıp dağıtıyorlar. Biz de yardım toplayıp yeniden gitmek istiyoruz. Herkesten ricam, ırkına ya da dinine bakmadan ellerini kalplerin koysunlar...

Tecavüze uğramasınlar diye önce kızlarını, sonra kendini öldüren baba

Yaş?
-25.
Eğitiminiz?
-Üniversite.
Meslek?
-Bilgisayar programcısıyım. Ama 8 ay önce doğum yaptım. Şu an çalışmıyorum. 4 ve 7 yaşında iki çocuğum daha var. Full time anneyim.
Şırnak’a yolunuz nasıl düştü?
-7 yaşındaki oğlum, tren delisi. Bayılıyor trenlere, öyle böyle değil. Hayali tren seyahatiydi. İstanbul’da yaşıyoruz ama Eskişehirliyim. Eşim ve çocuklarla ailemi ziyarete gittik. Tatilimize Eskişehir’den başladık yani. Sonra Ankara. Hep trenle. Sonra Diyarbakır. Çünkü Şırnak’ta çok sevdiğimiz arkadaşlarımız yaşıyor, onları ziyaret etmek istedik.
Daha önce gitmiş miydiniz?
-Yok hayır, onlar da yeni taşındı oraya. Biz Diyarbakır’dan Şırnak’a giden otobüsü beklerken orada bir amca vardı. Televizyonda da haberler açıktı. Yerel bir kanalın haberi. Şengal Dağı’nda ölen çocuklardan söz ediyordu. “Aslı astarı ne?” dedik, amca anlatmaya başladı. Kampın da 105 km ötemizde olduğunu öğrenince gitmek istedik, o kampı kendi gözlerimizle görelim dedik. Çünkü burnumuzun dibinde bir şeyler oluyor ve haberimiz yok. Aslında tamamen vicdani sebeplerle gittik. Yapabileceğimiz bir şeyler var mıdır diye. Varmış! O yaralı insanlara, sarılmak bile çok önemliymiş! Çocukları arkadaşlarımıza bıraktık, ama 8 aylık olanını aldım, çünkü hala emziriyorum ve gittik.
Nelere tanık oldunuz?
-Çok fena şeylere! Yazımda da anlattım. O perişan haldeki insanlara yardımcı olmaya çalışan, yerel halk. İnsanlığı bir daha öğrendim diyebilirim. Evde iki tencere pişiyorsa, bir tenceresini oraya veriyorlar. Oradaki gençler, hem tuvalet hem yıkanabilmeleri için bir yer yapmışlar. Halkın dayanışması çok etkiledi beni.

X