O merkezi birlikte hayata geçirelim

HADİ itiraf edelim...

Haberin Devamı

Biz normal hayatımıza döndük, değil mi?
Tamamen unutmadık ama eskisi kadar aklımıza gelmiyor değil mi?
O hunharca işlenen cinayet...
O 20 yaşındaki evine gitmekte olan üniversite öğrencisi...
Katledilerek öldürülen ve öldürüldükten sonra yakılan Özgecan!
Artık flu bir resim.
Hayatı söndü o kızın.
Bitti, toprağın altında şimdi.
Artık “oyun” onsuz devam ediyor.
Bu da bana çok acımasız geliyor.
Güzel hayalleri olan gencecik bir kızın hayatı söndürüldü.
Evet, bu ülkede acı üzerine acı yaşanıyor. Daha birini algılayamamışken, bir diğer cinayet patlıyor. En korkuncu da kanıksıyoruz.
İnsanların katledilmesi, vahşice öldürülmesi olağan hale geliyor.
Bir sonraki acı, bir öncekinin
üzerine biniyor.
Ama Özgecan cinayetinin zihnimizde flulaşmasına izin vermeyelim.
Onu unutmayalım.
Hani bir milattı...
Hani Cumhurbaşkanı bir söz vermişti..
Bu işin üzerine gidecekti.
Ne oldu? Şu ana kadar hiçbir şey!
Ama en azından biz bir şey yapabiliriz. Özgecan’ın hayallerini gerçekleştirebiliriz. O çok iyi bir psikolog olmak istiyordu. Savaşların, zulmün, şiddetin olmadığı, insanların huzur ve barış içinde yaşadığı bir toplumda çalışmak istiyordu.
Hayalleri yarım kaldı...
Üstelik yeryüzünden kaldırmak istediği şiddet ve nefrete maruz kalarak...
Ama bizler onun bu hayallerini gerçekleştirmek adına somut adımlar atılmasına yardımcı olabiliriz.
O acılı ailenin bizden böyle bir talebi var. “Özgecanlar Derneği” kurdular.
Amaçlardan biri de, şiddet uygulayan ve şiddete maruz kalan bireylerin eğitilmesi, bilinçlendirilmesi ve rehabilite edilmesi. İlk adım da Mersin’de kızlarının adını taşıyan bir rehabilitasyon merkezi kurulması... Öyle bir aile düşünün ki, kızlarını öldüren katilleri eğitmek istiyor!
Bundan daha soylu ne olabilir.
Öldürmek yerine, eğitmek.
Aslan ailesi “Özgecan’ın hayallerini gerçekleştirelim” diye bir yardım kampanyası başlattı.
ÖZGECAN yazıp 1396’ya mesaj atarsanız, 5 TL karşılığında siz de bu kampanyaya katkıda bulunabilirsiniz.
Lütfen o merkezi birlikte gerçekleştirelim...Özgecan’ın adını simgeleştirelim.
Bugün ve yarın Özgecan’ın babası Mehmet Aslan röportajını okuyacaksınız...

Haberin Devamı


ÖZGECAN yaz, 1396’a gönder


Haberin Devamı

O merkezi birlikte hayata geçirelim

Türkiye’yi ağlatan Özgecan’ın babası Mehmet Aslan

'Bu rüya değil, bizzat yaşadım. Bembeyaz kanatları vardı kızımın'



O merkezi birlikte hayata geçirelim


Mehmet Bey, yaptığımız röportaj herkesi ağlattı. “Bizi sevgi kurtaracak!” dediniz. Evladını kaybetmiş bir babasınız. Buna rağmen intikam duygularından arınmış bir şekilde konuştunuz...
-Teşekkür ederim.
Kaç gün oldu kızınızdan ayrılalı?
-Günleri saymıyorum, bizimle olmadığı bir an yok ki. 14 Şubat Sevgililer Günü’nde ebediyete uğurladık. 11 Şubat’ta o korkunç olay gerçekleşti.
Zamanla insan kendini yatıştırabiliyor mu?
-Evladınız... Ötesi var mı? Yokluğuna alışabilmek mümkün değil. Benim günlerim, hâlâ zihnimde bir takım şeyleri anlamlandırabilmekle geçiyor. Kabul etme süreci zor. Çetin bir imtihan oldu hepimiz için. Özge’min dünyayı değiştirme, insanları sevgiyle buluşturma gibi hayalleri vardı. Benim güzel kızım, insanları bütün ruhuyla seviyordu. “Dünyanın en iyi psikoloğu olacağım! İnsanları içinde bulundukları psikolojik rahatsızlıktan, maddeselleşmiş olan düşünceden arındıracağım!” diyordu. Böyle bir misyon üstlenmişti. O yüzden onun adına açılacak rehabilitasyon merkezi çok önemli bizim için. Bir anlamıyla onun misyonunu devam ettirmek, kızımızı yaşatmak...
Arada sanki bütün bunlar yaşanmamış da, Özge hâlâ yaşıyormuş gibi geliyor mu?
-Sabah sofraya oturduğumuzda, “Özge nerede?” dediğim oluyor. “Oğlum, ablanı çağır. Onu da kaldır, hep beraber kahvaltı yapalım” diyorum. Sonra bir sessizlik oluyor. Hepimiz birbirimize bakıyoruz.
Sizler için hayatın eskisi gibi olabilmesi mümkün mü?
-Mümkün değil efendim. Biz yarayı kalpten aldık. Ömrümüzün sonuna kadar bu yarayla yaşayacağız. Özge’m, ebedi olan bir âleme, bir melek olarak gitti. Bu söylediklerim inanç değil. Şu an nerede olduğunu gördüm ben...
Nasıl gördünüz?
-Bu anlatacaklarımı rüya değil, durugörü. Bizzat yaşadım. Çok büyük bir alanda, binlerce meleğin olduğu bir yerde beyaz elbiseler içerisinde gördüm kızımı. Bembeyaz kanatları vardı, çok güzel ve çok mutluydu. Yüksek ruhsal tekamüle sahip olduğunu düşündüğüm ruhların arasında kızım sahneye geldi ve herkes onu alkışlamaya başladı. “Güzel meleğimiz başarıyla görevini tamamladı ve aramıza geldi!” dedi uhrevi bir ses. Ve ekledi: “Şimdi sıra sizde, hazır mısınız?” Tekrar ediyorum bunu rüya şeklinde değil, durugörü olarak gördüm. Özge’m öyle muhteşem bir ilahi yapının içerisinde yürüyordu ki, arkasında yüzlerce küçük melek, onun bembeyaz giysisini, duvağını arkasından tutuyordu.
Mehmet Bey, bu anlattıklarınızı okuyanların bir kısmı, “Böyle şey olmaz!” diyebilir...
-Efendim, dünyada böyle bir şeyin olabileceğini bilen çok insan var. Zaten mesele, bunların doğru olmadığını düşünen insanlara doğru olabileceğini göstermek. Bu de sadece sevgiyle görülebilecek, hissedilebilecek bir şey. Yanlış anlaşılmasın, hissetmeyen biri sevgisizdir demiyorum. Sadece ruhsal tekamül açısından daha aşağı bir mertebede olduğu söylüyorum. Amaç da zaten insanların bilinç seviyelerinin yükseltilmesi, genç ruhların yollarını bulabilmesi. Gelişmiş kozmik bilince sahip birçok insan var, indigo çocuklar var mesela. Bu çocuklar, ruhsal tekamül açısından çok yüksek seviyelerde olabiliyorlar. Özge’m de bir indigo’ydu. Sürekli iyilik yapma peşindeydi. O yüzden de açılması planlanan rehabilitasyon merkezi, çok önemli. Bir iyilik hareketinin parçası bu. Bir tür “bilinç merkezi” de diyebiliriz buna. Gönüllerin birleştiği bir gönül evi. Bakın, artık günümüzde haklı olmak ya da haksız olmak önemli değil, dünyada mutlak haklılık diye bir şey yok. Herkes kendine göre haklı. Zulmeden bile kendine göre haklı. O yüzden de birbirini ne kadar sevebildiğin, sayabildiğin önemli...

Haberin Devamı

YARIN: Bugün benim kızımı, yarın sizinkini alırlar!

Yazarın Tüm Yazıları